Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '19

     
    Kategori
    Gezi - Tatil
    Okunma Sayısı
    59
     

    Gezen mi Okuyan mı?

         İlk yazımız olduğu için öncelikle bir tanıtım ile giriş yapmayı uygun gördük.

         Biz yeni evli bir çift olarak seyahat etmeyi gezmeyi ve yeni yerler keşfetmeyi çok seviyoruz. Birimiz akademisyen diğerimiz kurumsal iletişim ve organizasyon uzmanı. Uzun süreler iş tecrübelerinden sonra hayatın hızlı geçtiğini de fark ederek, kendimize biraz daha zaman ayırma kararı aldık ve bu amaçla hayatımızı şekillendirmeye karar verdik. İşe nişan, kına, düğün gibi merasimlerini olabildiğinde az masraflı hale getirmekle başladık ki uzun bir süre borç içinde yaşamayalım, gezelim. Sonra ev işini ve eşyaları da aynı şekilde olabildiğince minimal düzeyde halletmeye çalıştık. Bu fikirle ev tuttuk, içindeki eşyaları hiçbir modaya, akıma veya trende uymayarak kendimiz parça parça, keyfimize göre döşedik. Sonra da ilk bulduğumuz fırsatta bir yerlere gitmeye karar verdik ancak araba olmadan hem para hem zaman hem de mesafe kaybı oluştuğundan, bir de araba alma ihtiyacına girdik. Uzun bir araştırmadan sonra ufak, az yakan 2. el bir araba da alarak, seyahatlerimiz için ortaya çıkan engelleri ortadan kaldırmaya çalıştık. Yola çıktıkça yolun bize öğrettiği her şeyi uygulamaya başladık. Olma ihtimali olan durumlar için alınan kıyafet ve eşyalardan zamanla vazgeçmeyi öğrendik. Arabanın bagajı da buna müsaade etmiyordu tabi. Gereksiz kıyafet değişimlerinden, eşyalardan kurtulunca ikimiz için küçük boy tek valiz yeter hale geldi. Daha sonra yolculuklarda önemli olanın ne olduğunu keşfettik. Gezinin kendisi, görülecek yerlerin kendisi. Bir müddet sonra hatrında üstünde hangi kıyafetin olduğu değil, hangi sokakta güzel bir pencere gördüğün, hangi restoranda güzel bir yerel yemek yediğin ile ilgili hatırlar kalıyor. Bu da valizimizi bir tık daha küçülten bir etken oldu. Daha sonra yolculuğun kendisinin de keyifli olduğunu keşfettik. Yolda eğlenmenin de atıştırmanın da keyfine vararak, yola çıktığımızdan, daha doğrusu şehirden çıktığımızdan itibaren keyiflenmeye başladık.

    Yolculuklarda, seyahatlerde Mottolarımız oluştu.
        Şikâyet etme.
        Sahip olduklarına şükret, sahip olmadıklarına hayıflanma, her zaman daha kötüsü vardır.
        Elindekinin kıymetini kaybetmeden bil.
        Sorunsuz bir hayat olamaz, önemli olan çözüm bulabilmek.
        Hayatta her şey olabilir, her şey insanlar için.
        Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır.
        Kısmet değilse değildir.
        Kendine ket vurmaya bahane arama, vurmamak için yol ara
        Boş zamanda arkadaş arama, arkadaş aramak için zaman yarat.
        Soruna odaklamak çözüm getirmez, çözüme odaklanmak sorunu halleder gibi gibi…


         Bu liste biz gezdikçe uzamaya devam edecektir. Bunlar aynı zamanda birer rehber cümle. Görevi görüyorlar. Seyahatlerimizde en sık yaptığımız şeylerin başında bizden önce oraya gidenlerin yazı ve tavsiyelerini okuyarak bir yol çizmek, onları takip etmek, daha sonra da kendi patikalarımızı oluşturmak ve yeni yerler görmek için sokakları gezmek gittiğimiz yerin yerel kültürüne ait yerlerde kalmaya çalışıp, özellikle de oranın yiyecek ve içeceklerinden tatmak. Seyahatlerimizde genelde ikimizin de beğendiği, merak ettiği bir yer varsa oraya doğru yol alıyoruz. Yolculuk kısmı, sürüş ve duraklardan ben genellikle sorumluyken, nerede ne yapılır, nereye gidilir ne yenir ne içilir kısmı eşime ait olur. Kısaca biz bu kadarız.

         Yazının başlığında “Gezen mi, okuyan mı?” diye yazmamın nedenine gelince, biz gitmeden önce gideceğimiz yerler hakkında bir ön bilgi ediniyoruz, araştırıp okuyoruz. Daha sonra okuduklarımızı canlı olarak görüp tadıyoruz, ona göre karar veriyoruz. Birinin kötü dediğine biz denemden kötü, iyi dediğinin biz görmeden iyi demiyoruz. İyi veya kötü diye değerlendirme yaptığımız her şeye biz de tanıklık etmişsizdir. Aksi taktide başkasının ayak izinden yürümüş, kendi ayak izini bırakmamış oluyorsun zaten. Denemekten çekinmediğimiz için de bir çok yerde bizim de ayak izimiz, patikalarımız oluşuyor. Okuyan elbette bilir ancak; gezen de çok bilir. Gezende okuyandan artı olarak deneyim olduğu için, hatırda daha anlamlı bir şekilde yer edinmektedir. Dolayısıyla fikrimizce gezen okuyandan daha iyidir ancak; yine de en iyisi gezmeden önce okuyup gezmek, işte o zaman deneyimin tadı da kalıcılığı da çok daha uzun olabiliyor. Zira sizi uzun vadede mutlu eden alınan mal mülk gibi maddi nesneler değil, yaşadığınız deneyimlerdir.

         Bir dahaki blog yazılarımızda, daha önce gittiğimiz yerler hakkında yazıyor olacağız. Yazılarımızda, yol güzergâhı, karşılaşılabilecek muhtemel problemler, çözümleri, yeme içme yerleri, fotoğraflar, adresler ile seyahat tavsiyeleri olacaktır.

     

    jale kasap bu blog'u önerdi.

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
     
     

    Öncelikle MB'a hoşgeldiniz. Her ne kadar okumanın tarfi "Yazıya geçirilmiş bir metni, harfleri tanıyarak ve sessizce, gözle çözümleyerek anlamak ya da aynı zamanda seslere çevirmek" olarak tanımlasan da benim nezdimde görmekte bir nevi okumaktır. O yüzden "Çok okuyan mı, çok gezen mi?" dendiğinde ben her ikisi derim zira benim nezdimde her ikisi de bir nevi okumadır. Sağlıcakla Kalın.

    Yorum Dükkanı 
     27.09.2019 1:00
     

    Hoşgeldiniz gençler ..gezmeyi seven biri olarak önerilerinize katılıyorum..ve kesinlikle yeni yerler yeni insanlar tanımak kendini geliştirmek adına daha bir artı katıyor...yolunuz hep açık olsun

    jale kasap 
     05.09.2019 11:50
     
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 2
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 59
    Kayıt tarihi
    : 02.03.14
     
     

    Biz hem iki öğrenci hem de iki çalışan olarak, boş bulduğumuz her anı, yeni maceralar ve keşifler..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster