Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '16

 
Kategori
Yolculuk
 

Gezerken nasıl iş bulunur?

Gezerken nasıl iş bulunur?
 

Merci Creperie, Cali, Kolombiya


Öncelikle iş aradığınızı ona buna söylemeniz lazım. Öyle gezginlerle tanışıyorum ki, inanamıyorum, iş arıyorlar ama kimse bilmiyor, şaka gibi. Şuna söyledin mi yok, buna da deseydin, yok. Öncelikle herkese ama herkese iş aradığınızı söyleyerek başlayın bence iş aramaya. Yoga dersleri vermeye yeni başlayacaktım ki uzun süredir gittiğim epilasyoncum şöyle dedi; “İnsanların öyle kontakları olabiliyor ki şaşarsın, herkese aynı önemi ver, herkese aynı şekilde yaklaş, memnun kalırsa yine yeniden gelirler, büyürsün. Yanlış anlama, bazı müşterilerim vardı, pek durumları yoktu, evlere temizliğe gidiyorlardı, ama memnun kalınca duyuluyor, evlerin sahipleri, onların varlıklı arkadaşları da bana gelmeye başladılar.” Her duyduğumuzu bire bir aynı örnekle tecrübe etmemize gerek yok. Benim nedense çok kulağıma küpe olmuş bir cümledir, çünkü inandım, çünkü hayatımızdan biliyorum, hatta sizler de biliyorsunuz ki hayatımızdaki çoğu şeyi ilişkilerimizle, sahip olduğumuz kontaklarla yürütüyoruz, çözüyoruz artık.

Gezerken de farklı değil, hele iş ararken. Bu hostelde kalırken, e bunlara demedim çünkü aramıyorlar ki demek bizi pek sonuca götürecek bir yaklaşım değil. Belki yandaki restorana sahip olan arkadaşı eleman arıyordur, belki işletmesinde ihtiyacı yoktur ama evinde birine ihtiyacı vardır, onun yoktur ama arkadaşlarının bir yerlerde birine, hatta tam da sana ihtiyacı vardır. Çalışmak istediğinizde, yaşamak için para kazanmak istediğinizde ve yapacağınız iş pek de önemli olmadığında, herkese her türlü iş aradığınızı söyleyerek işe başlayın.

Benimki aynen böyle oldu. Kaldığım yerin mutfağında bilgisayarımla oturuyordum. Cali’de en az bir ay kalacağımı bildiğimden yerleşikken iş bulup, biraz para kazanmak iyi olur diye düşünüyordum. Ama esas, Cali sonrası için gönüllü işler için mailler atıyordum. Masa, diğer ülkelerden gezginlerle doluydu. Konu konuyu açtı, döndü dolaştı, bana geldi. İşlere başvuruyorum ama aklınızda olsun burada da iş arıyorum aslında, dedim. Grubun çok gezeni, çok insan yapanı, yani çok bileni Avustralyalı Hannah “Geçen gittiğimiz krepçi çocuklar birini arıyorlar” dedi. Yaparım dedim hemen, valla yalan yok ne parasını ne şartlarını sordum. Çocuklara mesaj yazdım, “Cuma gel” dediler. Gittim, hoş geldin diyip önlüğü verdiler. Bir de saçıma tülbent. Sadece dedim ki, “Gezginim biliyorsunuz değil mi, ne kadar süre burada olurum bilinmez. Bugün varım yarın yokum yani. Tamam mı?” Tamam dediler. Bir de dedim “İspanyolca bilmiyorum” ona da tamam dedi. Sonunda da patlattım bombayı; “Bence dedim burada çalışmaya en uygun insanım, çünkü dünyada hiç krep yapmayan son insanım büyük ihtimalle.” O Güler yüzün gözlerin yeter dediler, herkes bir yerden başlamalı dediler. 

Merci Creperie, bir aile işletmesi. İki kardeş, Pablo ve Esteban kuruyorlar, sonra Esteban kendisi için başka bir girişimde bulunuyor. Onun yerine arkadaşları Julian devralıyor ikinci ocağı. Pablo’nun kız arkadaşı önde siparişleri alıyor, baba gün içinde taze alınması gereken manav alışverişini yapıyor ve krep karışımlarını hazırlıyor, anne joker eleman her yerde. Bir de aşçıları var, önden etleri yarı pişmiş hale getirip, sosları hazırlıyor. Yani tam anlamıyla bir aile işletmesi. 2 adet yemek kamyonetleri var, yakışıklı giydirilmiş. Babaannelerinin evinin önüne kuruluyorlar, elektriği çekiyorlar oradan, sadece Cuma ve Cumartesi akşamları 7-11 saatlerinde hizmet veriyorlar. 

Kuruluş hikayeleri ise şöyle; Kolombiya’da Kolombiyalıların çok gurur duydukları bir yerel restoran zinciri var, Krepes&Waffles. Tanıdığım hiçbir Avrupalı gezgin kreplerini beğenmedi, ben dahil. Ama restoranın bence önemli noktası tüm çalışanlarının yalnız kadınlar, anneler olması. Neyse, Esteban 5 sene Fransa’da okuduktan sonra ülkeye geldiğinde buraya götürüyorlar ve hiç beğenmiyor, krep işini başlatıyor. Aynı zamanda herkesin kendi işleri de var tabiî ki gün içinde.  Güzel bir aile, lezzetli tarifler. 

Bana gelirsek; 

  • Birkaç hafta sonu cuma&cumartesi herkes gezerken ben çalıştım. 
  • Krep yapmayı öğrendim. 
  • Çok istediğim foodtruck(yemek kamyonu) denilen minicik mutfakta yer aldım. 
  • Hayatımda hiç saatli çalıştığım üstüne tip/bahşiş bölüştüğüm bir işim olmamıştı. Her seferinde başka başka paralar kazandım. (istemediğimden değil, ne zaman böyle bir işte yazımızı geçirmek istesek babam, “sizin işiniz dersleriniz, benim işim para kazanmak, gerek yok, hayır, izin vermiyorum derdi, ama yaz oldu şimdi artık dediğimizde de şimdi de dinlenme zamanınız derdi O böyle durdururdu bizi gençken. Sağolsun, etmeyiz şikayet. Büyünce de bilmem ne firmasının bilmem nesi olmak istiyorsun zaten, hayalin o kadar olabiliyor, varsa yoksa rapor yaz ama hiç mutlu olma)
  • Aynı anda kalabalık gruplar gelince mutfak nasıl sıkışıyormuş onu gördüm mesela. 
  • Yanlış sipariş canmış, arkada, ekipten aç birini nasıl memnun ediyormuş, öğrendim.
  • Sıklıkla “32me doğru, garson ve mutlu” Fulsen’i andım. (Fuls yazıyor’un ilgili yazısı için lütfen tıklayın.) Baktım ki, Türk kadın gezgin olarak, Kolombiyadayım, 32 yaşındayım, mutfak çalışanıyım ve çok mutluyum!Her gece bir bedava krep gömdüm.
  • Hep %10 bırakmaya alışkın olduğumuz bahşişlerden sonra bahşiş bırakmak ne kadar önemli, o sırada görülmeyen ama sonrasında insanları mutlu eden bir şeymiş, öğrendim.
  • Saatine 5.000 peso, yani toplamda 25.000 peso, yani bir gece, 4-5 saatte yaklaşık 20TL kazandım.
  • İnsanlar pek tip vermiyorlarmış, onu gördüm. Yani sonuç olarak 20TL kazanmaya devam ettim. Hadi bazen 25TL tiplerle O 
  • Herkesin sorduğu; “ne yapacaksın, korkmuyor musun, nasıl para kazanacak nasıl yaşayacaksın, iş buldun mu…?” sorularına verdiğim “bulurum bir şey ya, hiç korkmuyorum” cümlemi tecrübe etmenin haklı gururunu yaşadım. 
  • Belki bir gün benim de gözleme arabam olur diye hayallendim, sonra “ben gözlemeye gözleme demem yanında demleme çay olmayınca, kaldı ki buralarda yufka yok, ben kim yufka açmak kim” diyerek hızlıca vazgeçtim O
  • Bir iki günde müdavim müşterilerinin olup, “Mukta’nın pestolusundan yemeğe geldik” demesi insanı bu kadar mı mutlu edebilirmiş, ne küçük mutluluklarım varmış, yeniden gördüm O

Gördüm ki insanlar seni tanımayınca, nutella, brownie, çilek, muz ve kreple dolu bir kamyonu sana emanet edebiliyorlarmış mesela O enteresan! Anam, babam, dostlarım yapmaz, bilirler sermayeyi kediye yüklediklerini zaar.

Evet, şimdi, krep isteyen parmak kaldırsın?

 

30.03.2016

www.mugeyleyoga.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 556
Kayıt tarihi
: 09.06.15
 
 

Yoga eğitmeni ve öğrencisiyim.  Ağustos 2015 tarihinden beri de aslında gezginim.   Uluslar arası..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster