Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '13

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
856
 

Gezgin Ada Fatsa'da

Heyecanla valizimize koymamı istediği kıyafetlerini getiriyor ve itinayla katlamaya çalışırken öyle sevimli ki benim minik yol arkadaşım, minik Ada’mım... Yatmadan önce bir kez daha anlattırıyor: saat kaçta evden çıkmalıyız, Denizler ile nasıl buluşacağız, uçağımız saat kaçta, gittiğimiz yerde denize girebilicek miyiz?

Havaalanında buluşuyoruz;  iki afacan ile iki anne yeni bir maceraya hazırız, bekle bizi Karadeniz geliyoruz!!

Ada’nın sahanda yumurtasına öyle kaptırmışız ki kendimizi, uçağa en son biz biniyoruz. Bir tarafta iki cırcırböceği çocuk, diğer tarafta meraklı bir kadın ve kedisi; çocukların yanındaki koltuğu seçiyor; zavallı Melike’yi geveze teyzenin sorularıyla başbaşa bırakıyorum. Tüm yolcularda genel bir sükunet ve uyku havası hakim ancak bizim ufaklıklarda ses kontrolü ayarlanamamış koyu bir muhabbet var... 

Samsun Çarşamba Havaalanına iniyor, valizlerimize kavuşuyor ve araç kiralama ofisini buluyoruz. 6 gün süresince ayağımızı yerden kesen aracımız otomotik vites dizel motorlu bir Hyundai.

Havaalanı - Fatsa yolu rahat ve keyifli geçiyor;  Fazilet Teyzemiz mükellef bir sofra kurmuş bizi beklemekte. Deniz anneannesine kavuşmuş olmaktan pek memnun.

Yemek üstü yorgunluk kahvesinin ardından “haydi” diyoruz “gezmeye!”

Fazilet Teyze şaşkın, yoldan geldiniz bugün dinlenseydiniz...

Biz çalışan annelerin lugatinda “yorgunluk-dinlenme” yoktur ki...

Anneler önde, çocuklar arkada kemerler takılı ve ortalarında da Fazilet Teyze yola koyuluyoruz. Karadeniz kıyısının virajlı yollarında arkadan gelen şen kahkahalarla yol pek bi eğlenceli.

Yason Burnu Kilisesi ve Feneri tüm ihtişamı ile nihayet karşımızda.

1868 yılında inşaa edilmiş ve 2004 senesinde restore edilmiş Yason Kilisesi gözün seçebileceği tüm yeşil, mavi ve gri tonlarının tam ortasında. Rüzgar fısıldıyor sanki efsanesini: Ailesine ait olan kutsal altın postu geri alabilmek uğruna Karadenizin azgın sularına yelken açan, kralın kızı Medeia ya aşık genç Yason’un maceraları. Mutlu sonla ve düğünle biten bu mitolojik hikâyeden isim alan kilisenin her yeri  “aşk” kokuyor sanki...

Dalgaların dövdüğü sarı renkli kayalarla kaplı Yason Burnunda bir önceki gün ki uçurtma şenliğinden kalan uçurtmalar ellerinde devamlı koşuyor bizimkiler..

Ben ise tenimde tuz, şiir yazmak – ebru yapmak – aşık olmak istiyorum....  

Kıvrım kıvrım Karadeniz yollarının her dönemecinde muhteşem bir manzara bizi bekliyor: Çaytepe -  Pelitdibi – Belicesu

Bir yanda yesil dağ yamaçlarında kırmızı damlar, diğer yanda köpük  köpük karadeniz sularının vurduğu minik balıkçı kasabası sahillerine nazır çaylar & kahveler içiliyor ve fallar kapatılıyor. Yason etkisindeyim hala, her fincanımda aşk kırıntısı arıyorum itiraf etmesem de.

Yalıköy’ün nehir kıyısındaki pazarını gezip sahilinde haşlanmış mısır keyfi yapmaya niyetlenip hüsrana uğruyoruz. Mısır hasadı zamanı değilmiş, yediklerimiz Adana mısırıymış...

Gaga Gölü kıyısında etraftaki çöpleri görmemeye gayret edip dinlendirici manzarasına odaklanıyoruz. Göl kıyısında bir yürüyüş yolu yapmak ve çay-kahve imkânı sunacak bir tesis kurmak bu kadar mı zor acaba diye düşünmeden edemiyorum.

Çaka’nın uzun kumsalı eminimki dalgasız günlerde denize girmek için mükemmel bir seçim olurdu.

Bolaman’da çocuklarımız ellerindeki ağaç dallarıyla dalgalarla şövalyecilik oynuyor biz iki anne bu anı kameralara kaydetme derdinde iken kareyi tamamlayan görüntü ise Fazilet Teyze’nin cep telefonunda... Dalgaların vurduğu ıssız sahilde terk edilmiş kırmızı salıncakları görünce içimdeki fotograf aşkını zaptedemiyor ve Melike’yi kendime kurban seçiyorum. Kahkahalarla dalgalardan kaçmaya çalışma oyunu oynayarak imzamızı atıyoruz Bolaman sahiline ve dördümüz de epey ıslanıp günü ıslak ayakkabılarla tamamlıyoruz...

Mersin köyü yakınlarında keşfettiğimiz Botanik Bahçesinde hem göz hem de mide ziyafeti çekiyoruz. Çeşit çeşit renk renk bitki ve ağacın arasında dolaşıp “taflan” meyvesinin tadına bakıyoruz. Bir ara kendimi öyle kaptırmışım ki, “kiwi fidesi “ satın almaya bile niyetleniyorum.. 

Sahil yolunda her manzaralı alanda mola vererek ulaştığımız Ordu ilinin girişinde görkemli bir yapı bizi karşılıyor: bir dönem cezaevi olarak da kullanılmış olan ve 19.yy mimari özellikleri taşıyan Taşbaşı Kilisesi.  

Buralara kadar gelip de bu farklı macerayı yaşamadan dönmek olmaz diyerek, bizi Boztepe’ye ulaştıracak olan teleferiğe hızlı adımlarla atlıyoruz zira 8 kişi kapasiteli kabinler hiç durmadan sürekli hareket ediyorlar. 5-6 dakikalık kısa yolculuğumuz sonunda ulaştığımız Boztepe’de manzara keyfi yapıyoruz.

Paşa Konağı ya da daha bilinen adıyla Etnografya müzesi zengin taş işçiliği ve tüm ihtişamı ile bizi karşılıyor. Müze gezi projesi ödevini burada yapmayı planlayan Ada heyecanla dedesinin hediyesi makinesiyle kare kare fotograflar çekiyor. Gişe memuru da onun heyecanına kapılmış olsa gerek birlikte her odayı geziyorlar. 19.yy sivil mimarinin güzel bir örneği olan binanın taşları Ünye’den ahşap malzemeleri ise Romanya’dan getirtilmiş. Üç katlı konağın bahçesinde fıskiyeli bir havuz bile var.

Oğlanlara verdiğimiz dondurma sözünü tutabilmek uğruna Ordu şehir merkezinin tek yön sokaklarında birkaç turun sonunda ulaştığımız Penguen’de dondurma yemeğe doyamıyoruz. 

Güneşin ortaya çıktığı son üç günümüzün tamamını Fatsa girişinde yer alan Dolunay mevki ve Çamlık alanında geçiriyoruz. Burası yöre halkının hem piknik yaptığı hem de denize girdiği güzel bir kumsala sahip girişi ücretsiz bir alan. İlk günümüzde plajın cankurtaranı yanımıza bizzat gelerek kendini tanıtıyor ve endişelenmeden rahat rahat yüzebileceğimize bizi ikna etmek için Ada’yı elinden tutup onunla denize giriyor. Bu ilgiye şaşkın ve dalgalı deniz tedirginliğinde çaresizken Melike duruma el koyuyor, oğlumu kıyıya getiriyor. Tüm gün denizde ve kumda oynayan ve acıkan miniklerimiz Çamlık Restaurantta iştahla pidelerine gömülüyor. Güveçte balığınında lezzetli olduğunu öğrenince ikinci gün burada balık keyfi de yapıyoruz.

Fatsa’nın girisinde dağ yamacında çam ağaçları içinde yer alan Fanizan isimli çocuk uyumlu restaurant ve bungalow tipi konaklama tesisinde çok keyifli bir öğleden sonra geçiriyoruz. Ada kümes hayvanlarının özgürce dolaştığı bahçeyi ve çocuk oyun alanını keşfederken, Deniz basketbol sahasında çok mutlu.

Fatsa merkezindeki Orkide pastanesi poğaçaları ve portakallı dondurmasıyla hafızamızda yer ediyor.

Fatsa’da tanıştığım yeni bir lezzet ise, “kuru yufka” ile yapılan börek. Istanbul’da da kuru yufka bulabileceğimi öğrenip seviniyorum, alıp denemeliyim muhakkak.

Vonalının Yeri’nde gün batımına sırasında keyif sofrası kuruyoruz. Değişik turşuların tadına bakıp Ada’nı ısrarı ile bir kavanoz “erik turşusu” satın alıyoruz. Mısır ekmeklerini iştahla ısıran çocuklarımız pek mutlu, bu güzel tatilimiz bitsin hiç istemiyoruz.

Fındık paketlerimizin, turşu ve reçel kavanozumuzun ağırlığı bizi zorlayacağından hiç tereddüt etmeden kolimizi Yurtiçi Kargo’ya emanet ediyoruz.

Son gün, her anı değerlendirmek adına erkenden Çamlık’a gidiyor ve henüz kimsenin ayak basmadığı kumsalda deniz keyfi yapıyoruz. Akşamüstü Deniz’in 7 yaş doğumgünü pastasını da üfledikten sonra Ada ile dönüş yoluna koyuluyoruz.

Hepimiz biraz hüzünlü ve buruğuz. Harika bir tatildi ve sayılı gün ne çabuk geçti. Doyamadık buraların denizine dalgasına. Doğru düzgün uçurtma keyfi bile yapamadan bitti tatilimiz...

Ada’nın Fatsadaki anneannesine yani Fazilet teyzemize bol bol teşekkür ediyor, Melike ve Deniz i öpüp yola koyuluyoruz.

Samsun yolunda epey kamyon trafiği var ve yol sanki daha uzun sürüyor. Ada arkada derin bir uykuda olmasaydi sık sık ne zaman gelicez diye sorardı.

Havalanında aracı teslim edip valizimizi de verdikten sonra uçak saatini bekliyoruz.

Neyseki uçak tam vaktinde kalkıyor ve Sabiha Göçken’e zamanında iniyoruz. Valizimizi alıp hızlı adımlarla arabamıza atlıyor ve Bostancıya ulaşıyor ve koşarak yakalıyoruz Büyükada motorunu.

Adanın uykuya dalmadan önce son sözleri: seneye uçurtma şenliği tarihini öğrenip öyle gidelim Fatsa’ya olur mu annecim?   

Meltem Berk (Temmuz 2013)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Adınıza çok sevindim; bir tatil, sonunda ne kadar çabuk bitti dedirtiyorsa güzel geçmiş demektir. Sizi okumaktan her zaman büyük keyif aldım, alıyorum.

Burak Bosphorus 
 17.07.2013 17:05
Cevap :
Teşekkürler... Öyle güzel yerler gezdikki doyamadım.. Ben de sizi keyifle okuyorum.  17.07.2013 17:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 320
Kayıt tarihi
: 24.04.12
 
 

Notre Dame de Sion Lisesi ve İstanbul İktisat Fakültesi İktisat Bölümü mezunu, hayatla mücadelesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster