Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '14

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
302
 

Gezi'de Sonbahar mı? Katedral bahçesinde utanç (Shame) heykeli mi?

Gezi'de Sonbahar mı? Katedral bahçesinde utanç (Shame) heykeli mi?
 

Gezi'de Sonbahar, düşüş mü çıkış mı?


-- 
Kadıköy'de giden başkan Selami Öztürk'ün giderayak bir parka koyduğu, Heykeltıraş Prof. Rahmi Aksungur’un yaptığı ve “Gezi’de Sonbahar” adını verdiği heykeli gördüğümde Gezi'den bu duygu ve form çıkmaz dedim içimden. Pek çok şekilde Gezi, hayatımızı ve özgürlük anlayışımızı değiştirdi, dönüştürdü ama konuyla görsel yada formsal ilişki içermeyen bu heykelin alel acele bir parka yerleştirilmesi karşısında da çok iyi hissetmedim kendimi.
 
Bu heykelin örnek karşılaştırmasını Beşiktaş meydana çakılan kazık-heykelle ilişkilendirebilirim ancak. Bir heykel bir prof, ya da üniversiteden bir öğretim görevlisine yaptırınca mutlaka doğu, estetiği sağlam ve iyi çözülmüş olamıyor maalesef. başkalarının ani kararlar verip şehrin, parkın estetğine çoğu zaman aykırı yapılıveren işleri eleştirirken Kadıköy CHP li, heykeltraş bizden diyerek bu pespayeliğe ses çıkartmamak bize yakışmaz.
 
Öncelikle sözkonusu heykel Gezi ile muhakkak ilişkilendirilme zorunluluğu koyan ismini bilmeden bakan birisine bir utanç, (shame) algısı yüklemekte. Bir kilise bahçesinde fahişelikle ilgili gönderme, utanca dikkat çekme isteğindeki kilse kurumsalının üzerine atlayacağı bir derin utanç formu karşımızda duran. Kolun yüzü kaptama şekli, açısı ve yüzün bedene doğu eğiklik açısı Gezi'deki kırmızılı kadınla ilişkilendirilen duygu ile ilgisi olmayan bir form olarak yaratılmış. Kırmızılı kadın, dışa açık, duruşuyla kendi içine dönük utancı örten değil karşıdakini yaptığı ile utandıracak bir form ihtiyacı ile çözülebilecek bir şey. 
 
Heykelde formla çözülemeyen mesaj ve estetik algı konusunda Kırmızılı Kadını işaret etmek, o burada demek için de heykeli kırmızı yapmak derde çözüm olmaz. Elde edilen formla uzaklaştığın duygulara renkle gelebilmek zordan öte imkansız. Bedeni tümüyle izlediğimizde, baktığımızda sağ elin arkada aldığı pozisyon, sol ayağın geride duruşu bu heykelin bir gerileme, bireyin duyduğu utancın etkisiyle attığı geri adımlarmış gibi hissettirdi bana. 
 
Gezi'de olmayan duyguları Gezi'ye atfedilen bir heykel üzerinde görmek te memnuniyetsizlikten öte irrite edici bir duygu yaratıyor insanda. Düşen çınar yaprakları formunun heykeldeki karşılığı da direnci değil düşüşü simgeliyor. Belki de gerçekten isimden Gezi çıkarılırsa heykeli daha anlamlandıracak bitiş, baharın sonu, utanç, içe kapanış, gerileme gibi ana duygular, temalar oluşturuyor insanda. Bu da bu heykelin bir başka duyguyla üretilip Kadıköy'de bir parka konumlandırıldığını düşünüyorum. Keşke adına Gezi'de sonbahar denmeden bir başka şeye atfedilebilseydi diye geçiyor içimden. %70 lik büyük halk desteği ile beden emekçisi kadınları hatırlamak için iyi bir nedenimiz olabilirdi. Kırmızı günahı, istemeden yapıldığı için de utanç ağırlık kazanırdı duygularımızda.
 
Heykelin başka bir bağlamda başarılı bulunabilecek formu, siyasi karar çerçevesinde adapte edilen Gezi'ye atfedilerek bir park yolculuğuna çıkıyor. Burada akla gelen belediye başkanlarının parklar, orada sergilecenecek eserler vb konularda nasıl kararlar alındığına, alınması gerektiğine götürüyor insanı. Sanatta bir türlü çözemediğimiz, çözülemeyen uygunluk/yeterlilik/aynı bağlamda olup olmadığı meselesi yenidenkarşımıza çıkıyor.
 
Yaygın toplumsal olaylarla ortaya çıkmış duygudan imbikle kendine duygu aktarma/çekme çabası bir kez daha bu heykel, seçim ve yerleştirme ile karşımıza çıkıyor. Sanatçının desteklenmesi alan, park ve meydanlara heykel yada objelerle değer katılmasını doğru buluyor ama bunun çok önemli çaba gerektirdiğine inanıyorum. Yıllardır belediyecilikte olan Selami Öztürk'Ün Kadıköy de hatırşinaslıkla anılabilecek sokak, meydan, park estetiği oluşturabildiğine bu konuda çaba içerisinde olduğuna inanmıyorum. eçmiş dönemi açısından düşündüğümde Kadıköy'de sanat alanlarında özel girişim, etkinlik vb şeyler hariç çok başarılı bulmadığım bir süreç olduğunu da belirtmeliyim.
 
Bu düşüncelerim koltuğu yeni devralan başkanın da nasıl etsem de geleceğe değerlenmiş alanlar, parklar, meydanlar bırakabilirim sorusunun cevabını içeriyor. Kadıköy Belediyesi belki de %70 halk desteğiyle oluşturacağı sanat kurulu ile sokakları, parkları ve meydanları açık sanat alanlarına, galerilere ve atölyelere dönüştürür. 
 
Millet iradesi her şeyse, Kadıköy'de %70 millet iradesi de belediyenin ardında en büyük güçtür, belki bu bağlamda Kadıköy Belediyesi ilk sanat özerkliğini ilan edebilir, sanat ve kültür vahasına dönüşebilir.
 
For English
 
When I saw the statue that Selami Öztürk had gotten built in Kadıköy ,which was named ''Autumn in Gezi'' and was created by Prof. Rahmi Aksungur, before his term ended as minister I thought to myself this feeling and form couldn't have come from Gezi. In so many ways Gezi changed our lives and perspectives on freedom but It didn't make me feel good that a statue that has no relation to it visiually or by form was placed at a park this rushed.

As an example to this statue I can compare it to the one in Beşiktaş. Just because something is done by someone from an university with a teaching rank unfortunately does not mean that it is esthetically solid nor well placed. Since we always find ourselves criticizing when someone else does something to a park or a place this rushed and esthetically wrong,it is not right or suited to stand aside just because the leading party in Kadıköy is CHP or the name of the statue is cause we believe in. 

Firstly, if we look at the statue without knowing it's name it wouldn't give us anything but shame. Just like the shame Church would try to put on people by showing how shameful it is to be a whore in their own garden. The way the arm covers the face, it's aim and the aim of the face towards the body has nothing to do with the feeling we associate with the woman in red at Gezi. The woman in red with her brave and open stand isn't to cover up the shame she feels but to make the ones stand against her feel shameful. 

It doesn't help when they try to fix the flaw of the statue's form by painting it red so it would associate with woman in red. you can't expect some coloring to fix when the form you got couldn't have been further from the true feelings. To me when you watch the whole body, the way right hand stands behind her back or how the left feet stands behind feels like a recession as if those steps were taken back out of shame. 

Seeing some feeling that wasn't present at Gezi on some statue that is mad eto represent Gezi isn't just a displeasing feeling but it causes me serious irritation as well. The fallen leaves to me doesn't stand for resistance but falling. It feels like if we omit Gezi from the name the statue would've ended up standing for the end of autumn, recession, shame. This makes me think the statue at first was created for other goals and feelings and ended up being put at Kadköy and it makes me wish it coul've been attributed to something else long before Gezi.

Statue's form could've been easily found succesful on other terms but when it got adapted to politics and Gezi it takes you for a walk in the park so to speak and it gets you thinking about other municipal governments and their parks and the artifacts in them and how they on those artifacts and how they should decide on those artifacts and you end up going full circle towards the issue that the art world can't seem to solve the issue of fitting being on the same parallels .
the idea of trying to take something for yourself from a collective feeling once again shows itself to us through this statue and its placement. I do find putting more artifacts to public places to be very right but I feel like it should take special kind of an effort.I do believe Selami Öztürk really did/does tried/tries to create this enviorement but I do have to add compared to past and the thing that were done in Kadıköy for art I did not found this era to be very succesful. 
All of my thought above is also for the guy that is taking over the chair and how he should manage to make parks and public places donated with artifacts that are rightfully made and placed especially with 70% local support they can add galeries, open art places and even workshops 

If the support of the public really is everything then it means that 70% is the biggest force that is behind the municipal government. Maybe to some extend Kadıköy could even declare itself independent with its art and turn into an art and culture oasis.
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 202
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 61
Ort. okunma sayısı
: 965
Kayıt tarihi
: 29.06.07
 
 

Sosyal medya danışmanı, grafik tasarımcı.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster