Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
574
 

Gezi Parkı eylemleri bağlamında Y kuşağı

Son günlerde yaşanan Gezi Parkı eylemlerinde aktif rol oynayan kuşağa Y kuşağı dendiğini duymuşsunuzdur. Bu kuşak, 1980 sonları ve 1990’lı yıllarda doğmuş bir kuşak. Benim iki yeğenim bu yıllarda doğdukları için, Y kuşağı bireylerini oluşturuyorlar. Bilimsel açıklamalardan uzak durarak, ahkam kesmeden, sadece yeğenlerimin ve çevremdeki diğer Y kuşağı bireylerinin özellikleri hakkındaki gözlemlerimi size iletmek istiyorum. Elbette ki doksanlar kuşağı da denen bu çağ çocuklarının her birinin yetiştirilme tarzı ve genetik özelliklerinden kaynaklanan farklılıkları da vardır. Ancak, teknolojik ve sosyolojik gelişmelerin getirdiği ortak özellikler de var. Ben, ortak özelliklerden bahsetmek istiyorum.

Y kuşağından olan yeğenlerimden biri 1988 doğumlu, diğeri de 1990 doğumludur. 1988 doğumlu olan annesi çalıştığı için 15 sene bizimle (annem, babam ve ben) yaşamış, sonra annesiyle ayrı eve taşınmıştır. 1990 doğumla olan annesi ve küçük erkek kardeşiyle İngiltere’de yaşadığı için onu yeterince iyi gözlemlediğimi iddia edemem. Yalnız iki yeğenimin ortak özelliği ikisinin de anneleri boşandığı için babalarından ayrı yaşamaları. Bu çocukların dünyaya geldiği 1980 sonları ve 1990’lar boşanmaların çoğaldığı, artık garipsenmediği,’yalnız anne’ ya da ‘tek ebeveyn’ kavramının doğal karşılandığı bir dönem. Dolayısıyla bu dönemde dünyaya gelen çocuklar da özgürlükçü, farklı ‘aile’ kavramlarını benimsemiş, yaşam tarzına müdahalelere karşı duyarlı çocuklar…

Çok sık dile getirilen, bu çağ çocuklarının apolitik ve internet bağımlısı olmalarına gelince… Çocuklar siyasi alanda olan bitenlerin saçmalığına ya da ne yaparlarsa yapsınlar siyasi aktörlerin değişmeyeceğine inanıyorlarsa, apolitik görünebiliyorlar. Ancak onlara siyasetin değişebileceğine dair bir ışık yakarsanız, o zaman harekete geçerler. Onlar ne sağcı ne solcudurlar. Gezi Parkı eylemlerine destek için Kızılay’a koşan yeğenim, yakın zamanda beş vakit namaz kılmaya başlayan, örtünmeyen, barlarda arkadaşlarıyla dolaşmayı seven, özel üniversite mezunu bir genç kızdır. Dindar geçinip dini kullananlara karşı alerjisi vardır. Ama Y kuşağının pek çok temsilcisi gibi, o da CHP’li ya MHP’li ya da falan partili değildir. Bu partileri ve liderlerini kıyasıya eleştirir. AKP ideal bir parti olduğu için değil, diğer partiler adam olamadığı için AKP’nin kazandığını iddia eder. İşte apolitik görünüşünün sebebi budur: Siyasetten haberdar olmama durumu değil, kimseyi beğenmediği için siyasetten uzaklaşma durumu.

Bu çağın çocuklarının sadece AKP yönetimini tanıdıkları iddia ediliyor. Baş kaldırabilmek için de bu iktidarı tanımalarını sağlayacak bir 10 yıl gerekliydi belki de. Benim yeğenim hayal meyal de olsa, Turgut Özal’ı ve koalisyon hükümetlerini de hatırlıyor. Hatta bize seçim sandığında Tansu Çiller’e oy vermemizi tavsiye edecek, 1991’de  “Saddam saldıyıy tabii” diyecek kadar siyasetten anlıyordu.

Bu çağın çocuklarının saygı kavramı da çok farklı. Onlar için saygı büyüğün yanında konuşmamak, bacak bacak üstüne atmamak ve sigara içmemek değil. Eğer, büyük büyüklüğü ölçüsünde değerli bir insansa saygı göstermeyi tercih ediyorlar. Bu saygı da bir ritüele dayanmıyor. Sadece onun önerilerini dikkate almayı, dinlemeyi, paylaşmayı içeriyor. Heyecanlılar, bazen agresifler. Tembeller mi? Çalışmanın kendilerine somut bir şey kazandırmayacağına inanıyorlarsa evet. Yoksa canla başla çalışıp başarılı da olabiliyorlar. Marka eğilimli de olabiliyorlar, sol görüşlü de, dindar da, milliyetçi de… Çelişkileri tutarsızlık olarak algılamayın. Hangimizde çelişki yok? Onlarınki çelişkiden ziyade, ilginç bir sentez. Birol Güven’in 90’lar dizisinde ifade ettiği gibi, “sokaklarda oynayan son nesil olarak” ağaçların, doğanın değerini biliyorlar. Bakkal ya da manavdan çok AVM’leri tanısalar da, hep aynı markaları satan AVM’lerden ölesiye sıkılmış durumdalar.

İnternet bağımlılığına gelince… Her devir kendi teknolojik gelişmelerini empoze eder, dolayısıyla kuşaklar da yaşadığı çağın getirdiklerini benimserler. Benim çağım televizyon çağıydı. Ben dünyaya geldiğimde (1970) siyah beyaz televizyon yeni çıkmıştı. Ortaokuldayken de renkli televizyon çıktı. Dolayısıyla biz 70’liler televizyon bağımlısıydık. Televizyonda ne veriliyorsa onu almaya meyilliydik. Özel kanallar çıkana kadar seçme hakkımız bile yoktu. Annemle teyzem radyo çağı çocuklarıydı. Onlar hayal ederdi. Radyodaki sesin boyunu posunu, saç rengini, ruh halini vs.

Yeğenim dünyaya geldikten kısa bir süre sonra eve bilgisayar alındı. O bilgisayarı kursa gitmeden kendi kendine öğrendi, ben ve ablamsa kursa giderek. O ilk cep telefonunu ilkokula giderken aldı, biz 20’li yaşların sonuna doğru. Eğer Y kuşağı bilgisayar ya da teknoloji bağımlısı olduysa, bu çağın doğal özelliği değil mi? Bunun iyi bir özellik olduğunu söylemiyorum, sadece çağın kaçınılmaz özelliği olduğunu belirtiyorum. Dolayısıyla bu kuşağın, bizim anladığımız anlamda okuma, bilgilenme, öğrenme süreçleri yok. Biz konuşurken yüzümüze bakmayan, parmağı cep telefonundan kalkmayan, gözünü kırpmadan bir TV programını izleyemeyen, bazılarımızın dikkat dağınıklığı olarak algıladığı durumları var.

Ben Gezi olaylarını yazılı ve görsel medyadan öğrendim. Yeğenim ise,  anında Twitter ve Facebook’tan öğrendi. Hatta anneannesiyle bana telefon etti, “Gelişmelerden haberiniz yok mu? Kıyamet kopuyor” diye. Haberimiz yoktu, çünkü o sırada TV’de penguen belgeseli değil ama bir yarışma programı izliyorduk. Bütün teknolojik gelişmelere rağmen televizyon ve gazeteye bağlıydı bilgi edinmemiz. Bu çağ öyle bir çağdı ki, tek birşeyi derinlemesine okumaya, dinlemeye odaklandığınızda bilginiz eksik kalıyordu. Mümkün olduğu kadar çok bilgiyi, mümkün olduğu kadar çabuk ve iyi özümsemeniz gerekiyordu. Göz kapakları ve beyin nerdeyse ışık hızıyla hareket etmeliydi. O yüzden çocuklar okulda bu kadar sıkılıyor ve biz onlara yetişemiyorduk. Dersler de mi on-line olsaydı acaba? İnternet öyle bir devrim yapmıştı ki, gençlere sadece hızlı bir şekilde bilgi edinmelerini değil, bilgiyi yorumlamalarını ve ulaştırmalarını da sağlıyordu. Bizim kuşağın eksik kaldığı taraf burasıydı. Çocuğu 1993 doğumlu olan bir yakınıma göre, bu çağın çocukları bilgisayar oyunlarıyla haşır neşir oldukları için mekanik, merhametsiz ve duygusuzdular. Bu onun yorumu. Ama işin ilginç tarafı onun oğlu da Kızılay’daki eylemlere destek verdi. Demek ki, vurdumduymaz ve duygusuz görünmek bir yere kadar. Devamı “dokunma ağacıma, dokunma yaşam tarzıma, dokunma özgürlüklerime…” söylemleri, paylaşımcılık, dayanışma ve yardımseverlik.

Sonuç olarak Gezi Parkı eylemlerine katılan kuşağın özelliklerini yeğenim ve onun akranları bağlamında açıklamaya çalıştım. Bu ne bir övgü, ne de eleştiri yazısıydı. Sadece çok farklı özelliklere sahip bir nesli anlama çabasıydı.  Çoğunlukla çağın sosyolojik ve teknolojik gelişmelerinin bireyde yarattığı farklılıkları anlama çabasıydı. Yeğenime göre onların çağı bile teknolojik gelişmelere uyum sağlamakta yetersiz kalabiliyor, çünkü artık kundağının yanında İphone olan, dokunmatik ekranı kimse öğretmeden kullanabilen bebeklerin çağından bahsediyoruz. Onların zekalarına ve öğrenme hızlarına erişemeyeceğimizi biliyor, kolaylıklar diliyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 636
Kayıt tarihi
: 01.02.11
 
 

ODTÜ Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği mezunuyum. İlgi alanlarım edebiyat, sinema, tiyatro, TV..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster