Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Haziran '13

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
466
 

Gezi Parkı eylemleri üstüne kişisel düşünceler...

Her Olumsuz Olay İçinde Güzellikler Barındırabilir. Ama Nasıl?

Rokeach "Açık ve Kapalı Zihin" isimli eserinde dogmatik olup olmamanın ne anlama geldiğini uzun uzun tartışır. Buna bir de Husamettin Aslan'ın "Epistemik Cemaat" ile halen Milli Eğitim Bakanı olan Navi Acı'nın "Enformatik Cehalet" adlı eserlerini ilave ederek -belki de her üç eseri sentezleyerek- bir sonuca varmak mümkün mü, diye düşünüp duruyorum uzun zamandır.

Bugün zihnim düne göre daha açık, belki birşeyler söyleyebilirim, ideolojilerin benliğimi, bilgilerimi ve varsa eğer azıcık da şiirle uğraşan tarafımı köreltmesine izin vermeden...

"Enformatik Cehalet" bize şunu söylüyor: Basın ve yayının bize sundukları ne kadar doğru? Evet bilgimiz hergün biraz daha artıyor gibi ama aslında cahil olmaya devam ediyoruz. Sürekli ya eksik ya yalan ya da yanlış bilgilerle kendimizi bilge sanmaya başlıyoruz. Asıl sorunda burada başlıyor.

Hem bilgiliyiz hem de cahiliz. Travmatik bir durum!

"Epistemik Cemaat"te bilginin ya da bilgi denilen şeyin nasıl üretildiğini görüyoruz. İçinde büyüdüğümüz küçük epistemik cemaatlerden orta ve büyük, hatta global epistemik cemaatlere kadar, zihnimizle nasıl oynandığını fark ediyoruz. Bilginin sürekli ve yeniden inşa edildiğini anlıyoruz.

Bir şey daha öğreniyoruz. Kabulü zor ama, maalesef öyle. Epistemik cemaatte enformatik cehalet...

"Açık ve Kapalı Zihin" dogmatik olup olmamanın kriterlerini sunarken Adorno ve arkadaşlarının "katolikler, dindarlar ve sağcılar daha otoriter ve daha dogmatiktir" tezine karşılık "Hayır, dogmatizm sadece dindarlara, katololiklere ve sağcılara has bir durum değildir. Bu, bir zihin meselesidir. Solcular, protestanlar, dine ilgi duymayanlar, şu ya da bu mezhep mensupları, ateistler vs. de dogmatik ve otoriteryan olabilir" şeklinde karşıt tezler üretmektedir.

Şimdi üçüncü birleştirmeyi yapalım:

Kapalı zihinler epistemik cemaatte enformatik cehalete daha fazla maruz kalır.

Tersinden bir okuma belki şöyle olabilir:

Açık zihinler epistemik cemaatte enformatik cehaleti daha az yaşar.

Maalesef günümüzde sosyal medya enformatik cehaletin bir numaralı taşıyıcısı haline gelmiştir. Öyleki insanlar neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremez durumdadır. ne idiğü belirsiz, gerçekliği şüpheli, çoğu kez ilk kaynağı ve kime ait olduğu bilinmeyen malumatla hareket edilmektedir.

İlk duyduğumda Gezi Parkı Direnişçilerine sempati ile yaklaştım. Çünkü basın-yayın ve medya bana bunu telkin etti. Hala da ilk direnişçilerin iyi niyetli olduğunu düşünüyorum (belki sadece düşünmek istiyorum ya da bana birileri böyle düşündürtülüyor).

Ancak bir kaç gün geçince 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan aklıma geldi. Yaş itibariyle 1960 ve 1971'i hatırlayamadığım için onları sayamadım.

28 Şubatta Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz, Fadime Şahin, Aczimendiler, şeriat provası vs. derken zihnimiz fazlasıyla iğfal ve işgal edilmişti. Enformatik cehalate kurbandık. Şimdi bunları sorgulayabiliriyoruz. Ne oyunlar, ne dümenler, ne entrikalar yapılmış. Öyle ya da böyle inanmışız, inandırılmışız.

Şimdi bir varsayım ama aslında "la mümkün" bir varsayım üstünden bir okuma daha yapmak istiyorum. Bu olaylar büyüse, darbe olsa, iktidar düşse, ekonomik ve siyasi kayıplar bir yana 10 yıl sonra eskiyi değerlendirdiğimiz zaman aynen 28 şubatta olduğu gibi (bu konunun basında ne kadar itirafçısı olduğunu şimdi saymaya kalksam herhalde evin yolunu bulamam, sabah olur ama sonu gelmez) "Eyvah aldatıldık. Birileri bizi fena kullandı" demek durumunda kalırsak...

Vicdanımıza, evlatlarımıza, miletimize ve tarihe karşı sorumluluk duygusu sorumlu davranmaya götürmeli bizi. İktidarıyla, muhalefetiyle, farklı ideolojileriyle, eylemlisiyle, polisiyle, askeriyle, bilim adamıyla, sanatçısıyla...

Asıl sorun bu. Kullanılmadan yaşamak ve yaşatmak. Tepkilerimizi enformatik cehalate kurban etmemek.

Kargaşadan iyilikler de çıkabilir kötülükler de... Tarihimizde her ikisini de görebiliriz.

İnsanlar tepkisini tabi ki göstermeli... Ölüler tepki göstermez. Ancak amaç ile araç birbirine karıştılmamalı. Amaç ve araç karıştığı zaman zihinler karışmaya başlar. Zihinler karışınca düşünme biçimleri dumura uğrar. Kargaşa ile karmaşa arasında gitgeller yaşanır.

Önce şurasını vurgulamak lazım. Gezi Parkına tepki gösterenlere, sivil itaatsizlik sergileyenlere polis müdahelesi temel insan hak ve hürriyetlerini aşmamalıydı.

İktidar sahipleri bundan ders çıkarmalı. Önleyici eylem planı her zaman krize müdahale edici eylem planından daha önce gelmeli. Çünkü olay ortaya çıktıktan sonra nasıl bir şekil alacağını kestirmek mümkün olmayabilir. Çünkü işin rengini değiştiren farklı faktörler devreye girebilmektedir.

Bu tür eylemler iktidara çeki düzen verme anlamında işlevsel olabilir. İktidar sahiplerinin beyanları söz konusu eylemin işlevsel olduğunu gösterir mahiyette. Eylemler daha fazla ileri giderse ülke olarak sorun çekeriz. Tadında bırakılırsa muhtemelen ilgililer gereken dersi çıkarmıştır. Amaç hasıl olmuştur.

Sözü, iman, irfan ve İstiklal Marşı şairi M. Akif Ersoy özetlemek gerekir.

"Sen ben desin efrad aradan vahdet-i kaldır, milletler için kıyamet işte o zamandır"
...

"Kaç yurda veda etmedik bu uğurda, elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda"

Asım Yapıcı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 17986
Kayıt tarihi
: 09.08.07
 
 

Kayseri-Develi doğumluyum.1989 yılında Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldum. Şu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster