Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '18

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
147
 

Geziyorum... Gizlikent Şelalesi, Saklıkent Kanyonu, Tlos Antik Kenti ve Yaka Park Şelalesi

Geziyorum... Gizlikent Şelalesi, Saklıkent Kanyonu, Tlos Antik Kenti ve Yaka Park Şelalesi
 

objektifimden


Bugün günlerden şelale. Heyecan şelale. Duygular şelale.

Gizlikent Şelalesindeyiz…

Fethiye sınırları içinde, Kayadibi Köyünün (şimdilerde yerel yönetimler yasasına göre mahalle olarak geçmekte) yakınında, yolunun her iki yakası devasa çam ağaçlarının heybeti ile çevrelenmiş ve yukarı çıktıkça daralan yolun sonunda.

Çakıllı geniş bir alana ulaşınca, araçlardan iniyorsunuz.

Ormanın içinde ‘’ Gizlikente Hoş Geldiniz’’ yazısından altından içeri girildiğinde; dar, yüksek ve de dik merdivenlerden 60 metre kadar inildiğinde kanyona ulaşılıyor. Gitmek mi zor, kalmak mı zor? Merdivenleri inmesi bir yana da, ya çıkması?

Aşağıya indiğinizde, akan sular karşılıyor sizi. Suların ve sular içindeki kaygan taşların üzerinde yürüyerek 300 metre sonra, 20 metre yükseklikten dökülen şelale ile karşı karşıyasınız. Eğer mayonuzu giymemiş iseniz ve şelaleyi merak edip de damlacıkların altına girmeye kalkarsanız, ıslanmamanız olanaksız. Kanyondaki suların içerisinde, taşların üstünde; gün ışığını rengârenk süzen ışıkların altında yürürken, kayıpta suların içine boylu boyunca uzanmamak için plastik ayakkabı giymek şart.

Kanyona gitmek için o zorlu merdivenleri inip, çıkmak istemeyenler için ya da kanyon çıkışında soluklanmak isteyenler için çam ağaçlarının üzerine kurulmuş asma sedirler mevcut.

Doğanın mucizelerini görmek isteyenler için görülmeye değer.

Muğla’yı üzerinde zümrüt renginde bir gelinlik giymiş ve gelinliğinin eteğinin kıvrımlarını masmavi denize dalga dalga, kıvrım kıvrım döken bir gelin kız gibi tahayyül ediyorum.

Yollar, yollar… Ormanların içinde kâh yükselen kâh kıvrıla kıvrıla dönen, çoğu zaman gökyüzünün maviliğini yaprakları arasından süzen, çam ağaçları ile kaplı yollar.

Eğer elimde sihirli bir değnek olsa, ormanları, ağaçları, o ortamda yaşayan tüm canlıları gözle görülmeyen, elle tutulmayan bir tülle kaplayarak, yangından, yağmadan, acımasız hain ellerden korumak isterdim.

Saklıkent Kanyonu’ndayız.

Türkiye’nin en uzun kanyonu özelliğini taşıyan Saklıkent kanyonunu 1989 yılında bir keçi çobanı keşfetmiş. Fethiye’den Antalya’ya kadar uzanan 18 km. uzunluğundaki kanyon yer yer 150 ila 600 metre derinliğe ve kimi yerde 2 metreye kadar daralan, 90 metreye kadar genişleyebilen, karstik özelliğe sahip dağ kümelerinin arasından akan Karaçay’ın taşkın sularının kayaları aşındırması ile oluşmuş.

Akdağ’dan çıkan Eşen Çayı’nın bir kolu olan Karaçay, diğer akarsulara nispet yaz aylarında dahi yılın 12 ayı akan ve debisinden kaybetmeyen bir akarsu.

Saklıkent Kanyonuna girebilmek için dağın kenarına bir yürüyüş yolu inşa edilmiş.

1996 yılında koruma altına alınmış ve Saklıkent Milli Parkı olarak ilan edilmiş. Saklıkent Kanyonu, Beydağlarından, Bakırlı Dağı’nın arasında oluşmuş doğa harikası. Kanyonun iç kısımlarına ilerledikçe suların törpüleyerek çeşitli şekillerde oluşmuş kireç taşından kayalar üzerinde ve suların içerisinde yürünüyor. Sular bazı yerlerde diz boyunda iken, bazı yerlerde boya kadar ulaşabiliyor. Kanyonun geniş alanlarında kilden oluşmuş küçük göletler var. Bu göletlerde de güzelleşmek uğruna çamura bulanmış insanlar.

Saklıkent Kanyonu’nda yürüyüş yapmanın yanında, macerayı sevenler için profesyonel rehberlerin eşliğinde rafting yapma olanağı mevcut.

Kanyonu o muhteşem görüntüsünü yüksekten görmek ve yaşamak isteyenler içinse Bungee Jamping alanı kurulmuş. Gençler ağaçların arasına kurulmuş Bungee Jamping ‘de ağaçlar arasında, Karaçay’ın üzerinde adrenalinin zirvesindeler.

Aktarmaya çalıştığım bilgileri hem araştırmalarım ve izlenimlerim sonucu derledim zira kanyonun civarında ve oldukça geniş bir alanda kurulmuş restoranlar, işletmeler hizmet vermekte. Merak bu ya her yeri gezdim. Ve… Bu işletmecilerden birçoğuna, kanyonun bulunduğu dağın ve akarsuyun adını sorduğumda; ne yazık ki hiç birinden sağlıklı bir cevap alamadım.

‘’Bilmiyoruz!’’ dediler.

Gördüğüm güzellikleri anlatmak, fotoğraflarla destekleyerek tanıtmanın yanında, eksiklikleri de yazmadan geçmek içime sinmedi açıkçası.

Kanyona ilk geldiğimiz anda, araçtan indiğimizde, kanyona gitmek için Karaçay’ın üzerine kurulmuş demir bir köprüden geçtik. Sadece yayaların kullanabildiği, sağlı sollu şekilde insanların geçtiği demir bir köprü. Hayli bakımsız. Demirlerin üzerindeki boyalar sıyrılmış ve paslı ki bu paslı demirlere tutunarak yürümek zorundasınız. Yan kısımları filelerle korumaya alınmış ama ne koruma! Fileler yırtık. Es keza bir çocuğun dikkat edilmez ise suya düşmesi an meselesi.

İşletmecilere ‘’bu kısmın sorumluluğu kime ait?’’ diye sorma gafletinde bulundum. Yine aldığım cevap aynı.

‘’Bilmiyoruz!’’

Anladığım kadarı ile herkes günü kurtarma, maddi kazanç sağlama derdinde!

Köprüden geçip, kanyona giriş yapmaya niyet ettiğinizde, giriş için bilet almanız gerekli. O insan yoğunluğunun içinde bilet satılan tek bir gişeye ulaştığınızda da metrelerce sıra. Bir kaç adet gişe ve ziyaretçilerin çok yoğun olmasına karşın. Uzun bir zaman bilet almak için sıra beklemek zorundasınız.

Israrla sorularıma devam ediyorum. Burada sorumlu kurum kim?

Bir işletmecinin ağzından, fısıltı halinde, zorla, cımbızla aldım cevabı.

‘’Galiba Seydikemer Belediyesi!’’

‘’Kardeşim, biz işletmeciyiz burada. Ne sorup duruyorsun?’’

Orta alanın içinde büyük bir botanik bahçesi, bahçede çeşitli çiçekler. Botanik bahçesinin her bir yanı yıkık dökük. Çiçekler susuzluktan kurumuş, perişan bir haldeler. Yan tarafında hizmet veren bir restoran, restorana müşteri çekmeye çalışan elemanlar. Ne yaman bir çelişki! Her yer bakımsızlıktan dökülüyor.

Olağanüstü güzellikte, bir doğa harikasının, üstelik Milli Park olarak ilan edilmiş olmasına rağmen sadece kazanç kapısı olarak görülmesine, ilgisiz ve bakımsız olmasına vatandaş olarak çok üzüldüm.

Bizler kadar, yabancı turistlerin de çok yoğun ilgi gösterdiği bu eşsiz hazineye değer verilmiyor olmasından dolayı utandım.

Çok mu idealistim ne!

Kanyonun, Karaçay’ın kıyısında, sedir şeklinde, ahşaptan mamul, minderlerle döşeli yer masalarında dinlenme ve rafting yapanları izleme imkânı var ama sıcak içecek bulamazsınız. Çay veya kahve servisi yok. Soğuk akan suyun yanında, soğuk içecekleri yudumlayarak, birkaç saatinizi geçirebilirsiniz.

Bitmedi!

Buradan ayrılıp, Tlos Antik kentine gidiyoruz.

Unesco Dünya Mirası Geçici Listesinde olan ve Likya Bölgesi olarak bilinen antik kentin ilk göze çarpan yeri yamaçtaki kayalara oyulmuş olan tapınak mezarlar. Neolitik dönemden, demir çağına kadar kesintisiz yerleşim alanı olarak kullanıldığı, bugüne değin izler taşıyan Tlos Antik Kenti’nin, Likya uygarlığının spor kenti olduğu bilinmektedir.

Tarihi boyunca birçok medeniyete yerleşim alanı ve hatta Hristiyanlık’ta 12. Yüzyıla kadar dinsel önemini devam ettirmiş bir piskoposluk merkezi olmuş.

Tlos’u ardımızda bırakarak yükseklere daha da yükseklere çıktık.

Yaka Park Şelalesindeyiz.

Yaka Park Şelalesi, Yaka köyden 1 km. daha yukarıda. Anıt çınarlar, çınarların içinden şırıl şırıl akan sular. Kademeli teraslar, oturma alanları, taş masalar. Hangi yakanın fotoğrafını çeksem diye sular arasında dönüp dolaşan insanlar. Tabii ki biri de ben.

İlk girişte balıklı bar. Taştan yapılmış kanal şeklinde, içi su dolu bar tezgâhı ve kanaletin içinde süzüle süzüle yüzen alabalıklar. Balıklar sevilmeye ve okşanmaya alışmışlar.

Bir köşede tavada dondurma. Bu bölgeye has bir üretim. Taze meyvelerden ve sütten, gözünüzün önünde üretilerek sunulan özel bir dondurma.

‘’Her hizmetin bir bedeli var’’ misali, su dahil fiyatlar YakaPark Şelalesinin konumu gibi yüksek.

Ne demişler? ‘’Hamama giren terler.’’ Yakapark püfür püfür esiyor, sular akıyor, kuşlar cıvıldaşıyor, kelebekler uçuşuyorken terlemedik ama görülmeye değer.

Bitti mi?

Hayır…

Zümrüt renkli gelinlikli gelin kızın, daha çok görülecek ve anlatılacak güzellikleri var.

 

Ayşen Arslangiray

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 531
Toplam yorum
: 2839
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 1244
Kayıt tarihi
: 14.11.10
 
 

Aydoğdu; kızgın güneşinde Ağustos'un, sararmıştı altın sarısı başaklar. Kırlangıçların göç dansın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster