Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '21

 
Kategori
Alışveriş - Moda
Okunma Sayısı
91
 

Gıda Sorununu Bilim Çözecektir

Yarınların gıda güvenirliği için etkili, koordineli, sürdürülebilir stratejiler geliştirilmelidir. Bunu zorlayan nedenleri çizelgeden kolayca anlamak olası: 1960 yılında 3 milyar olan nüfus 2050’lerde 9,5 milyar olacağı beklenmektedir. Diğer taraftan, 1960 yılında kişi başına 4,3 hektar üretim alanı düşerken bu rakam 1980’de 3, 2000’de 2,2 hektar olmuştur. 2020 yılı tahmini ise 1,8 hektardır.  Buradan bir hektarın doyurduğu kişi sayılarını da bulabiliriz. 1960 yılında bir hektar 0,7 kişiyi, 1980’de 1,5 kişiyi, 2000’de 2,7 kişiyi doyurmuştur. 2020 yılında ise bir hektarın 4,2 kişiyi doyurmuş olması beklenmekte idi.

 

1960

1980

2000

2020

Nüfus (milyon)

3,0

4,5

6,0

7,6

Hektara/Kişi

4,3

3,2

2,2

1,8

Kişi/hektar

0,7

1,5

2,7

4,2

İklim değişikliğinin su, gıda, sağlık, üretim alanları ve çevreyi tehdit edeceği bir gerçek. İnsanoğlu bu konuda bir şey yapmadığı takdirde, sıcak dalgası, sel, fırtına, buzulların erimesi gibi değişimlerin, özellikle tarımsal üretim alanlarını büyük ölçüde daraltacaktır. Artan nüfus, daha fazla günlük kalori gereksinimi gibi beklentileri de bu kısıtlara ekleyecek olursak, insanlığın kendi geleceği için en küçük fırsatları değerlendirmesi kaçınılmazdır. Gıda üretiminin gerçekleştirildiği tarıma bir göz atacak olursak, yalnız bitkisel üretimin dönem dönem nasıl büyük hamleler yaptığını, biyolojik alanda yapılan keşifler ve araştırma sonuçları ile tarımsal üretimde büyük patlamalara – kazanımlara kısaca bir göz atalım:
  • Teorisi 1918 yılında D.F. Jones tarafından atılan HİBRİT teknolojisi ile mısır verimi 100 kg/dakardan günümüzde 900 kg/dekara çıktı. Hibrit teknolojisi aslında HETEROSİS (Melez Azmanlığı, Melez Gücü) olarak bilinen bir biyolojik olayın ürünüdür. Aynı türe ait farklı iki genotip (çeşit, hat) melezlendiğinde F1olarak bilinen ilk generasyon, ana ve baba performanslarından daha yüksek performans sergilediklerinde söz konusu melez azmanlığı ortaya çıkmıştır. Bu buluş 1920lerde 100 kg/da olan mısır verimini 2020lere 800 kg/da lara taşımıştır. Türkiye’nin 2020 yılı mısır verimi dekara 1145 kiloya ulaşmışsa bu hibrit gücünün keşfi sayesinde olmuştur.
  • Uygulayıcısına Nobel Ödülü kazandıran ve “yeşil devrim” ürünü buğdayda boy, kısaltılması ile sağlanan verim artışı çarpıcıdır. 1960larda üç milyar dünya nüfusu açlıkla karşı karşıya iken, 2000lere gelindiğinde altı milyar doyuyor idiyse, genetik ve ıslah çalışmaları ile bitkide boyu kısaltılarak daha fala gübre kullanımı olanak kazanmış ve buğday verimi ikiye katlanmıştır. Bu bulgu çeltiğe de uygulanmış, hatta günümüzde de mısırın boyunun kısaltma çalışmaları devam etmektedir.
  • Bitkisel üretimde çığır açan bilimsel buluşlar her zaman birim alanda verim artışı yönünde değil de verim kayıplarını önleme yönünde olabiliyor. Normal verimin sağlanmasını engelleyen zararlılar ve yabancı otlarla savaşımda öne çıkan transgenik bitkilerin (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar – GDO) 1996 yılında ekimine başlanmıştır. 25 yılda 190 milyon hektara ulaşan ekim alanı ile bugün dünyada ekilen alanların %13’ünda tarımı yapılan, onlarca bitki çiftçiye ulaşmaktadır. Diğer taraftan birçok sivil toplum kuruluşunca, üretim ve tüketimleri ile ilgili olarak adeta savaş açılmıştır. Bu durum, devlet politikalarına da yansımış ve bazı ülke çiftçilerinin, GDO’lu çeşitlerle sağlanan artılardan, “neden kendilerinin yararlanamadığı” sorgulamaları başlamıştır. Nitekim İtalya çiftçileri, İspanya’daki meslektaşlarının sap koçan kurduna dayanıklı mısır çeşitlerini ekerek, verim kayıpları yaşamamalarını örnek göstererek, transgenik mısır çeşitlerinin ekimi için talepte bulunmaktadır. Transgenik uygulama hayvanlarda başlamış ve transgenik somon market raflarında yerlerini almıştır.  
  • Tarıma ekonomik olarak yansıyan bu biyolojik bulguların günümüzde de devam edeceği bir geçek. Nitekim yeni çeşit geliştirme yöntemlerinden biri olan mutasyon olayı artık laboratuvarlarda gerçekleştirilmeğe başladı. Yeni Islah Teknikleri olarak da bilinen bu yeni buluşlar, araştırıcılarına Nobel kimya ödülleri kazandırdı[1].Devrim niteliğindeki CRISPR/Cas9 sistemi ile yapılan gen düzenlemeleri, canlılarda, geçici DNA kesici enzimleri ile geni susturabilmekte, genin etkisini artırılıp azaltabilmekte, yani gende mikro-mutasyon gerçekleştirebilmektedir. Rutin bir araştırma bulgusu gibi algılanacak bu sonuçların, dünya biyoekonomisine ne denli fayda sağlayabileceğinin henüz basına yansıdığını söyleyemeyiz. Halbuki bu yöntemle geliştirilen birçok yeni tarımsal ürün, çoktan market raflarında yerlerini almaya başladılar.
  1. 2018 yılında, Yeni Islah Tekniği (YIT) diye de tanımlanan CRISPR/Cas9 yöntemi ile gen düzenlemelerinin ilk ticari ürünü olarak, ABD de yağ asidi düşük soya çeşidini[2] çiftciye ulaştırıldı;
  2. TATLISU çuprası (tilapia), karides, somon ve konserve ton balığından sonra dünyada en çok tüketilen dördüncü deniz ürünüdür. Bu türde gen düzenleme yöntemi ile yeni genotip geliştirilip 2019 yılında Arjantin’de piyasaya sürülmüştür[3]. Firma yayınlarına göre balık, fileto veriminde, büyüme hızındave yemden yararlanmada artış sağlayarak  ticari avantaj yakalanmıştır.
  3. 2019 yılında Hindistan, gen düzenleme yöntemi ile dört yıl gibi rekor sürede iki nohut çeşidi geliştirmiştir[4]. Söz konusu genotipler hem kuraklığa toleranslı ve hem de hastalığa dayanıklı olarak tanımlanmıştır.  
  4. 2020 yılında Güney Kore CRISPR/Cas9 teknolojisi ile petunyada farklı çiçek renklerine sahip genotipler geliştirmişlerdir.
  • Tarımda büyük kazanımlar sağlayan çarpıcı buluşlardan bir diğeri de et, süt, yumurta gibi protein kaynaklarının laboratuvarlarda – fabrikalarda ticari olarak üretimlerinin başlamasıdır[5]. Bilim adamları, etin laboratuvarlarda elde edilebileceğini 2013 yılında sergilemeye başladılar.Aslında et ağırlıklı olarak kas, yağ ve bağ doku hücrelerinin bileşimidir. Kök hücreden yola çıkılarak, gelişmeleri için uygun besin maddeleri sağlandığında, et oluşumu başlamaktadır. Böylece etimiz antibiyotiksiz, ilaçsız, daha sağlıklı ve daha güvenli olacaktır. Bitkisel besin ortamını ağırlıklı olarak soya fasulyesi sağlamakta ise de sarı bezelyenin en uygun olduğu saptanmıştır.

 

Biyoekonomideki bu gelişmeler sektörel dengeleri de değiştireceğe benzer. Hayvan lobisinin bitki bazlı et piyasası için, “onlar bizim tırnağımız olamaz” görüşüne karşı, bitki bazlı et üretimi yapan bir firma CEO’sunun savı çarpıcıdır: “2035 de et endüstrisini bitirmiş olacağız”. 

Nazimi Açıkgöz



[1] https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2020/10/11/kimya-nobel-odullulerinin-bulgu-sonuclari-coktan-market-raflarina-ulasti/

[2]http://blog.milliyet.com.tr/yeni-islah-teknigi-ile-soya/Blog/?BlogNo=604506

[3]https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2019/01/19/dunyada-yeni-islah-tekniklerinin-gen-duzenleme-ilk-ticari-urunu-tatli-su-cuprasi/

[4]http://www.isaaa.org/kc/cropbiotechupdate/article/default.asp?ID=18363)

[5]http://blog.milliyet.com.tr/bitki-bazli-et-mi-gercek-et-mi/Blog/?BlogNo=627923

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 131
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 459
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

1964 yılında Ankara Üniversitesini bitiren Nazimi Açıkgöz, doktorasını 1972 yılında Münih Teknik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster