Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Nisan '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
71
 

Giderken de ağlanır, dönerken de...

Giderken de ağlanır, dönerken de...
 

Tanıdığım bir ağaç var

 Etlik bağlarına yakın

Saadetin adını bile duymamış

Tanrının işine bakın

 Melih Cevdet Anday

 

Başlığı okuyunca, “Nasıl bir yermiş ki orası, giden de ağlarmış, dönen de… Yurt içinde mi, yurt dışında mı?” diye soruyorsunuz, öyle mi?

İlginç olsun diye seçmiş değilim; bu başlığı. Gerçekten de böyle bir yer var; bizim ülkemizde.

“Neresi?” mi dediniz?

Hele bir öykümüzü dinleyin. Cevabını öykü kahramanımız versin size.

Biliyorsunuz; Hukuk Fakültesini bitirenler, hâkim olmak isterlerse, “Hâkimlik Sınavı”na girerler önce. Kazananlar, iki yıl hâkimlik stajı yaptıktan sonra başarılı olanlar kur’a ile atanırlar.

Yine bildiğiniz gibi, bizim, Maden Kaymakam Vekilimiz Turan Eren’in eşi Semra Hanım, fakülteyi bitirir bitirmez girdiği sınavı kazanarak hâkimlik stajına başlamıştı.

Nisan 1975’te staj bitince, Ankara’da çekilen kur’ada Hakkâri çıkar. Edirne’den Ardahan’a, Tekirdağ’dan Trabzon’a onca il varken, neden ille Hakkâri?

Şans işte… Elden ne gelir ki! Hem üzülür, hem de endişelenir gençler. Ama baştan kararlıydı onlar. Neresi çıkarsa çıksın kur’ada, nereye atanırlarsa atansınlar, şikâyet etmeden gideceklerdi.

Semra Hanım, Hakkâri’ye gitmek için hazırlanırken, Turan Bey’in Maden’deki görevi devam etmektedir.

Bu sırada bir gün, Kaymakam Vekilimiz Ergani’ye gider. İlçede kaymakam yoktur. Başka bir ilçeye atanmış, yerine yeni bir kaymakam gelmemiş. Jandarma üsteğmeni vekâleten bakıyormuş.

Turan Eren, Kaymakamlığı ziyaretinde Üsteğmen’le tanışır. Sohbet sırasında, hâkim eşinin Hakkâri’ye atandığını, bu nedenle yakında Hakkâri’ye gideceklerini söyler. Üsteğmen, “Herhalde üzülmüşsünüzdür” deyince, “Tabii üzüldük” der.

Bunun üzerine, şu açıklamayı yapar Üsteğmen:

“Bakın Kaymakam Bey, ben buraya Şemdinli’den geldim. Eşim, Üsküdar doğumlu. Yani İstanbullu. İstanbul dışına ilk kez benimle çıktı. Hakkâri’ye tayinimden kısa bir süre önce evlenmiştik. Eşime, “Benimle Şemdinli’ye gelir misin, yoksa İstanbul’da kalır mısın?” diye sordum. “Sen nereye, ben oraya… İyi günde kötü günde hep seninle olacağım.” dedi. Birlikte gittik Şemdinli’ye. Kalacağımız lojman, şehrin biraz dışındaydı ve düzgün bir yolu yoktu. Askerler eşyamızı taşırken, eşimle birlikte lojmanlara doğru yürümeye başladık. Ayağındaki topuklu ayakkabılarla öyle bir yolda yürümesi mümkün değildi. Yürüyemeyince, “Allah kahretsin, nerden geldim buralara?” diye ağlamaya başladı. Hatta bir ara, “Böyle dağ bayır dolaşacak, böyle ıssız yerlere gidecek, rüyamda bile görmediğim yerlere tayin olacak bir adamla niye evlendim?” dedi. Askerlerin yanında daha fazla tatsızlık olmasın diye hızla ileri doğru yürüdüm. Bir ara dönüp geriye baktım. Ayakkabılarını çıkarıp eline almış, çıplak ayak yürürken gözyaşlarını sildiğini görünce içim burkuldu.”

Devam etmiş anlatmaya:

“Şemdinli’de iki yıl kaldık. Tayinimiz Ergani’ye çıkınca, eşim üzüldü. “Alışmıştım ben buraya. Kalsak daha iyiydi” dedi. “Daha iyi ya… İstanbul’a yakın bir yere gidiyoruz. Unuttun mu, gelirken ağlamıştın.” dedim. Eşyaları toplarken, bir ara kayboldu. Arayınca, yatak odasının kapısının kapalı olduğunu gördüm. Açmaya çalışınca, “Kapıyı zorlama, kilitledim.” dedi. Açması için bir hayli ısrar ettim. Açtığında, gözyaşlarını siliyordu.

Sen ağlamak için mi bu odaya kapandın?” dedim. “Ne yapayım! Senin yanında ağlamak istemedim.” “Gelirken de ağladın, giderken de ağlıyorsun” diye dalga geçecektin benimle.” dedi.

Ve şöyle tamamlar, bu öykünün sonuna Üsteğmen:

“Yani, kısaca Kaymakam Bey, Hakkâri ve çevresi öyle bir yer ki, giderken de ağlıyor insan, dönerken de… Göreceksiniz, siz de öyle olacaksınız. Hâkime Hanım da giderken ağlayacak ama dönerken de ağlayacak.”

Ne dersiniz? Üsteğmen’in dediği gibi mi olur acaba?

Bana sorarsanız, Samsunla Hâkim Semra Hanım, İstanbullu hanım gibi, karşılaştığı ilk zorlukta moralini bozmayacak, dolayısıyla ağlamayacak.

Tahmini bir yana bırakalım da Turan Eren’e kulak verelim biz:

Tarih, 1 Mayıs 1975… Eşyalarını bir kamyona yükleyip eşi, kayınvalidesi ve çocuğu ile birlikte bir taksiye binerek kamyonun peşinden Hakkâri’ye doğru yola çıkarlar.

Akşam yemeğini Van’da yerler. Saat 21.00’de yeniden yola düşerler ki, bu büyük bir hatadır. Niçin mi? Aksaray’dan Konya’ya, İstanbul’dan Edirne’ye gidecek olsalar, anlarım da… Şaka değil, Hakkâri yolu bu. Üstelik şoförler de yorgun ve uykusuz…

Bir ara uykudan ağırlaşan göz kapaklarını zorla açan Turan Eren, “Hasan Hüseyin, uyuyorsun; Zap Suyunu uçacağız!” diye bağırır da öyle kurtulurlar, büyük bir felaketten.

Sabaha karşı Hakkâri’ye vardıklarında, ortalıkta tek bir canlı varlık yoktur. Bu sırada Hâkim Hanım da uyanır. Bulundukları yerin, görev yapacağı Hakkâri il merkezi olduğunu anlayınca, “Ben burada iki yılı nasıl geçireceğim?”deyip ağlamaya başlamasın mı?

A be kızım, sen niçin Siyasallı bir delikanlıya gönlünü kaptırıyor ve onunla evleniyorsun ki? Bu hatayı yapmasaydın, bu zorlukların hiçbirine katlanmak zorunda kalmayacaktın. Hukuk Fakültesi’ni bitirince memleketin Samsun’a yerleşip orada avukatlık yapacaktın. Ne işin vardı senin Malatya’da, Maden’de, Hakkâri’de?

“İlle de başarılı bir öğrenci olacağım” diye ders kitaplarını ezberleyip duracağına, ara sıra şiir kitaplarına da bir göz atsan olmaz mıydı?

Sözgelişi, Melih Cevdet Anday’ın “Rahatı Kaçan Ağaç” şiirini okusan, bu yanlışa düşmezdin.

Bak, o şiirinde ne diyor şair:

Tanıdığım bir ağaç var

Etlik bağlarına yakın

Saadetin adını bile duymamış

Tanrının işine bakın

         

Geceyi gündüzü biliyor

Dört mevsimi, rüzgârı, karı

Ay ışığına bayılıyor

Ama kötülemiyor karanlığı

 

Ona bir kitap vereceğim

Rahatını kaçırmak için

Bir öğrene görsün aşkı

Ağacı o vakit seyredin.

Hâkim Hanım, Hâkim Hanım!

Sen, ne güzel, Hukuk Fakültesi 3. sınıfa kadar aşkı tanımamış, rahatını kaçırmamışsın! Değer miydi, Malatyalı bir köylü çocuğu için, bunca eziyete katlanmaya?

Ah bu kızlar, ah bu kızlar!

Annelerinin dizi dibinde rahat rahat oturmak varken, hangi akla hizmettir; onca fedakârlığı göze alarak bir erkeğin arkasından yıllarca koşup durmak!

         

Hüseyin Erkan

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

         

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 274
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster