Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '20

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
21
 

Girişkenlik Tuzakları

 
'Girişkenlik sözcüğünü severim. Çünkü Nitelik* ile temasa geçen birinin ne olduğunu anlatır. O kişi girişkenleşir. Grekler buna 'Tanrı'yla dolu' diyorlar. Görüyor musunuz nasıl da uyuyor!

Girişken kişi, kabız kabız oturup olup bitenlere vahlanmaz. Kendi bilinç treninin ön tarafındadır. Ray üzerinde ne olduğunu gözler ve geldiğinde onu karşılar. Girişkenlik budur. 

Girişkenleşme süreci evreni bayatlamış görüşlerle değil uzun süre gözleyip işiterek gerçekten algılamayla oluşur. Ama bu egzotik bir şey değildir. Bu kelimeyi bu yüzden severim.

Girişkenlik herşeyin yürümesini sağlayan psişik bir benzindir. Eğer sizde bu yoksa 'gidişatı onarmak' olanaksızdır. Ama bunu edinmişseniz ve nasıl sürdüreceğinizi biliyorsanız dünyada hiçbir şey o onarımı engelleyemez. Bu nedenle herşeyden önce korunması ve dikkat edilmesi gereken şey girişkenliktir.

Sorunumuz hep genelliklerden nasıl kurtulacağımız! Farzımisal, belli bir motosikletin nasıl onarılacağı ile ilgili biri size birşeyler söylerse bu sizinkinin modeline uymayacaktır. Ve bu bilgi yararsız değil zararlı da olacaktır. Nesnel türden ayrıntılı bilgi için özgün modele göre hazırlanmış kullanma kılavuzuna başvurulmalıdır. Ama hiçbir kılavuzun söz etmediği, ancak tüm motosikletlerde ortak olarak bulunan başka bir ayrıntı vardır ki burada verilebilir; bu ayrıntı makina ve makina ustası arasındaki nitelik ilişkisi, girişkenlik ilişkisidir ki makinenin kendisi kadar karmaşık birşeydir. Motorun tüm onarım işlemi boyunca tozlanmış bir mafsaldan kazayla tahrip edilmiş gruplara dek pek çok makine parçası ile birlikte düşük nitelikli parçalar ortaya çıkabilir. Bunlar girişkenliği bitirir, coşkuyu yok eder, cesaretinizi öyle kırar ki bu işi tümüyle bırakmak istersiniz. Ben bu türden durumlara 'girişkenlik tuzağı' diyorum. Milyonlarca girişkenlik tuzağı vardır. Ne kadarını bilmediğimi öğrenmemin yolu yok. Yaptığım her işte yenilerini keşfediyorum.

Şu anda kafamdaki şey tümüyle yepyeni bir bilim dalını; 'girişkenlikbilim'i kurmak. Bu bilim dalında tuzaklar türlerine ayrılacak, sınıflanacak, hiyerarşik yapı içine yerleştirilecek ve aralarındaki ilişkiler belirlenerek gelecek kuşakların eğitimine ve tüm insanlığın yararına sunulacak. -Girişkenlikbilim; nitelik ilişkilerinin algılanmasında duygusal, bilişsel ve psikomotor engellere ilişkin bir inceleme. - Böyle bir şeyi üniversite kataloglarında görmek isterdim.

Geleneksel düşüncede girişkenlik doğuştan varolan ya da iyi bir eğitimle kazanılan birşey sanılır. O, durağan bir maldır sanki. Girişkenliğin nasıl kazanılacağı konusunda hiçbir bilgi olmaması nedeniyle girişken olmayan bir kişinin umutsuz vaka olduğu düşünülür!

İkici olmayan düşüncede girişkenlik durağan bir mal değildir. Değişkendir; artabilen ya da eksilebilen bir 'tam havasında olma rezervidir'. O, Nitelik algılamasının ürünü olduğuna göre girişkenlik tuzağı sonuç olarak kişinin Nitelik görüşünü yitirmesine yol açan herhangi birşey olarak tanımlanabilir. Bu kadar geniş bir tanımdan tahmin edeceğiniz gibi bu alan çok geniştir.

Benim görebildiğim kadarıyla başlıca iki tür girişkenlik tuzağı vardır. İlk tür Nitelik rayının dışına, dış koşullardan kaynaklanan durumlar nedeniyle savrulduğumuz tuzakları kapsar ki ben bunlara 'aksilikler' diyorum; takıntılar gibi.. İlk olarak yine motosiklet örneğinde dıştan kaynaklanan aksilikleri ele alacağım.
Motosiklet onarımında ilk kez büyük bir işe kalkıştığınızda yeniden montajda sırayı izleyememek aksiliği en büyük endişesinizdir. Benim bunun için kullandığım iki yöntem var; hakkında hiçbirşey bilmediğim karmaşık bir montaj işine girişmemek gerektiğini söyleyen bir düşünce ekolü var; buna göre ya bu işin eğitimini almam ya da işi uzmanına bırakmam gerekir. Bu kendine tapan makineci ekolünün yok olduğunu görmek isterdim. Bu motosikleti bir uzman harap etmişti. Neyse, montajda sırayı izleyememe tehlikesine karşın yapılacak en iyi şey bir deftere 'sökme' sırasını yazmaktır. Ve montajda sorun çıkarabilecek olağandışı şeyleri yazmak..

İkinci önlem, zemine gazete sermek ve parçaları üstüne aynı gazeteyi okuduğunuz gibi soldan sağa yukardan aşağıya doğru dizmektir. Böylelikle tersten de gitseniz herşey yerli yerindedir ve görünür.
Tüm bu önlemlere karşın sırası bozuk montajlar olabilir. Yitirdiğiniz zamanı kurtararak girişkenliğinizi onarmak için çılgınca acele etmek gibi bir delilikten sakının. Başa dönmeniz ve herşeyi yeniden sökmeniz gerekebilir. Bunu hissettiğiniz anda durmanın tam zamanıdır. Eğer yaptığınız değişiklik işe yaramıyorsa bu aksilik değildir. Çünkü kazanılan bilgi, gerçek bir ilerlemedir.

Duygusal kavramayı bloke eden değer tuzakları, bilişsel kavramayı bloke eden gerçek tuzakları ve psikomotor davranışı bloke eden 'kas tuzakları'. Değer tuzakları büyük farkla en tehlikeli gruptur.

Değer tuzakları içinde en yaygın ve en habisi 'değer katılığıdır'. Bu kişinin kesin yargılar nedeniyle gördüğü şeyi yeniden değerlendirme yeteneğinin olmamasıdır.

Nitelik; değer, dünyanın özne ve nesnelerini yaratır. Olgular, değer onları yaratıncaya kadar yokturlar. Eğer değerleriniz katı ve değişmezse yeni olgular öğrenemezsiniz. Bu durum genellikle olgunlaşmamış tanıda görülür. Sorunun nerede olduğundan eminsinizdir ve eğer düşündüğünüz gibi değilse takılır kalırsınız. Kafanızı eski düşüncenizden arındırmalısınız. 'Değer katılığı' belasından kurtulamamışsanız gerçek yanıt doğrudan yüzünüze bakıyor olsa bile onu göremezsiniz. Çünkü yeni yanıtın önemini anlayamazsınız.

Bu değer katılığı kaynaklı girişkenlik tuzağına yakalanmışsanız tek yapacağınız şey; durmak - zaten isteseniz de istemeseniz de durmak zorundasınız.- ama kasten durmak başkadır; daha önce bakmadığınız yerlere bakar ve neyi kaçırdığınıza, daha önce önemsediğiniz şeylerin o kadar da önemli olmadığına uyanırsınız. Ve evet yalnızca bakmak..  Az sonra alçak gönüllü bir tarzda onunla ilgilenmenizi isteyen küçük bir olgunun misinanıza vuracağı kesindir. Dünya, olmayı böyle sürdürür. Onunla, gelenle ilgilenin.

İlk olarak bu yeni olguyu, büyük sorununuza dayanarak değil de salt onun için anlamaya çalışın. O sorun, sizin sandığınız kadar büyük olmayabilir. Ve bu olgu sandığınız kadar küçük olmayabilir. O sizin istediğiniz olgu olmayabilir ama onu geri çevirmeden önce bundan emin olmalısınız.

Yeni bir olgunun doğuşu daima harika bir deneyimdir. Buna ikici düşüncede 'keşif' denir. Çünkü onun birinin onu fark etmesinden bağımsız var olduğu sanılır. Ortaya çıktığında ilk olarak düşük değerdedir. Daha sonra gözlemcinin değerlerinin gevşekliğine ve olgunun potansiyel niteliğine bağlı olarak değeri yavaşça ve hızla artar ya da değer silikleşir ve yok olur.

Olguların büyük çoğunluğunun- her saniye çevremizdeki görüntüler, sesler, anılarımız, vs- niteliği yoktur. Daha doğrusu olumsuz bir niteliği vardır. Bunların hepsi aynı anda var olsaydı bilincimiz anlamsız verilerle öyle bir sıkışırdı ki ne düşünebilir ne de birşey yapabilirdik. Bu nedenle Nitelik temelinde bir Önseçim yaparız. Ya da başka bir deyişle Nitelik rayı hangi verinin bilincine varacağımızı önceden belirler ve bu seçimi ne olduğumuzla ne olacağımızı en iyi biçimde uyumlandırarak yapar.

Egonun içsel girişkenlik tuzağı'na dikkat! Ego, değer katılığından tümüyle ayrı bir şey değildir. Ve onun birçok nedenlerinden birisidir. Kendinize yüksek bir değer biçiyorsanız yeni olguları tanıma yeteneğiniz zayıflar. Egonuz sizi Nitelik gerçekliğinden soyutlar. Olgular sizin hata yaptığınızı gösteriyorsa bunu kabul etmeye pek hazır değilsinizdir. Ama durumu iyi gösteren yanlış bilgileri ise kabul etmeye hazırsınızdır.

Diyeceğim şudur ki kişiliğiniz sizin gerçek kişiliğiniz, gerçekten duyumsayan, akıl yürüten ve davranan kişiliğinizdir. Egonuzun yarattığı sahte, şişirilmiş bir kişilik imajı değil. Girişkenliğinizi Nitelikten değil de egonuzdan almışsanız bu sahte imajların havası öyle çabucak söner ki hemen moral bozukluğuna düşmeniz kaçınılmazdır. Eğer doğal bir şekilde ve kolayca alçakgönüllü olamıyorsanız tuzaktan kurtulmanın bir yolu yine de alçakgönüllü davranışını taklit etmektir.

Bir sonraki girişkenlik tuzağı; endişedir. Endişe, egonun bir tür tersidir. Herşeyi yanlış yapacağınızdan o kadar eminsinizdir ki korkudan hiçbir şey yapamazsınız. Genellikle işe başlamanın zor gelmesinin gerçek nedeni tembellikten çok budur. Bu tuzak, her türden hataya yol açar. Onarım gerektirmeyen şeylerin ve düşsel arızaların peşinde koşarsınız. Öfkeli sonuçlara varırsınız ve sinirliliğiniz yüzünden gidişatın onarımında her türden bozukluğa yol açarsınız. Yapılan bu bozukluklar sizin kendinizi daha da küçük görmenize neden olur ve bu kısırdöngü böylece sürer gider.

Bu kısırdöngüyü kırmanın en iyi yolu, endişelerinizi kağıt üzerinde gidermektir. Konu hakkında okuyabileceğiniz herşeyi okuyun. Endişeniz bunu olanaklı kılacak ve oldukça sakinleşeceksiniz. Size gereken şeyin kafa huzuru olduğunu anlamalısınız.

Endişenizi bir dereceye kadar azaltacak bir diğer yol da bu dünyada bir zamanlar bir işin içine etmemiş bir tek kimsenin bulunmadığı gerçeğini göz önüne almaktır.

Akla gelecek bir sonraki girişkenlik tuzağı sıkıntıdır. Bu endişenin tersidir. Ego sorunlarıyla birlikte oluşur. Sıkılma, Nitelik rayından çıktığınız, nesneleri diri bir gözle göremediğiniz, ilk hevesinizi yitirdiğiniz ve gidişatın büyük bir tehlike altında olduğu anlamına gelir. Sıkıntı, girişkenlik düzeyinizin düşük olduğu ve başka birşey yapmayıp bu düzeyi yeniden yükseltmeniz gerektiği anlamına gelir. Dikkatinizi bazı şeylere çevirmenizi ve devam etmeden önce bunları çözümlemenizi gösteren bir sinyaldir.

Sıkıldığınız zaman bırakın, bugünü herhangi bir gün olarak kabul edin. Bilinen şeyleri yapmanın bir estetiği varsa bilinmeyen şeyleri yapmanın da bir estetiği vardır.

Zen, sıkılma konusunda da birşeyler söyler. Onun başlıca pratiği olan 'yalnızca oturma' dünyanın en sıkıcı etkinliği olsa gerek. Kımıldamak yok, düşünmek yok, endişelenmek yok. Ne kadar da sıkıcı! Yine de tüm bu sıkıcılığın ortasında Zen budizminin öğretmeye çalıştığı birşey vardır. Nedir bu? Bu sıkıcılığın tam ortasında sizin göremediğiniz nedir!

Gerçek tuzakları öğrenilmiş ve tren vagonları içine konmuş verilerle ilgilidir. Geriye bir tek tuzak kaldı; evet-hayır mantığının gerçek tuzağı.. böylece hasıraltı yapılan bir alanı daha incelemeye açmış oluyorum.

Mu: (japonca şey yok anlamına gelir) Evet ve hayır.. Bu ya da o.. Bir ya da sıfır.. Bu basit iki terimli ayrım temeli üzerine kurulmuştur insanlığın tüm bilgisi. Bunun sergilendiği alan, tüm bilgiyi çiftli veriler biçiminde saklayan kompüter belleğidir. Yalnızca birler ve sıfırlar içerir o kadar.

Bizler alışık olmadığımızdan evet ve hayırla eşit ve anlayışımızı bilmediğimiz bir yönde genişletebilecek üçüncü bir mantıksal terimin olabileceğini göremeyiz. Böyle bir terimimiz bile yoktur. Japonca 'Mu' terimini kullanmak zorundayım.

Mu, 'şey yok' demektir. Aynı Nitelik gibi o da, ikici ayrım sürecinin dışını işaret eder. Mu der ki; sınıf yok, bir değil, sıfır değil, evet değil, hayır değil. Sorunun, evet ya da hayır yanıtının hata olacağı bir bağlam taşıdığını ve sorulmaması gerektiğini anlatır.  'soruyu sormamış olun' demek ister.

Sorunun bağlamı yanıtın gerçeğine göre çok dar olduğunda 'Mu' özellikle uygundur. Zen keşişi Joshu'ya bir köpeğin 'Buda karakteri' taşıyıp taşımadığı sorulduğunda söylediği 'Mu' yanıtı çok yerindedir. İki seçenekten biriyle cevap verseydi yanıt eksik, anlamsız, gerçek dışı ve yanlış olacaktı. Buda karakteri, evet ve hayır'ın dışındadır. Nitelik Buda'dır. Kişisel deneyim dağlarının doruğunda Nitelik ile Buda arasındaki metafizik ilişkileri keşfetmek.. Önemli olan, böyle bir keşfin dünyanın tüm vadileri ve orada hepimizi bekleyen sıkıcı ve kasvetli işler, tekdüze yıllar ile ne gibi bir ilişkisi olduğudur. Önemli olan o cenaze alayına, orada şu anda var olandan daha geniş bir anlayışla dönmektir.

Bilimin araştırdığı doğal dünyada Mu'nun var olduğu açıktır. Yalnızca biz kalıtımla bunu görmemek üzere eğitilmişizdir. Kompüter devreleri iki durum gösterir; bir için bir voltaj, sıfır için bir voltaj. Bu aptalcadır. Her bilgisayar elektronik teknisyeni bunun böyle olmadığını bilir. Devre kapalıyken bir ya da sıfıra denk gelecek bir voltaj bulmayı deneyin. Devreler 'Mu' durumundadır. Teknisyenin kompüter devrelerinin karakterini değil voltmetrenin kendi karakterini okuduğu 'değişken topraklama' karakteri görülür. Buradan anlaşılan devre kapalı halinin, bir sıfır durumlarının evrensel sayıldığı genel bağlamdan daha geniş bir genel bağlamın parçası olduğudur. Bir mi yoksa sıfır mı sorusu sorulmamıştır.

İkici mantık Mu'nun ortaya çıkmasını bağlamsal bir aldatmaca ya da konuyla ilgisiz birşey olarak düşünür. Ama Mu, tüm bilimsel araştırmalarda hep görünür. Ve doğa aldatmaz, asla ilgisiz bir yanıt vermez. Doğanın Mu yanıtını hasır altı etmek büyük bir yanlıştır, bir sahtekarlıktır.

Bu yanıtların kabul edilmesi-değerlendirilmesi mantıksal teoriyi deneysel pratiğe yaklaştırmada çok yararlı olabilir. Laboratuvarda çalışan tüm bilimadamları deney sonuçlarının çoğu kez deneyin düzenlenmesine neden olan evet-hayır sorusuna 'Mu' yanıtı verdiğini bilirler. Bu durumda deneyin kötü düzenlendiğini düşünür, aptallıklarından ötürü kendilerini suçlarlar ve araştırmayı 'boşa gitmiş' olarak bir kenara ayırıp gelecekte yapılacak deneylere yardımcı olacak bir tür ön hazırlık sayarlar.

Bilimin değerden yoksun olduğu doğrudur. Bilimin bir araştırma konusu olarak Niteliği kavrama yeteneğinin olmaması, bilimin bir değerler sistemi oluşturmasını olanaksız kılıyor. Onları inceledikçe, onların düşüncelerini bilinçsizce onaylamamızdan ötürü dünyaya verilen zarardan henüz hiç kimsenin söz etmemiş olduğuna kanaat getirebiliriz.

Mu yanıtı önemli bir yanıttır. Bilimadamına, bu sorunun bağlamının doğanın yanıtı için çok dar olduğunu ve sorunun bağlamını genişletmesi gerektiğini söyler. Bu çok önemli bir yanıttır. Bununla araştırıcının doğa anlayışı korkunç ölçüde değişir ki bu deneyin en önde gelen amacıdır.

Evet ya da hayır bir hipotezi doğrular ya da yadsır. Mu ise yanıtın hipotezin ötesinde olduğunu söyler. Mu, en başta bilimsel sorgulamayı esinlendiren 'görüngü'dür. Bunda mistik ya da gizli hiçbir şey yoktur. Bu salt kültürün onu küçük görmemize yol açan bir saptırmasıdır.

Mu yanıtlarını kaldırıp atmayın. Onların her biri evet ya da hayır yanıtı kadar önemlidir. Hatta daha da önemlidir. Sizi geliştirecek şey onlardır. Yapmamız gereken şey, neyin yanlış olduğunu buluncaya ya da neyin yanlış olduğunu neden bilmediğimizi buluncaya dek devam etmektir.'**
 
*Nitelik (romantik nitelik) ve onun görünüşleri (klasik nitelik) yapı olarak aynıdır. Klasik olarak göründüğünde ona farklı adlar verilir (özneler ve nesneler.)

Normalde insanların ginesnelerle birlikte düşünmelerine karşın Nitelik, hiçbir nesne olmadan ortaya çıkar. Dünyanın farkında olmanızı sağlar.Nitelik özne ya da nesneyle bağımsız olarak ilişkide değildir. Onların birbirleriyle olan ilişkisinde bulunur. Bu, özne ve nesnenin buluştuğu noktadır.Nitelik, özne ve nesnenin farkına vardığıdır. Nitelik, tüm özne ve nesnelerin kaynağıdır.

**Bu metin, olduğu gibi, Robert M. Pirsig'in 'Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı' adlı eserinden alıntılanmıştır.
 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 475
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster