Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '11

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
6822
 

Girne'den bir hikaye...

Girne'den bir hikaye...
 

Çocukken saklambaç oyununa olan merakımız, aslında giz’in oyunsallaştırılmış hali olmasından gelir belki de. Büyüdükçe, içine kapanma olarak devam eder bu durum ve artık bir yetişkin olduğumuzda ise “çok kolay dost edinemeyenler”in arasında layık olduğumuz yeri alırız... Kendimizle ilgili anlatacaklarımızı büyüdükçe kısıtlamaya başlarız ve yaş geçtikçe deşifre edebileceklerimiz yoka yakına ulaşır... Hayatı maskeleme gereğimiz insanların güvenilmez olduğu düşüncesinden gelir; güvenilmez dediklerimizin de bize karşı aynı hissi duymaları ise, aslında kimsenin kendisinden daha değerlisini görmediği gerçeğinden beslenir. 

Daima bir muamma oldurmaya çalıştığımız, açık vermemek için stratejik binbir oyun oynadığımız hayatımızın ince ayrıntılarına başkalarının ulaşmasını engelleriz hep. Bizi zaaftarımızın olduğu noktadan ateşe tutmasınlar diye güçlü duruşumuz da hep bundandır... Tüm, çelik yelek giyme çabalarımız da o kurşunun zararını minumuma indirebilmek için değil midir? 

Olası saldırı karşısında bazen sığınaklar bile hazırlarız kendimize hazırlıksız yakalanmayalım diye ki bu sığınakları oluşturma bahanelerimize de “şüphe” denir pratikte... Beslediğimiz her şüphe gardımızı almamızda bize daha fazla yardımcı olur. Şüpheden kurtulabilmek için bakış açımızı genişletmemiz gerektiği mutlaktır ve bunun için de bir ayna görevi gören, hangi açıdan bakarsak bakalım düşmanın sinyalini alabileceğimiz yani sırtımızı döndüğümüzde bile bizi korumaya devam edebilecek olan dostlar edinmemiz gerekir. Bu dost bazen bir insan olabileceği gibi bazen de bir “ev” olabilmektedir, Pavlo Pavlides’in hikayesinde olduğu gibi... 

Pablo Pavlides... 

Kıbrıs doğumlu, İtalyan asıllı bir Rum... 

Mesleği avukat ancak bu mesleği silah kaçakçılığı kimliğini gizlemek için yaptığı ve kendisinin, Ortadoğu’nun en büyük silah kaçakçısı olduğu söylenmekte... 

Ölüm korkusunu hücrelerine işletmiş bir kişi... 

Sanatçı kimliği de mevcut... 

Dönemin ünlü mafyalarına da avukatlık yapmış olan Pablo Pavlides, dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda Baş Piskoposluk da yapan Makarios'un da avukatıdır. 

Girne’de Güzelyurt Yolu üzerinde yer olan Mavi Köşk’ü yaptıran adamdır Pablo Pavlides. Bu köşk, 1957 yılında tamamlanmış ilginç bir köşktür. 1957-1974 yılları arasında tam 17 yıl burada yaşayan Pavlides, köşkü, yakın bir mimar arkadaşına yaptırır ve yapı tamamlandıktan sonra köşkün içine gizlenmiş, kendisinin gard almasını sağlayan bilgiler ifşa edilmesin diye o arkadaşını öldürür. Mavi Köşk’ün, gözleri üzerine kilitleyen özelliği ise, nereden bakılırsa bakılsın asla görülememesi ancak köşkten bakıldığı zaman her yerin çok net görüldüğü bir alana inşa edilmiş olmasıdır. Köşk, çevre dağların en tepelerinden bile görülememektedir. Ayrıca denizden de hiç bir şekilde silüeti bile seçilemeyen bu Mavi Köşk’ün içinden bakıldığında her şey çok net olarak görülebilmektedir. Zaten, bir silah kaçakçısı olan Pavlo Pavlides’in bu köşkü yaptırma amacı da deniz yoluyla getirdiği silahları sorunsuzca dağıtmak ve köşkün gizinden faydalanarak avukatlık paravanının etkisini sürdürmek... 

Dört dönümlük bir arazi üzerinde kurulmuş bu yapı, Akdeniz’e tepeden bakan bir yamaçta bulunuyor ve evin çevresinde makinalı tüfek yuvaları yer alıyor. . Barış Harekatı sırasında Beşparmak Dağları'na yapılan paraşütçü indirmesi sırasında bir grup Türk Askeri’nin, köşkün altındaki ovaya inmesiyle, Pavlides'in korumalığını yapan Rum Askerleri’nin ateş açması eş zamanlı oluyor ve dolayısıyla çok sayıda Türk Askeri (takribi 100 kadar) şehit düşüyor. Bu nedenle köşkün altındaki bölgeye “Kanlı Vadi” adı verilmiş. 

Silah kaçakçılığını önceki tarihlerden beri sürdüren Pavlides, bu köşkü de kaçakçılıktan kazandığı paralarla yaptırmış. Bu silahları Rumlara satan Pavlides, bu köşkün içinde keyif sürerken, o silahlarla Türkleri öldürmeye devam etmişler Rumlar ve bu yüzden Mavi Köşk, bir ibret müzesi haline dönüştürülmüş. Köşk, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin himayesinde ve köşke ziyarete gidenler bir asker eşliğinde gezdiriliyor. 

Mavi Köşk’ün dış cephesi mavi ve beyaz renklerden oluşmaktadır. 2 katlı olan bu köşkün tam 13 adet odası ve her odada, o zamanın teknolojisiyle yapılmış ancak 1957’den beri hala çalışan klimalar bulunmaktadır. Odalar mavi, kırmızı ve sarı renklerine boyanmış ve her oda kendi renginde perdelere sahip. Sarı renkli oda, çocuklar için özel olarak sonradan yapılmış olup depreme dayanıklı olarak raylı bir sistemle dizayn edilmiş. Yemek odasındaki masalar da bu üç renkten oluşmakta. Bunun nedeni de evin içindeki düzeni daha kolay sağlayabilmek. 

Köşkün ikinci katında bir dinlenme odası bulunuyor ve bu odadaki bibloların içinde de içkiler... Bayanlar, kadın şeklindeki; erkekler ise erkek biçimdeki bibloların içindeki içkilerden içiyorlarmış. Ayrıca bahçede de bir aslanlı çeşme mevcut, bu çeşmeden devamlı şarap akmaktaymış zamanında ve misafirleri için özel olarak dizayn edilmiş. 

Köşkün elyaflı perdeleri büyülü bir pelerin gibi... Perdeler çekildiği zaman ne dışarıdaki ses içeriye giriyor, ne de içerdeki ses dışarıya çıkıyor. Yalıtımının nasıl yapıldığı bilinemeyen ve zamanın şartları düşünüldüğünde inanılması imkansızlaşan bir tasarı... 

Pablo Pavlides’in çalışma odası da aynı muntazamlıkta dizayn edilmiş... Çalışma masası ceylan derisinden, koltuklarıysa uzun çalışma saatlerinde uyku problemi yaşanmaması ve Pavlides’in devamlı tetikte kalması için hazırlanmış; zaten yumuşak olmayan koltukların 1 saat sonra sırt kısmı, 2 saat sonra ise oturulan kısmı taş gibi sertleşiyor. Çalışma odasındaki masası ise karşıdan gelecek ani saldırılara maruz kalmaması için duvar kenarında konumlandırılmış... 

Kendisinin kova burcu olduğu söylenen Pavlides’in, yakın dostları için hazırlattığı odaların duvarlarında misafirlerinin burçlarının sembolleri var. Köşkte ayrıca bir de dilek havuzu bulunmakta. Söylentiye göre, bu dilek havuzuna arkası dönük şekilde dileğini tutup paralarını atanların paraları eğer tura gelirse, dileklerin gerçek olacağına inanılıyor. 

Köşkte bir de küçük anfi-tiyatro bulunmakta. Bir avukat olan Pavlides, bu odada sesinin mahkeme salonunda nasıl bir etki uyandıracağını ölçmekteymiş. Sanata da çok fazla merakı olduğu evin her tarafından anlaşılan Pavlides’in kendi kara kalem çalışmaları da duvarlarında bulunmakta. En çok göze çarpan sanat eseri de duvarında aslılı olan Meryem Ana tablosu. Bu tablonun özelliği; odanın neresinden bakarsanız bakın (üç boyutlu olarak tasarlandığı için) elleri, ayakları ve dizlerinin size dönük olmasıdır. Tablonun halesi som altından yapılmış olup, elindeki tas ve gerdanlığı ise altın suyuna batırılarak resmedilmiş. 

Köşke girişine bir süt havuzu da yaptırmayı ihmat etmeyen Kaçakçı, bu havuzda dönemin ünlü aktristlerinden Sophia Loren'i de ağırladığı, anlatılan rivayetler arasında. Ayrıca bu süt havuzunun hemen yanında da bir müzik odası bulunuyor ki bu da, köşke misafir olarak gelen bayanların, süt banyolarını yaparken bir yandan da müziklerini dinlemelerinin kolaylaştırısmasının amaçlandığını gösteriyor. 

Her ayrıntının ince ince düşünülerek tasarlandığı görülen bu köşkte bir de ismi “denge” olan küçük bir heykel bulunuyor. Tam köşkün ortasında bulunan heykel, bir uyarı sistemi gibi... Ufak bir harekette sallanan heykel, depremin uyarısının alınması için özel olarak yapılmış... 

Bukalemun derisinden yapılmış olan içki dolabi ise mevsimin getirdiği ısıya göre rengini değiştirerek içindekileri muhafaza ediyormuş. Bir de Uzak Doğu’dan özel olarak getirttiği 9 gözlü ayna ile de baktığında her noktayı gören Pavlides’in, ölüm korkusu yüzünden kendini tam olarak karantinaya aldığı, evin dört bir yanından görülebiliyor. 

Köşkte dikkat çeken ilginç bir ayrıntı da Pablo Pavlides’in 13’e ne kadar düşkün bir insan olduğu: İki katlı köşk 13 odadan oluşmakta, merdivenler 13 basamaklı, bahçesindeki havuzunda 13 tane musluk bulunmakta ve köşkün krokisine bakıldığında hem 13 rakamına hem de tabancaya benzemekte... 

Mavi Köşk’e dair anlatılan, efsaneleşmiş bir diğer hikaye de köşkte verilen partilerle ilgili... Anlatılanlara göre, Pavlides verdiği ev partilerinin bazılarının ilerleyen saatlerinde köşkünün ikinci katına çıkar, bir ısırık aldığı elmasını balkondan, evin ön tarafında bulunan havuza atar ve bu elmayı ilk alan kişi ile o geceyi geçirirmiş. 

Çok sayıda da günah çıkartma köşesi bulunan köşkteki bu köşelerden birisinde, 7 ayrı görüş acısına sahip bir ayna yer alıyor. Bunun sebebiyse, ibadeti sırasında dalgınlığından faydalanan birisinin olma olasılığına karşı devamlı tetikte olma isteği. 

O dönemlerde ulaşımı kolay bir yolu bile bulunmayan köşkün, en stratejik tasarılarından biri de yer altından bir kilometre uzağından bulunan 8 ayrı İngiliz evine tünel çıkışınıın bulunmasıdır. 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Harekatı’ndan kısa bir süre önce bu harekatın gerşekleşeceğini öğrenen Pavlides, bu tüneller yarımıyla kaçıyor ve izinin belli olmaması için de kuru patlayıcılarla tüneli imha ediyor. 

Pavlides’in yatak odasının baş kısmında da gizli bir geçit bulunuyor ve bu geçitin nereye çıktığının tam olarak belirlenemediği söyleniyor. Ancak gizli bir mahzene açıldığı düşüncesi ihtimaller arasında yer almakta. Bu kapak ve tüneller de Pavlides’in nasıl bir korkuyla hayat sürdürdüğünü kanıtlar nitelikte. 

Kaçtıktan sonra Pavlides’in kasası zorla açılıyor ve içinden 20 sterlin ve bir altın anahtardan başka hiç bir şey bulunmuyor. Anahtar, evin her köşesinde deneniyor ancak köşkte hiç bir yere uyumlu bir anahtar olmadığı anlaşılıyor. Hala da bu anahtarın neyi gizlemek için kullanıldığı anlaşılamamıştır. 

1974’te bu köşkü terkeden Pavlides, 1986 yılına kadar köşkün bakımı için gerekli olan parayı göndermeye bir umutla devam ediyor. Bir gün bu köşkü geri alma ümidini 1986’ya kadar hiç kaybetmeyen Pavlides, iddiaya göre, 100 yıl boyunca köşkün bakımı için gerekli olan parayı göndermeyi teklif edip karşılığında da çalışma masasının ve sandalyelerinin iadesini isteyince Türk Barış Gücü Askerleri, bu istekten şüphelenip köşkte bulunan tüm eşyalar üzerinde, Türkiye’de, en küçük ayrıntısına kadar bir inceleme başlatıyorlar. 

Pavlides, bazı kaynaklara göre Sicilya’da, bazı kaynaklara göre de İtalya’da bir mafya toplantısında çıkan çatışmada öldürülüyor... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Köşkün şu anki durumu nedir ne olmuş enteresan bir hikaye çünkü?

Buğra TOKMAKOĞLU 
 08.01.2011 1:41
Cevap :
onu da sen araştırırsın diye bıraktım:) köşk yazdıım gibi şu an bir ibret müzesi olarak bir asker eşliğinde, gelenlere gezdiriliyor sadece.. başka bir işlevi yok.  09.01.2011 1:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 93
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 844
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

1985 doğumluyum ve geçmişte yaptığım işlerle ilgili her bilgiyi önceki adımlarda sizlerle paylaşt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster