Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
766
 

Git istediğin yere

Kararı sen verdin! Gönül telimi titreten bu yemin, ne sana ne bana bir yenilik getirecek. Sen, kazandım ve haklı çıktım dediğin hikayelerine birini daha ekle.Ve kahramanlıklarını anlattığın havva kadınlarından bu hikayeni sakla ki, belki bir gün bir defa daha, yalnızlık serzenişlerinden etkilenen yüce tanrı, sana bir hediye daha verir, verir belki vermesine de, hiç birinde, şimdilerde üzülmedim ve üzülmüyorum dediğin hikayenin kahramanı yapılacak kadar kıymet görmeyeceksin ve hayat zaten budur demeye devam edeceksin...

Ne aşk hükümet meydanlarında kalacak, ne kelimelerin beceriksizliği olacak, ne de sen aşka kalacaksın...

Hepsinden öte, gecenin tüm karanlığı şehri bastığında,

sokaklarda evlerine giden hızlanmış ayak sesleri bir yandan çoğalıp bir yandan yok olmaya başladığında,

caddelerin ışıkları azalıp, evlerin ışıkları çoğaldığında ve yağmur göğü delercesine yağarken,

dilinden düşürmediğin yalnızlığını ısrarla yok sayıp,

ellerini cebinden inatla çıkarmadan, yağmurun seni nasıl ıslattığını anlamadan, sessizliğin ve kimsesizliğin yankılarının çınladığı dört duvara doğru gitmeye çalışıp da gitmek istemezken,

sadece seninle işi olan ve bu nedenle seni aradıklarını seni beklediklerini bildiğin sözde arkadaşım dediklerinden birinin gelen telefonuyla,

ya da lütfedip cebinden ellerini çıkartıp telefonunda seçtiğin bir numarayı ararken, aslında var olma yerin, aslında seni bekleyen yerin, yalnızlığının son bulduğu evin gittiğin yönde değil de,

bir karar uğruna herşeyinle çıktığın bu ev olduğunu bildiğinde,

her hangi bir evin her hangi bir odasının sana ait olmayan bir yastığına başını koyup da, uykuya geçmeye çalışırken,

gün içinde veya gece yarısı anlatmak istediklerin olupta, seni anlayacak anlamaya çalışacak hatta en azından seni adam gibi dinleyecek bir insan olmadığını görüp de hepsi içinde kaldığında

ve o soğuk duvarlar arasında, sırtını dayayarak gönül rahatlığı ve güven içinde derin uykuya geçeceğin bir göğüs bulamadığında, düşüneceksin birden bu evi ve beni.

Ama beynindeki müebbet yalnızlık hakimi devreye girip, sen yalnız geldin ve yalnız gideceksin, yürümeye devam et, hayat bir oyundur birileri gelecek ve birileri gidecek dediğinde,

kanmaya hazır olan aklın, beynindeki nefret ettiğim müebbet hakimine hak verecek ve sen sahte bir tebessümle uykuya geçeceksin.

Her nefret ettiğin ve sevmediğin günlerin öncesindeki gecelerde; doğum gününde, bayramlarda, yılbaşlarında aynı sahnelerin içinde bulacaksın kendini.

Ve hiç bir zaman gerçek bir yaşamı, gerçek huzurunu bulamayacaksın, aldığın kararlarla, hep kendini kazandığını sanacaksın.

Kendini kazanmaya çalışırken, yaşamı her defasında kaybettiğini görsen de umursamayacak ve sana duyulan sevginin gücünü kesen ve çaresiz bıraktıran beynindeki müebbet hakiminin söylediğini yapacaksın.


Şimdi yeni bir kaybedilmiş yaşam daha kazandın, kaybetme ve kaybetmeyelim diye senin için dökülen binlerce kelimenin kifayetsiz kaldığı bu sonun, yalnızlığına bir armağanı olsun.

Çünkü sen, bu armağanı sadece kendi yaşamına değil, bu evde sana kurulmaya çalışılan yaşama da tercih ettin.

Çünkü sen, hayatım dediğin ve kaybetmek istemediğin tüm oyunlara tercih ettin böyle bir yaşamı.

Çünkü sen, her ne kötülük olursa olsun, her ne dayanılmaz haller olursa olsun, sevginin ve inancın gücüne teslim olarak, her şeye rağmen umut, huzur, mutluluk, güven, sadakat, şefkat, paylaşım burada ve bu yaşam devam etmeli diyecek kadar, kötü olanları tüketecek kadar, iyileştirebilecek kadar yaşanan derslerin, mutlak fayda göstereceğine inanacak kadar istemedin bu hayatı!

Eğer cesaretin olsaydı, eğer isteğin olsaydı, eğer söylediğin gibi olsaydın sen; bu yaşananlara üçüncü şans demek yerine, yeniden doğmak ve var olmak için inat etmek derdin. Gerçek yaşam burada ve benim ait olduğum yaşam, kaygısız, çıkarsız, nefretsiz, kinsiz, beklentisiz gelecek burada derdin!

Ey sevgili, sana söylediğim tüm güzel sözleri ve tüm kötü sözleri, senin inançsızlık dediğin, benim korku dediğim, senin güvensizlik dediğin benim endişe dediğim, senin özgürlük dediğin, benimse sahte dünya dediğim, senin kimlik dediğin, benim tercih ettiğin dediğim ve tüm yaşanmışlıklarıda yaşamının üzerinden, sen istediğin için ve sen bitirdiğin için geri alıyorum...

İstediğin halde kalman için, istediğin gibi yaşaman için, hayatın tüm yükünü tek başına sırtlamakta ısrar ettiğin için, bu kadar zamanda, var olan biten her kötü anın kurtarıcısı olabilecek tek bir hatırın dahi kalmadığını gördüğüm için her şeyi geri alıyorum...

Bana nasıl geldiysen, şu anda da öylesin! Çıplak, kimsesiz, yalnız, umutsuz, etrafına üşüşmüş akbabalarla, aldım verdim telaşına düşenlerle, bunları görüp bilip de cesur bir savaşçı kıvamında, kendine yol arkadaşı arar halde, sana inanacak, sana güvenecek, inanacağın, güveneceğin bir savaş arkadaşı arar halde, yani nefes nefese olduğun yerdesin yani yine en baştasın, karşılaştığımız ve ben seninle yürürüm dediğim yerdesin.

Yaşam yakana yapışmış, sen ısrarla ve inatla ayakta kalacağım ve yenilmeyeceğim dediğin yerdesin.Yani tek başına, yani tek başına geldiğin ve tek başına devam ettiğin yerdesin.Bugüne kadar kendim geldim, bundan sonra eksik olan yanmı tamamlamak istiyorum dediğin yerdesin.

Bu muydu istediğin? Bu mudur hayat? Bu mudur güç? Bu mudur gerçek mutluluk? Bu mudur özgürlük? Sana nefesin kadar yakın olan bir insanın kalmadığı yerdesin, istediğin haldesin, yalnız geldim yalnız gitmek istiyorum dediğin yerdesin.

Birlikte ektiğimiz tohum fidan vermişti, tomurcuklar görünüyordu, ağaç olacaktı o , meyvesini yiyecek, gölgesinde dinlenecek, ey hayat nerden nereye geldik diyecektik. Ama sen, o fidanın kimi zaman, büyümeyi yavaşlatabileceğini, kimi zaman meyvelerinin çürüyeceğini, kimi zaman kuruyup yeniden açabileceğini kabul etmedin. Oysa hangi dal, hangi fidan hiç durmadan büyür ki?

Sen hem benim, hem kendinin şu dünyada ve şimdilerde sahibi olduğumuz tek bir dalımızın daha fazla büyüyebileceğine inanmaktan vazgeçip, yoluna devam ettiysen, ben de o dalı kökünden koparıp, ikimizin ilk zamanlardaki halimize dönüşünü kabul ettim.

Düştüğümde tutacak olan elin, düştüğünde tutacak olan elim, düşmeyelim diye tutuşan ellerimiz, senin komutunla sonsuza kadar kavuşmamak üzere tek başına kaldı.Ben sanırdım ki, düşmeyi beklemeye gerek yoktu o eli tutmak için ve hep öyle yaşadım, öyle bildim sevdamı sana. Ama düştüm, ama düştük ve elim havada kaldı işte... Senin ellerin cebinde ve ne benim elimi tutmak istedin, ne de elini tutmama izin verdin...


Artık ne bir dalımız var ne de , ileride sırtımızı yaslayacağımız bir ağacımız olacak. Bir nefes aralığı kadar sığınacak limanların olacak elbet ama bu hiç bir zaman kökleri sıkı sıkı sana bağlı bir ağaç güveni veremeyecek.
Bir liman için, bu benim eserimdir diyemeyeceksin, sığındığın limanlara demir atan çok olacak, senin bir ağacın olsaydı, o sadece bağlı olduğu yere kök verecekti, senin istediğin gibi büyüyecekti, istediğin meyveyi yiyecektin, ağacın dallarına kurduğun salıncağında, gökyüzüne doğru savrulurken, yaşam bu diye bağıracaktın, gözlerin parlayacaktı, gönül rahatlığı ile dalacaktın uykuya, yer gök birbirine girse, bizim bir ağacımız var, bize artık bir şey olmaz diyecektin. Belki o ağacın altında sofralar kuracak, kalabalıklar içinde anlatacaktın hikayemizi, vazgeçmedik diyecektin. Vazgeçmedik, bu günlere öyle geldik diyecektin.Gemileri yaktık, kıyametler koparttık, birbirimizden vageçmedik, çünkü inandık diyecektin.

Ama sen o tomurcukları yok saydın, onca zamanda köklenen fidanı ezdin geçtin ve benim yolum dedin!

İşte istediğin oldu! Şimdi nereye gidersen git! İstediğin yere, istediğin yaşama git! İster yalnız, ister yoldaşlarınla, ister tecrübe dediklerinle git.
Sen verdin kararını ve bende şimdi emin oldum.
Bizim huzurdan, mutluluktan, güvenden, yaşamaktan ve hepsinden ötesi, sevdanın varlığından anladığımız bambaşka şeylermiş.
Yaşam sadece ikimizden ibaret değil fakat, yaşamı var eden güç, değer ve güven sende de bende de başka yerlerdeymiş.
Özgürlüğün senin olsun... Şimdi istediğin yere git...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1108
Kayıt tarihi
: 05.07.09
 
 

Akademik olarak Alman Dil Bilimcisiyim. Eğitim alanında serbest olarak faaliyet göstermekteyim. Geli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster