Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
54
 

Gitmek lazım

 

“Atakum’daki evinde ziyaretçilerini bekliyor.”

Dört kelimeden ibaret cümle, İstanbul’daki evimde, günlük hayatın koşuşturması içinde haftalardır zaman zaman gelip beynimin kıvrımları arasında dolaşıyor.

“Atakum’daki evinde ziyaretçilerini bekliyor.”

Çocukluğumun mavi gözlü ciciannesi, belli ki yalnız hissediyor kendini….

Ben küçücük bir kızken gecenin geç bir saatinde bile uyanıp en çok iki şey için tuttururmuşum: Kırmızı kutusundaki pikabı çıkarıp plak dinlemek için bir, cicianneme gitmek için, iki.

O zamanlar benim için onun evine gitmek çok eğlenceliydi. Kendi evimizde asla bu kadar çok çeşidine rastlayamayacağım malzemelerle buluşmak demekti …Şurada kanepenin üzerinde üst üste katlı duran çeşitli renklerde ve desenlerde kumaşlar…Kimi kareli, kimi çizgili, kimi düz, bazısı çiçekli….Makaslar, toplu iğneler, iğnelerin saplı durduğu, bileğe takılabilen küçük yastık; envai çeşit düğme…Renkli makaralar, çıtçıt, kanca, mezura, tela…Oyuncak bir tuzluğu andıran yüksük…Dokunmasam bile varlıklarından keyif aldığım nesnelerle dolu bir evdi bu.. Bu nesnelerin telaffuzu bile bana eğlenceli gelirdi…

Bazen halalarım Samsun’dan paket kağıdına sarılı kumaşlarla gelirdi. Suzan’a etek ceket diktireceğim diye..

Küçük beyaz bir sabun parçasını kalem gibi kullanıp kumaşın üzerinde çizim yapan usta eller, meğer ne büyük bir acıdan sonra ustalaşmış… Mecburiyetten…Daha yirmi yedi yaşında gencecik bir kadınken beklenmedik bir biçimde eşini kaybetmiş Suzan ciciannem. Tanık olanlar der ki :”iBizim mahalle çok neşeli insanların olduğu bir mahalleydi. Şermin sabahtan çıkar evleri tek tek dolaşıp yarın Kirazlık’a denize gidiyoruz derdi. Ertesi sabah sepetini hazırlayanlar kapının önüne çıkar geçen bir kamyonun arkası mı olur, boş geçen otobüs mü olur, dolardık. Dönüş için saat verilirdi. Başımızda Ermeni Murat olurdu. Gerek yol boyunca gerekse oturduğumuz ağaçların altında hem çalar hem söylerdi. Ta ki Lokantacı Yusuf birlikte gittiğimiz Miliç ‘te boğulana kadar. O günden sonra eski neşesi kalmadı Sarıcalı’nın .”

Böyle işte..Talihsiz olayın olduğu yıl askerde olan babama bir süre söylememişler Yusuf abisinin boğulduğunu..Babaannem, manevî olarak kol kanat germiş üç çocuğuyla tek başına kalan Suzan‘a, kızlarından ayırmamış onu..

Başlarda mesleği terzilik değilmiş genç kadının…Yavaş yavaş, komşuların ufak tefek dikiş işlerini yapa yapa kendini geliştirmiş ve zamanla öyle ustalaşmış ki…Annem için tasarlayıp kırık beyaz kadife üzerine elleriyle tek tek inciler işleyerek diktiği gelinliğe ve naftalin kokulu elbiselere bakıyorum da bugün kendilerine moda tasarımcısı diyenlerin yanında duayen olduğunu düşünüyorum onun.
Bunu o kadar değerli buluyorum ki…Ümitsizliğe kapılmayıp güçlü durabilmesini bir insanın, hele de bir kadının.

İğnesinin ucuyla ailesini ayakta tutmuş bir kadın o….Şükran Abla, Şükrü Abi ve Ümran Abla…Yirmi yedi yaşından sonra hayata sımsıkı sarılan annelerinin, kendi çabasıyla meslek edinmesi sayesinde üniversiteyi bitirip birer öğretmen oldular.

Karşı geçenin, beri geçenin, hatta Bafra’nın, Samsun’un nice kadınlarına elbiseler, etekler, bluzlar dikti evinde çıraksız, yardımcısız..Uykusuzluk demekti bu, sabaha kadar dikiş dikmek ve siparişleri yetiştirmek demekti. Bazen derdi ki anneme:
_Perihan gız,dün gece sabaha kadar yirmi otuz bardak çay içtim.

_Yapma Suzan Abla,

Sabaha kadar art arda içilen sigaralar ve çaylar ayakta tutuyordu çocukluğumun mavi gözlü ciciannesini. O günlerin mirası olmalı şimdi KOAH.. Mavi gözlerinde, sırtındaki onca yüke rağmen öfke ve yılgınlık nedir görmedim.. Bana sevgiyle bakan gözler gördüm hep.. Büyüyüp yetişkin biri olduktan sonra ne kadar güzel bir bebek olduğumu anlatır, anlatırdı…Bir annenin kendi çocuğuna duyduğu hayranlığı anlatır gibi.

Evinde ziyaret edilmeyi bekliyormuş. Gitmek lazım…O günleri bir de onun dilinden dinlemek lazım.. Hayat bu…Geç olmadan.

31.08.2016
ESRA EREN AYDIN
İSTANBUL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 113
Kayıt tarihi
: 22.08.16
 
 

Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunuyum. Gezmeyi, okumayı, tiyatro izlemey..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster