Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '14

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
512
 

Gitmiş kadın...

Gitmiş kadın...
 

Sıcak yapış yapış, “çamur gibi” yazacağım şık olmayacak fakat öyle bir hava var. Oturduğum iskemlede eriyor, miskin miskin sahilde geleni geçeni izliyorum.

Ön masada, sırtı dönük beyaz gömlekli, telefonla konuştuğu, karısı mı, kız arkadaşı mı bilmem, işte onu değiştiğine ikna etmeye çalışan bir zavallı var…

“ Hatırladığın adam değilim ben!”

Pöf!

Kadının inanmadığı muhakkak, bu kadar yalvarmasının sebebi başka ne olabilir?

“ Tekrar denersek ne demek istediği mi anlayacaksın!”

Şimdiye kadar kaç defa denediler, kaç beyaz sayfa açtılar…

Dön baba dönelim, kon baba konalım aynı yere.

 

Kış geceleri, mutfak masasında, mevsimlerden yaz olduğunu ve denize yakın bir bankta oturup, öyle ufka baktığımı hayal eder, o ruh haliyle karalardım, neden bilmem; kuyruksuz bir kedi olurdu mutlaka, martılar, mavilik, huzur, sessizlik…

Terlemesem bir de…

Kadın; kabul etti, adam; “ tamam canım” deyip kapattı telefonu, gülümsüyor mu acaba?

Güneş gözlüklü üç adam geldi oturdu, şemsiyenin altına, kahve istediler, sade, orta, şekerli…

İnsanlar, birbirlerine karışmasın diye farklı cezvelerde pişen kahveler gibi; şekerlisi var, orta kararı var, sadesi var, köpüklüsü, kenarı lokumlusu, ne kadar farklı olduklarını savunsalar da telve aynı!

Vakti zamanı geldiğinde bir çekememezlik, bir küslük, bir küçük dağları ben yarattım havaları…

Antalya’dan Bodrum’a geçmiş, kır saçlı bıyıklı, kahverengi çoraplarının üzerine sandaletleri çekmiş ağabeyin oğlu, pantolonu kısa tabi… Kredi kartı çocuktaymış, çok para harcıyor diye arkadaşına anlatıyor, telefonla konuşurken sesinde dikkat çeken bir böbürlenme vardı oysa…

Çay, tek şekerli, demli, açık…

Garson olmak zor velhasıl, ekmek parasına hepsine aynı muameleyi çekmesi lazım!

Gelmedi sarışın kadının beklediği… Ne bildim birini beklediğini?

Sürekli saatine bakıyor, bir çay bahçesine, bir kumsala oturuyor, telefona sarılmayı da yediremiyor kendine besbelli, gelecekse, kendi gelsin istiyor…

“Yalana doymuş” diye geçiriyorum içimden;

“ Aşkım son anda bir işim çıktı! Tam ben de seni arayacaktım!”

Laf işte…

Kararsız, bir tarafı; bekleme kızım kalk git evine, diğer tarafı; başına bir şey gelmesin telaşında…

Öyle olsun, bir horoz şekerinin gölgesine sığınalım isteriz ya hep!

Durduk yere başkasının yerine bahaneler uydurup, yüreğimize su serpmeye çalışırız.

Acil bir işi çıkmasa gelirdi mutlaka…

Telefon açmadığına göre muhakkak başına bir hal geldi…

Trafiğe takılmıştır…

Huyu böyle sürekli geç kalır, dünya yansa yorganı yok içinde…

Garsonla laflarken, gitmiş kadın.

Beklediği geldi mi fark edemedim!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Belma Sebildir o... Tüh.. hangi çay bahçesiydi.. Pia'nın kuzeni... Singapur yolunda kaybolan...

yeşilsoğan 
 04.07.2014 12:05
Cevap :
Sonradan tanıdım ben de, ilk bakışta çıkaramıyor insan,Belma idi evet, ta kendisi : )  04.07.2014 18:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1268
Toplam yorum
: 7728
Toplam mesaj
: 187
Ort. okunma sayısı
: 1081
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı ve Ilık Havada Hoşça Kal adlı kitapların yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster