Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Şubat '21

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
88
 

Gizemli Millet Hititler

Sessizce yemeklerini yedikten sonra hemen konuya döndü Egemen Çakı:

     “Üç yıl önce İtalya’dan, göndereni belli olmayan bir de ihbar aldık.”

     “İhbar neydi?” dedi Murat Sönmez.

     “Alman Doğu Derneği’nden Hititlere ait bir sır çalınmış olabilir ve çalan kişi harekete geçebilir, vicdanımın rahat etmesi için yazıyorum.”

     “Eeee!”

     “İşin garip tarafı ne bu dernekte Hititlere ait bir sır olduğunu biliyorduk ne çalan kişiyi ne de ihbar edeni. İstihbaratımızın eline geçen bilgiler sadece bu kadardı. Müdürümüz bu konuyu göz ardı etmeden üzerine düştü sinyallerle bağlantısı olabileceğini düşünerek. Kısa zamanda devletimizden izin alınarak resmi görüşmeler yapıldı gizli bir şekilde. Alman hükümeti ve dernek tabii olarak yalanladı ve ellerinde Hititlere ait gizli bilgilerin bulunmadığını söyledi.”

     “Siz nasıl varlığını öğrendiniz? “

     “Bilgiler örtbas edilircesine yalanlanınca istihbaratın şüpheleri arttı. Neticesinde birimimiz kuruldu. Vakit kaybetmeden Almanya’ya gidip gizliden gizliye araştırmaya başladık. Her ülkenin birçok ajanı vardır biliyorsunuz.”

     “Evet!”

     “Oradaki ajanlarımızı devreye soktuk, bunların içinde iki de Alman dostumuz vardı. Onlar Türkiye’yi ve bizleri gerçekten seviyorlar. Yıllardır bizim için çalışıyorlar, deşifre olma imkânları yok, yüzlerini biz dahil kimse bilmiyor hatta cumhurbaşkanı, başbakan, içişleri bakanı ve müdürümüz bile. Anlayacağınız devletler bazı ajanlarının yüzlerini kendileri de bilmek istemez. Sadece seçen kişiler bilir, gizli tutar. Gizlilik bu şekilde yapılmaya çalışılır, sonuçta ele geçerlerse karşı karşıya gelmek istemezler. Ama bütün ülkeler birbirlerine karşı hep ajan kullanır.”

     Sönmez ve Yahya Komiser gözlerini kırpmadan dinliyorlardı.

     “İki Alman ve üç Türk arkadaşımız sırrı ele geçirebilmek için her yolu denediler, resmi yoldan elde etme şansımız yoktu. Tüm kapıları başlangıçta yüzümüze kapadılar. Alman Doğu Derneği öyle kale gibi bir yer değil, ziyarete açık fakat ortada Hititlere ait bilgiler de yoktu. Kesin kez gizli odalarında tuttukları kanaatine vardık ama gizli odaları neredeydi bilmiyorduk. Ayrıca ihbarın gerçeklik payı şüpheliydi, dediğim gibi İtalya’dan mail yoluyla gönderilmişti: Alman Doğu Derneği’nden Hititlere ait bir sır çalınmış olabilir ve çalan kişi harekete geçebilir, vicdanımın rahat etmesi için yazıyorum.” diyordu.

     “Bu kadar mı Egemen Hanım?” diye sordu Komiser.

     “Evet bu kadar.”

     “Gönderene ait hiç bilgi yok muydu?” diye devam etti Komiser Yahya.

     “Hayır yoktu, adres o an alınmış, maili gönderdikten sonra silinmiş.”

    Bu kez Murat Sönmez sordu:

     “Peki mail adresi nasıldı?”

     “hitti_tiesge@...com.”

     “Mailin sahibi bir Alman.”

     Yahya Komiser dayanamadı ve:

     “Nereden anladınız?” dedi Murat Sönmez’e.

     “hitti_ties yazısından sonra ‘ge’ eklenmiş, malumunuz Germany yani Almanya’nın kısaltması.”

     “Biz de öyle düşündük.” dedi Egemen Çakı.

     Murat Sönmez:

     “Üstelik alelacele alınmış bir mail adresi.”

     Egemen Çakı:

     “Alelacele olduğunu nasıl anladın?”

     “Bana kalırsa çok vakti yoktu, muhtemelen internet kafe gibi bir yere girip hemen yazmak istedi. Kendi adresiyle gönderemezdi, hemen ifşa olurdu. İhbarı Hititlerle ilgili yapacağı için ilk aklına gelen bu kelime oldu lâkin Hitit kelimesini tek başına alamazdı. Çünkü Hitit eklemeli çokça mail alınmıştır, bu yüzden bilgisayar onu uyarırdı hatta uyarmıştır. O da fazla düşünmeden Germany’nin kısaltmasını ekledi.  

     Murat’ın bu yorumu Egemen’in çok hoşuna gitti, “Zeki arkadaşım benim!” diye geçirdi içinden.

     “Doğru, istihbarat da tam bu şekilde düşündü. Mailin gönderildiği bilgisayarın ip numarasını tespit ettik ve yeri bulduk. Ama gençlerin takıldığı bir kafeydi sonuç alamadık.”

     “Oradan bir netice alamadınız yani?”

     “Evet alamadık fakat dikkatimizi kazı alanlarına çevirdik. Çünkü sır kelimesi tek başına olduğu zaman birçok şeyi kapsıyor ve nereden başlanacağı konusunda şaşırtıyor. İhbarla sinyaller doğrudan Hititleri işaret edince hemen Türkiye genelinde yapılan Hitit kazılarına yöneldik. Bu defa eğilimimiz belli ama alanımız genişti. Hemen hemen tüm olasılıkları gözden geçirip eleme yaptık. İlk düşüncemiz çok kıymetli bir eser ya da hazinenin peşinde olduklarıydı. Mantıklı tartışmalar sonucunda çemberi iyice daralttık ve izlemeye başladık. Faal durumdaki kazı yerlerine adamlarımızı yerleştirip emniyet ve jandarmayı bilgilendirdik. Koruma altındaki yerleri uydudan takip etmeye başladık. Bunların yanında başta yabancı arkeologlar olmak üzere veri topladık ne zaman gelmişler ne zaman gitmişler, neler yapmışlar, hâlâ çalışıyorlar mı, birileriyle bağlantıları var mı… gibi.”

     “Hiç şüphelendikleriniz olmadı mı?”

     “Elbette oldu fakat hata yapmadılar sadece şüphe üzerine de kimseyi zor durumda bırakmak istemedik. Asıl niyetimiz son hamlelerini görmekti, arkasında kim var öğrenmekti.”

     “Öğrenemediğinizi söyledin biraz önce.”

     “Maalesef öğrenemedik.”

     “Doğu Derneği’ne ne oldu?”

     “Çok özür dilerim Murat hemen cevap vereceğim.” Çakı Yahya Komisere döndü ve ricada bulundu. “Yahya Komiserim ören yerlerini dolaşması için bir devriye çıkarabilir misiniz? Orada olduklarını sanmıyorum ama her ihtimali düşünmeliyiz. En azından varlığımızı anlasınlar.”

     “Haklısınız Egemen Hanım, hemen bir devriye çıkarıyorum. Esasen her gece devriye atıyoruz, daha çok gece yarısından sonraya bırakıyoruz.” dedi Komiser Yahya ve telefonla talimat verdi.

     Egemen çakı Murat Sönmez’e yerlerini sorup özellikle oraya bakmalarını istedi.

     “Şimdi soruna döneyim Murat; Doğu Derneği’ne olağan şekilde giremedik, hâl böyle olunca merakımız iyice arttı gizli yerleri olduğuna dair. Fazla zaman kaybetmemek adına içeri böcek soktuk hem de minik bir uçan kamera.”

     “Sonuç?”

     “Şüphelerimiz doğru çıktı, derneğin altında çok eski bir mahzen varmış. Minik kameramızla her köşesini inceledik fakat içerisi boştu, hüsrana uğradık. Şayet sinyallerin varlığı olmasa biri bizimle dalga geçti diye düşünebilirdik.”

     “Mahzenin yerini kolay bulabildiniz mi?”

     “Hayır kolay bulamadık, on yedi günümüzü aldı. Biz gizli yeri zeminde aradık…”

     “Değil miymiş?”

     Aslında zemindeymiş fakat birkaç oda ötesine saklamışlar. Hiç umulmayacak yerdeydi, şaşırtmaca yapmışlar. Vazgeçmek üzere olduğumuz on yedinci günde dernekte tamirat başladı, izlemeye aldık. İki beton duvardan geçtiler ki bu duvarlar çok güzel bir dekorla süslenmiş. Kapı ya da gizli geçit desek daha doğru olur. Sonu küçük ve penceresiz bir odaya çıktı, zemini kaldırıp aşağı indiler. Tahminen iki kat derinlikteydi, merdiveni demirdendi, geçitlerin sonundaki oda ve mahzen tamamen yangına dayanıklı yapılmış. Olası bir yangından etkilenmesini istemedikleri anlaşılıyordu. Neyse bu fırsattan istifade edip tek göz mahzeni inceledik…”  

     Egemen susadığını hissetti ve bir bardak su rica etti Komiser Yahya’dan. Üçüne de bir şişe su geldi. Egemen suyunu içince Murat dayanamadı:

     “Devam et lütfen!” dedi.

     “Elimiz yine boş kaldı, mahzende Hititlerle ilgili hiçbir bilgi yoktu. Daha doğrusu içerisi bomboştu, lambalar haricinde duvarlarda veya tavanda, zeminde bir şey yoktu. Ustalardan biri lambaları değiştirirken diğeri öylesine yanında bekledi. Yalnız değişimi yapan usta çok dikkatliydi, aşırı hassas davrandı.”

     “Boş olmasına çok şaşırdım ancak son söylediğin orada sırrın bulunduğunu kanıtlıyor.”

     “Nasıl?”

     “Onlar özel lambalar, o mahzende tutulduklarına şimdi daha çok emin oldum. Odanın ısısı, rutubetten uzak oluşu ve özel ışıklarla donatılması bir şeyin korunduğunu gösteriyor.”

     “Işıklar tamam da ısıyı ve rutubeti nasıl anladın?”

     “Bu işin kuralı budur. Önemli bir eser saklıyorsanız bunlara dikkat edilmesi gerekir yoksa eser özelliğini kaybeder. Gelelim boş olmasına, bununla ilgili fikriniz var mı?”

     “Galiba bize ihbarda bulunan kişi onları da uyarmıştı. Netice alamayınca derneği takip etmeyi kestik. Sadece bir kişiyi belirli süre izlemesi için bıraktık. Kamerayı çıkarıp dinlemek için koyduğumuz böceği bulunamayacak bir yerde tuttuk, bahsi geçen sırrı getirmeleri ihtimaline karşılık. Gelmedi tabii. Bu taraftan elimiz boş kalınca hepten sinyallere yöneldik.”

     “Dün ne oldu?” Komiser Yahya sükûnetini korumaktaydı, Murat ise duyduklarına inanamıyordu ve kendisiyle ilgisinin ne olduğunu öğrenmek istiyordu. “Nasıl bir hata?”

     “Türkiye geneline düşen sinyaller birkaç saniyeliğine Çorum üzerinde kaldı. Akabinde bir mesajın Boğazkale’den atıldığını tespit ettik.”

     “Mesaj neydi?”

     “Kaşı yardık kayayla, denize açılma zamanı çok yakın” yazıyordu.

     “Ne demek şimdi bu?”

     “Bunu bulmak için uğraşıyoruz, ‘kaş’ kelimesi ilginç geldi. Kaş ekip amirliğiyle jandarmayı harekete geçirdik, tüm sahil şeridini ve gelen giden tekneleri, gemileri denetleyecekler. Kaçış için orayı tercih etmiş olabilirler. Tabii bu bir fikir sadece. Göz ardı etme şansımız yok.”

     “Orayı iyi düşünmüşsünüz, kaş kelimesi hemen orayı akla getiriyor.”

     “Cümle onlar için değil ama bizim için şifreli. Akıllara ne geliyorsa bir kolumuzu oraya uzatıyoruz. Gelelim sinyalle mesaja: Sanırım hata yaptılar, bu teknik de olabilir, kullandıkları cihaz sinyalleri dağıtamamış da olabilir. Ya da rahat olduklarını düşünüp artık sıkı olmayı gerek görmediler. Ne de olsa onları rahatsız eden hiç kimse olmadı senden başka.” Çakı son cümleyi söylerken Murat’ı gösterdi.

     “Boğazkale tespitini yapınca buraya geldim. Aslında dün gelecektim ama sorun çıktı ancak öğleden sonra yola koyulabildim. Aksilikler bitmedi, Kırıkkale’yi geçtikten sonra motor arızalandı, tamirci bulmak için zaman kaybettim. Burada senin olduğunu zaten biliyorduk fakat hedefin sen olduğunu bilmiyorduk. Buradaki adamımızla irtibat hâlindeydik devamlı.”

     Murat Sönmez’in gözleri kocaman oldu.

     “Buradaki adamınız mı? Yoksa içimizden biri mi?”

     “Evet.” derken Egemen Çakı gülümsedi.

     “Kim?”

     “Yakında öğrenirsin, yardımının dokunacağına eminim, bu da benim sırrım olsun.”

     “Bir soru soracağım!”

     “Sor.”

     “Şifreli mesajları kayıt ettiğinizi söylemiştin, hiç mi yer isminden ya da şahıs isminden bahsetmediler?”

     “Hayır, bahsetmediler. Çok usta olduklarını buradan anladık, hiç acemice hareket etmediler. Karşımızda gerçek profesyonellerin olduğunu gördük. Mesajlarının birinde, bizim tahminimiz isim yazılıydı onu dâhi paylaşmadılar. Mesaj ise oldukça uzundu ve çok ilginçti. Arkeologlarımız sırrın anahtarı olduğunu söylediler.”

     Murat Sönmez’in kalbi daha hızlı atmaya başladı, son buldukları vazo kadar heyecan vericiydi duydukları. Komiser Yahya’da da heyecan belirtileri vardı, konuşmadığı hâlde hareketleri ve görüntüsü ele veriyordu.

     Murat Sönmez:

     “Lütfen onu bana göster!” dedi. Artık kendini tutamıyordu, ayağa kalktı odada dolanmaya başladı.

     “Birazdan göreceksin, önce konuşmamı tamamlayım.”

     “Peki devam et!”

     “Gün batımına yakın buraya geldim, amacım hemen seni bulup olaydan haberdar etmekti. Sona geldiklerini anlayınca ve düğümün burada çözüleceğini düşündüğümüzden ötürü senden yardım almak istedik. Birimimize arkadaşım olduğunu, Boğazkale’de çalıştığını söyledim.”

     “Hiçbir şeyden haberim yok ama sırrın içindeyim yani?”

     “Aslında dışındaydın ta ki bu akşama kadar. En azından biz öyle biliyorduk lâkin içindeymişsin artık öğrendik.”

     “Hâlâ inanamıyorum!”

     “Gelir gelmez arkadaşımızı aradım ulaşamadım, hemen kaldığınız otele gittim. Kapıdan biri çıkıyordu ona sordum, kazı başkanınızmış tanıştık, Türkçesi fena değildi. Dilinin döndüğünce yerini tarif etti, vakit kaybetmeden kazı yaptığınız yere geldim, seni göremedim. Kazı başkanınız dediği yerde bulamazsam daha yukarılara da bakmamı söylemişti. Biraz yukarı çıkınca çukurun içinde kafanı gördüm. Yavaş yavaş yanına geliyordum, birkaç yüz metre öteden iki defa ışık yansıması gözüme çarptı. O an hayatının tehlikede olduğunu anladım ve çok korktum. Çünkü karşıdaki kişi tetikçiydi, hislerim öyle söyledi. Sıradan bir ışık yansıması değildi, o bölgede kimse yoktu ki ondan yansısın. Ayrıca sabit bir cam veya ayna olsa ışığı durmadan yansırdı. Bu iki kez yansıdı sonra kayboldu. Şüphemde haklı çıktım maalesef, gerisini biliyorsun.”

     Murat Sönmez birkaç saattir merak ettiklerini öğrenince hem rahatladı hem de ne yapacaklarını düşünmeye başladı. Zira hedefteydi ve olayın neresindeydi bilmiyordu. Ayrıca nasıl çözecekleri muamma olduğu için umutsuzluğa kapıldı. Hâlâ şaşırdığı MİT elemanı, çocukluk arkadaşı Egemen Çakı, “Olayı sen çözeceksin!” demişti. İşin içinde istihbarat vardı ama çözümü neden ona yüklenmişti? Düşünceleri allak bullaktı, bugüne değin laf dalaşı bile yapmamıştı, şimdi ise organize bir suçun kendi bilmiyordu ama tam merkezindeydi. Sıradan geçen günün sonunda ölümle burun buruna gelmesi çok etkiledi, bu hâli Yahya Komiser ve Egemen Çakı’nın gözünden kaçmadı.

     Komiser Yahya daha fazla sessiz kalmak istemedi ve Murat’ı sakinleştirmek için söze girdi:

     “Murat Bey müsterih olun, ben inanıyorum ki bu olayı çözeceğiz. Hem istihbaratımız hem biz sizi en iyi şekilde koruyacağız.” dedi.

     Murat Sönmez Yahya Komisere döndü fakat istifini hiç bozmadı. Hatta cevap bile vermedi.

     Egemen Çakı:

     “Arkadaşım artık soğukkanlı ol ve üzerindeki korkuyu at, kısa zamanda sonuca kavuşturacağız hep beraber. Biliyorum zor durumda kaldın, yaşadıkların çok anlamsız geliyor sana ama oldu işte. Hayatın ne getireceği belli değil. İnan biz bile senin bu denli tehlikede olduğunu kestiremedik. Eğer sırrı çözüp suçluları ele geçirebilirsek ülkemiz adına müthiş bir başarı elde etmiş olacağız. Bunda en büyük paylardan biri senin olacak. Çünkü giriştikleri alan ve yer doğrudan seni de ilgilendiriyor.” dedi.

     “Pekâlâ, dediğinize uyacağım, bundan böyle korku da yok, şaşkınlık da yok.” dedi Murat Sönmez Komisere ve Çakı’ya bakarak. Aynı zamanda kendinden emin bir hâle büründü. “Egemen durmanın anlamı yok, her detayı masaya yatıralım, ilk önce dünden başlayalım. Bana söyler misin sırrın anahtarı olan mesaj ne?”

     “Hemen Murat, yalnız bana faks makinesi lâzım. Komiserim buranın faks numarası nedir?”

     “0364…”

     “Teşekkür ederim.”

     Egemen Çakı numarayı yaka telsizinden Kürşat Tekin’e söyleyip mesajı göndermesini istedi. Murat yerinde duramıyordu, birazdan eline bir sır geçecekti. Acaba neydi?

     Onlarca kazı yapmış, yüzlerce tablet, levha, tarihi eser bulmuştu fakat bunun heyecanı bambaşkaydı. Tarif edemiyordu, ölümünü bile gerektirecek kadar önemli olan şey neydi? Gerçekten bir sır mıydı?

     Yahya Komiser de çok heyecanlandı, Murat gibi ayağa kalkıp yönünü faks makinesine döndü. Parmaklarını masanın kenarına vurmaya başladı.

     Sönmez, “Nerede kaldı bu?” demeye hazırlanırken faks makinesinin o bilindik sesi çıkmaya başladı. Yahya Komiserle beraber hemen çıkan kâğıdın başında bittiler.

     “Bu bir sırdır…”

     İlk cümle çıkınca Murat Sönmez’in kalp atışları hızlandı, faks makinesi yavaş çalışıyor adeta zoraki çıkarıyordu. Elinden gelse kâğıdı çekip alacaktı. Saniyeler asır gibi geçmeye başladı...

 

Yazımı tamamlanmış, düzenlemesi devam eden bir Hitit romanı geliyor desem.

HARUN ATALAY

https://www.atalayharun.com/

 

https://www.facebook.com/HARUNATALAY19

 

https://www.instagram.com/harunatalaypisatel/

 

https://twitter.com/HARUNATALAYY

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 267
Kayıt tarihi
: 15.02.11
 
 

"OKUMAK VE YAZMAK DÜNYANIN EN GÜZEL DAVRANIŞLARINDAN BİRİDİR" Bu düşünce çerçevesinde hareket etm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster