Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
20
 

Göbeklitepe 31

Orupta gerinerek keyifli tuhaf  bir çığlıkla yerinden doğruldu. Metarga ve oğlu Carasus yerinde yoktu. “Yiyecek hazırlıyordur. Carasus’ta başında, yiyecekten atıştırıyordur.” Diye düşündü.

Çadırdan çıktı, etrafına baktı. Birkaç avcı mızraklarıyla uğraşıyordu. Mızraklarının ucundaki sivri taşları sarmaşıklarla sağlamlaştırıyorlardı. Onların yanına doğru yürüdü. Avcılar onu gördü tamirlerini bıraktı.

Orupta “ Nemkoya çok erkencisiniz, ava henüz çıkmıyoruz. Ama bu hevesiniz yarım kalmasın. Sizinle ben de geleceğim. Canbari sen avcıları Kanpe Dikmus dairesine gelmelerini söyle. Akşam tehir ettiğimiz toplantıyı yapacağız.”

Canbari hemen işe koyuldu. Klanın seçilmiş üst düzey avcılarını çadırlarına giderek uyandırdı.

Yavaş yavaş toplantı alanına girdiler. Böyle bir heyecanı kaçırmak istemeyen diğer avcılar konuşulanları dinlemek için içeriye en yakın labirente doluştular.

Orupta “Biz güçlü ve üstün bir klanız. Ne düşmandan korkarız ne hayvandan. Bunlardan korksaydık şimdi burada değil yabaniler gibi dağınık bir vaziyette yaşardık. Oysa biz dağınık mıyız. Düşüncelerimizin üstünlüğü ile hem bir aradayız hem birbirimize yardım ediyoruz. Bir karar verdim ve bir zaman belirledim. Kutsal dairelerimizin hepsini kapatacaktık. Geriye iki daire bıraktık. Yüce kahinimiz Akaptu ve ben bize bir işaret gelmeden kalan iki daireyi kapatmayacağız.”

Akaptu “Bizi biz yapan dairelerden vazgeçmek ne acı. Yabanilerin bile aklına gelmeyen bir şey başardık. Övüncümüz eserlerimizdir. Övünç sonsuza kadar kalmaz ve bu bize uğursuzluk ta getirebilir. Şöyle düşünün, bir ağaç gövdesine bakıyoruz ve onu düşünüyoruz. O gövdeyi düşünmemize gövde izin verdiği için mi düşünüyoruz yoksa düşünme işini kendimiz mi yapıyoruz. Yanılmayın bazı şeyleri es geçerek gizemli şeylere ulaşamazsınız. Söyleyeyim ağaç gövdesi izin vermeseydi onu düşünemezdik. Ve bu kutsal daireler bize seslendi, kendilerini kapatmamızı istediler. Neden her şeyi kendimizden biliyoruz, biraz da dışımızdakilerin farkına varalım. Onların da can taşıdığını kendine özgü yaşamları olduklarına inanalım.”

Orupta “Çok güzel izah ettin Akaptu. Kutsal dairelere egemendik ama son zamanlarda onlar bize egemen olmaya başladı. Bilmediğiniz öyle şeyler var ki, taş dikitlerin üzerine kazıdığımız simgeler bile bizim gibi can taşıyor. Biz bunun farkına varamayız. Bazen ben o simgelerin geceleyin, yerini terk edip aramıza daldıklarını bizi, dişisini döven, birbirine diş bileyen, kötü, acımasız avcılara dönüştürmeye çalıştıklarını hisseder oldum. Şimdi o simgeler canlı değil ki  diyeceksiniz. Haklısınız ama biz avcılar da yabaniler de hatta hayvanlar da düşünce denen görünmez bir şey var. Ne elle tutulur ne gözle görünür. Bu düşünce denen şey bize neler yaptırmıyor ki. Ben bazen hiç düşünmesek çok güzel olacak derim. Neden mi çünkü düşünce de yaşayan bir canlı da ondan. Biz onun yaşamını her gün her an düşünerek sona erdiriyoruz. Eğer aralarında yaşamı sona ermemişler varsa tıpkı yaralı bir kaplan gibi bize saldıracaklar. Bunun da bize dönüşü birbirimize olan nefretimiz şeklinde gerçekleşiyor..”

Akaptu “Böylece gizemli bilgilerden biraz daha dumuş oldunuz. Bana ve Orupta’ya gelecek bir işaretle artık yüceliğe son vereceğiz. Yüceliğin iplerini salacağız. Ve geriye kalan bu ve diğer daireyi de toprakla örttüğümüz de salınacak olan şey hem bize, yabanilere hem hayvanlara ve doğaya bereket olarak dönecek ve eserimizi onların üzerinde gördükçe övüncümüze, gücümüze kimse karışamayacak.”

“Urru ham dula. Abta yik buguri.” Diye bağrıştı merkezde ki on beş kişi. Bu “Sizler yücesiniz. Bizler de duyduk.” Demekti.

Orupta “Şu an hepinizin aç olduğunu biliyorum ve gidip yiyeceklerinizi getirin ve hep beraber yiyelim. Yiyelim ki konuştuğumuz gizemli şeyler yiyeceklerimizle dışarıda değil içimizde olsun.”

İki avcı yerinden kalktı. Labirentin içinde yığılan avcıların arasından geçerek dışarıya çıktı. Meraklı avcılar da onları takip ederek çıktı. Çünkü seremoni bitmişti. Mutluydular yeni birkaç gizemli şey daha öğrenmişlerdi.

Birkaç dişi ellerinde kuru derilerin içinde haşlanmış tahıl ve kızarmış etlerle daireye girdi. Merkeze geçtiklerinde yiyecekleri taş dikitin önüne koydular. Et ve tahılın yanında balkabakları içinde yoğurt su karışımı ayranlar da vardı. Avcılar Orupta’nın başlamasını bekledi. O ilk lokmayı ağzına alınca diğerleri de yemeye başladı.

Orupta “Bugün yediğimiz tahıl ağzıma daha bir güzel geldi. Bunu hangi dişi yaptı merak ettim.”

Nemkoya “Benim dişinin işi. Yeni bulduğu kokulu bir bitki içine attığı. Bu bitkiye dişiler nane adını koydular. Bölgemizde kendi halinde yetişiyor. Hemen ileride yığınlar var. Önce zehirli mi diye hayvanlarımıza yedirdiler. Zararı olmadığını gördüklerinde benim dişi de bundan birkaç kez yedi. Şimdi de bizim yediklerimizin içinde.”

Orupta “Hayvanların üzerinde deney yapmak akıllıca ama o hayvanları yiyen de biziz. Size şunu da söyleyeyim. Hiç düşündünüz mü bizden büyük hayvanlar var, bizden küçükleri de, böcekler gibi. Hatta gözle göremeyeceğimiz canlıların olduğuna da inanıyorum. İşte o göremeyeceğimiz canlılar için size hep temiz yeyin, temiz giyinin demişimdir. Görünmeyen canlılar gibi etkisi çok sonra çıkacak zehirli şeyler de var. Hayvanlarınıza deney yaparken bunları da düşünün.” Dedi ayağa kalktı. Avcılar onu izledi.

Gruplar halinde ava çıkma vakti gelmişti. Toktular ve güçlüydüler. Avdan boş dönmeyeceklerine adları gibi emindiler. Bileylenmiş taşlar kontrol edildi. Kimisi taşlı sopalarla kimi sivri taşlı mızrakları ile grup oluşturdu. Altı gruptular. Hepsi aynı yöne doğru yürüdü. Beraber uzun bir mesafe katettikten sonra her grubun yönü değişti.

Orupta’nın yanında Nemkoya, Canbari, Akaptu ve üç avcı daha vardı. Dikenlerin arasından geçiyorlardı. Dikenler büyük değildi fakat ayaklarına büyük acılar veriyordu. Deri ayakçakları burada işe yaramıyordu. Orupta dikenli bölgeyi koşarak geçmelerini söyledi. Koşmaya başladılar. Açık alana çıktıklarında hepsi yere oturmuş vaziyetteydiler. Ayaklarına doğru eğilip can yakan dikenleri bir bir çekip çıkardılar. Canbari ve Akaptu’nun ayakları kanıyordu. İkisi de kanayan yaraya önce tükürdüler sonra yerden toprak alıp üzerine serpip ayaklarına derilerini giydiler. Yeniden yürüyüşe geçtiler.

Ormana girmişlerdi. Bir geyik sürüsü gördüler. Avcılar sinerek yaklaşmaya çalıştı. Orupta kısık sesle “Hepimiz aynı geyiğe odaklanacağız. Geyiği gösterince at deyince mızraklarınızı fırlatacaksınız.” Orupta cümlesini bitirmişti ki geyik sürüsü kaçtı. Geride yaralı bir geyik kalmıştı. Mızrağı Orupta ve avcıları atmamıştı ama yere yığılan geyiği kaçırmamak için hızla onun yanına koşmaya başladılar.

Geyiğin böğründe ki mızrağı Orupta çekti. “Burada bizden başka avlanan olmalı. Kalabalık olsalardı gelirlerdi. Bir veya iki kişiler. Hemen geyiği sırtlanın, buradan uzaklaşıyoruz.” Dedi.

Geyik ağır değildi. Akaptu sırtlanmıştı. Geriye dönüşe geçtiler. Orupta “Geyiği avlayan yabaniydi. Nereden mi bildim, öncelikle kullandığı mızrak dayanıksız ağaçtan yapılmış ve bizim gibi organize pratiği yok yani. Üstelik ava tek başına çıkmış. Bu yabani ağaçlarda yaşıyor ve günü birlik avlanıyor. Eminim etini de ateşte kızartmıyor.”

Akaptu “Yabani de olsa bunun beraber yaşadığı arkadaşları veya kardeşleri olmalı. Haberi çoktan onlara ulaştırmıştır. Ve ben yoruldum. Acele etmemiz lazım. Sırtımdakini biri alsın. Geyiği Nemkoya sırtlandı.

Bölgelerine yaklaşıyorlardı. Rahatladılar biraz. Önlerinde seyrek ağaçların içinde bir geyik sürüsü gördüler. Dikkat ettiklerinde geyikleri takip eden aslanlar vardı. Fark edildiler. Aslan grubu kolay avın kokusunu almıştı. Hızla yaklaşıyorlardı.

Orupta “Canımızı seviyorsak avımızı bırakalım. Mücadele edersek başaramayız.” Dedi geyiği bırakıp koşarak oradan uzaklaştılar. Mesafeyi açtıklarında geriye dönüp baktılar. Yedi aslan kolay ava çöreklenmiş, kendilerini kaybetmişcesine şimdiden bir birilerinde hırlıyorlardı. Orupta ve avcıları umutsuzca yollarına devam etti.

Bölgelerine vardıklarında bitkindiler. Onları yoran elleri boş dönmekti. Bu hezeyanı ancak az sonra çoka gelen Arkeot ve grubu dağıttı. Arkeot sırtında ki geyiği Orupta’nın önüne bıraktı.

Arkeot “Hala canlı, onu kesecektik ama üzerimize kan bulaşmasından çekindik. Av kokusu daha da yayılacak yırtıcılar bizi rahat bırakmayacaktı. Diğer tarafta üzerimiz kirlenecekti. Temizlenirdik ama yinede geyiği canlı getirmede bir uğur vardır dedik.”

Orupta “Artık hayvan acı çekmesin. Hemen kesin, derisini yüzün. Biriniz de ateş yaksın.” Dedi. Ardından yeni gelenlere neden avsız kaldıklarını anlattı. Akşama doğru diğer dört grupta döndü. İki grubun avı vardı. Diğer ikisinin yoktu.

Akşam büyük bir şölen düzenlendi. Klan topluca ziyafet çekecekti. Önce üç ayrı alanda ateş yakıldı. Av etlerinin derisi yüzülmüş hazır olduğu için üç geyiğin vücutlarını birer kazığa geçirdiler. Sonra onları ateşin kenarındaki çakılı kazıklara yerleştirdiler. Birer nöbetçi ile onları kızartmaya bıraktılar.

Dişi ve erkek bütün klan toplanmış ortalarında, dans eden avcıları seyrediyorlardı. İzleyenler ayaktaydı. Dans eden avcılar hayvanlardan esinlendikleri hareketleri sunuyorlardı. Kıvran ve ustaca hareketler göz boyuyordu. Trans haline geçtiler. Onlara ayakta izleyenlerden birkaç kişi katılın coşku bütünüyle arttı. Dişiler elleriyle tempo tutuyor ve şarkı söylüyordu.

Baharın başlangıcıydı şöleni dek getirdikleri zaman. Kutsallık şarkılarla ve gizemli dans hareketleri ile içlerine akıyordu. Dans bitince öndeki avcılar el ele tutuştu, yine şarkılarla yavaş yavaş oluşturdukları çemberi dönerek çevirmeye başladılar.

Az sonra dans ve şarkı bitti, gençlerin kurmaca oyunu başladı. Bir av sahnesi canlandırıyorlardı. Aslan kılığına girmiş birkaç genç, avcı rolünde ki iki gence saldırdı. Mızraklar havaya kalktı indi. Aslanlar tıpkı bir insan gibi saldırıyordu, bazen de konuşuyordu. Seyredenlere kahkaha attırıyorlardı. Topluluk elleri ile alkışlayarak gençleri kutladılar.

Yemek faslı yeni başlamıştı. Gruplar halinde oturanlar deri üzerine boca edilmiş tahılları kızarmış av etlerini elleri ile yemeye başladı. Yiyecek yerken kimse konuşmuyordu.Ama arada bir gruptan biri yüksek sesle bazı kutsal sözler söylüyordu. Bu yemeği ve yiyecekleri kutsamak içindi.

Geç vakitlere kadar şölenin ve ziyafetin sonunda, dişiler hariç avcı erkekler kırılmış tahıllardan yapılma biralarını içmek için, kütüklerden oyularak yapılan fıçıların başına geldi. Ellerinde ki bal kabaklarını fıçıya daldırıp çekildiler.

Orupta da bira içiyordu. Yanında ki Akaptu ve diğer üç avcı ile birlikteydi. Gece yarısını geçtiğinde sarhoşluğu yaşayanlar bir bir sızdı kaldı.

Tuna M. Yaşar

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 260
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 318
Kayıt tarihi
: 14.09.10
 
 

Orman mühendisiyim. Arkeoloji ve okültizm ilgi alanım. Gezmeyi, kitap okumayı ve müzik dinlemeyi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster