Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
334
 

Göç

Göç
 

Güneş tepelerin arkasından uçsuz bucaksız ovaya yüzünü gösterirken o aklındaki binlerce soruyla kendine ve atalarına yüzyıllardır sayısız ürün sunan bereketli arazisinin kenarında oturmuş, kaderini sorguluyordu. İnsanoğlunun kendine oynadığı en büyük oyunun içindeydi ve düşündükçe düşünmeye devam ediyor, aklındakileri bir saniyeliğine unutup nefes almak için gözlerini etrafında gezdirdiğinde sanki tüm bu karmaşaya haksızlık ettiğini düşünerek tekrar beynindeki sarmaşıklara dolanıyordu. İçinde bulunduğu bu kaos sonunu bildigi bir filmi sanki farklı bitecekmiş gibi izlemeye benziyordu ama bu umut herkesin kaderini olduğu gibi kabullenmek yerine ileride aklında oluşacak “belki”lerden kurtulmak için gösterdiği dirençti.

Orta yaşların ortalarında olmasına rağmen, hafif çökmüş omuzları, nasırlı elleri, toprak kokan giysileri ve çatlamış, kavruk yüzü bu yörede hayatını topraktan kazanan her insanın yazgısı gibiydi. Güneş başakların rengini siyahtan sarıya döndürecek kadar yükseldiğinde kendine geldi. Filmin sonu değişmemişti ve bu mecburiyete karşı gelmekten yorgun düşmüş bedenini, kadim bir dost gibi yanından ayırmadığı küreğinden destek alarak doğrulttu. Gecenin siyahına alışmış gözleri güneşle buluşunca kısıldı. Evet güneş doğuyordu ama ne fayda ki aklındaki sorulara, tüm bu karmaşaya bir çözüm bulamamış kabullenmekten, boyun egmekten başka çaresi olmadığını bilerek, yüzünde istediği oyuncak alınmayan masum bir çocuk ifadesiyle çok yakında kaderinin kendisine çizdiği belirsiz, korku dolu, alışmadığı yeni bir hayatın karanlık ve engebeli yolllarından geçeceğinin farkında olarak sırtını güneşe döndü ve ağır adımlarla, sanki bu toprakları bırakıp gitme mecburiyetiyle atalarına ve hatta bu coğrafyaya haksızlık, nankörlük etmiş hissiyle başı önde evine yürümeye başladı.

Artık herşeyi kabullenmiş, hiçbirşeyi değiştiremeyeceğini farketmişti ve bu farkındalık bile onun kendisini iyi hissetmesini sağlamıyordu.

Tarlasından evine giden yolda ağır adımlarla yürürken çocukluğunun geçtiği, sanki aileden birinin yüzüymüş gibi aşina gelen yollardan, ağaçlardan ve galiba etrafdaki her nesneden insanın sevdiği birine karşı mahçubiyetini gizlemek istercesine gözlerini kaçırarak kalbini sıkıştıran anlamsız bir utanç duygusuyla ilerliyordu.

Etrafı oldukça eski evler ve yine eski ama içine girildiğinde ev sıcaklığı veren dükkanların çevrelediği köy meydanından geçerken bölgenin yaşlıları çevredeki 3 köydeki camilerden en yenisi olan camiden sabah namazlarını kılarak tarlarına gitmek üzere birbirlerine selam vererek yürüyorlardı. Çocukken top oynadığı, tozun toprağa karıştığı bu meydan bu defa gözüne çok farklı görünmüştü. İnsanın son defa göreceğine inandığı bir sevgiliye baktığı gibi gözlerini etrafta gezdirdi. Herşey o kadar tanıdıktı ki tam herşeyi kabullenmişken bu anı yaşamak onu derin düşünce kuyularına tekrar atıyordu. Her akşam babası ve beraberinde köyün erkeklerinin toplandığı köy kahvesinin önünden geçerken kahvenin sahibi herkese gösterdiği saygı ve sanki baba gibi hissettirdiği sıcaklığıyla selam verip hayırlı günler diledi. Her sabah davrandığı gibi davranmaya kendini zorladı. Yüzünde “her sabah nasılsam bu sabahta öyleyim” dercesine nafile bir çabayla gülümseyerek karşılık verdi.

Köy çeşmesinin yanından geçerken farketti ki tüm bunların sebebi bu çeşmeydi. Aklına yıllar ve yıllar önce kahvede oturup bu çeşmeyi gözetlediği günler geldi. Hanımını ilk defa burada görmüştü. Hergün aynı saatte geliyor, topraktan yapılmış testisine su doldurarak evine götürüyordu. Tarladan döndüğü günlerden birinde ilk defa görmüştü onu ve o andan itibaren günün aynı saatlerinde her ne yapıyorsa bırakıp onu tekrar görme umuduyla çeşmenin karşısına geçirip buruk, tavşan kanı çayını yudumluyordu. O gün aklına geldiğinde içinde bulunduğu tüm bu sarsıntıya rağmen yüzünde içten gelen bir gülümseme olduğunu farketti. O gün utana sıkıla ve gören ne der korkusuyla hanımıyla konuştuğu ilk gündü. Konuşma denemezdi aslında karşılıklı tek kelimelik bir diyalogdu ama sanki onun için saatlerce sürmüş gibiydi.

Gel zaman git zaman ve nihayet evlendiler.

.....

Geniş bir tepenin eteğinde duran, etrafında köy sakinlerinden birkaç tanesinin de evinin bulunduğu yuvasını gördüğünde içini her akşam eve dönmenin verdiği mutluluk ve huzur kapladı. Eve yaklaştığında adımlarının sıklaştığının farkına vardı. Aslında her eve gelişinde adımları sıklaşıyor, orada kendisini güvende ve huzurlu hissediyordu. Tüm bunları kaybedecek ve koskaca karanlık, belirsiz bir yola doğru çıkacak olmanın zihninde uyandırdığı farkındalığa hayret ediyordu.

Çocuklarının uyandırmamak için kapıyı sessizce açtı.Biri 8 diğeri 4 yaşında olan çocukları 2 odalı kerpiç evin en uçtaki odasında uyuyorlardı. Dışarıdaki sıcağa rağmen her zaman serin olan kepiç köy evleri kapısından içeri girer girmez bünyesinde bir rahatlama hissi uyandırdı. Evinden içeri girdiği anda tüm o kargaşadan kurtulup, kendisini biraz daha huzurlu hissetti. Kapıyı açtğı şekilde yavaş ve çocuklarını uyandırmamaya özen göstererek kapattı. Koşaradım tüm bunlara katlandığı çocuklarını görmek için uyudukları odaya doğru yöneldi. Odadan içeri girdiğinde 2 kardeş yere serilmiş yataklarında yanyana uyuyorlardı. Onları görür görmez sanki zihnine güneş doğmuştu. Yüzünde içten gelen, sıcak, samimi bir gülümseme belirdi. Eğilip ikisini de uyandırmadan öptü. Derken kendini tarifsiz bir iç huzuruyla çocuklarının uyuduğu odanın camının önünde buldu. Güneş iyice yükselmişti. Camdan baktığında az önce kenarında oturdugu arazisini görebiliyordu. Çocuklarını görmenin verdiği huzurun ardından bir daha göremeyeceği topraklara uzaktan geniş bir açıyla tamamını görecek şekilde bakmak hüzün yaratıyordu. Tüm bu zıtlıklar içinde, bir daha aynı düşüncelerle boğuşmamak için çocuklarına baktı. Bu kararı onlar için veriyordu. Onların geleceği için bu topraklardan gitmeliydi. Onlar okumalı, yetişmeli, iş sahibi olmalıydılar. Babaları gibi hayatlarını toprağın içinde geçirmemeli, örnek aldığı köy öğretmeni gibi olmalıydılar.

Ve evet artık kararını vermişti ve bu mecburiyetin sebebinin çocukları ve onların geleceği olduğunu bilmek durumu kabullenilebilir yapıyodu.

Sakinleşti...

Duruldu...

Uyuyan çocuklarına dönüp tekrar baktı ve yine aynı içtenlikle gülümsedi...

Onlar için gitmeliydi ve artık içinde kendi kararından ikna olmuş bir insanın huzurunu taşıyordu...

O 30’lu yaşlarında zor kararlar vermek zorunda kalmış bir babaydı...

Ve o bir süre sonra çocuklarını da alıp gitti...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1272
Kayıt tarihi
: 17.11.08
 
 

0cak 1982; soğuk bir mevsime, sıkıntılı/ sıkı yönetim yıllarına denk gelmesinin dışında benim dünyay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster