Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1366
 

Göçmen nine, şarapçı Ömer baba ve Faruk..

Göçmen nine, şarapçı Ömer baba ve Faruk..
 

Haftasonu yaptığımız Bursa köyleri gezisinde eski adı Misipolis olan Gümüştepe de güzel şeyler gördük. Eski Rum ve Osmanlı mimarisinin günümüze kalan son örneklerini yaşatmaya çalışan insanlarımızın içten sohbetlerine şahit olduk.Tarlasının kenarına çit örmeye bile gerek görmeyen, ürününe haram el uzanmayacağını bilen , tok gözlü, yanık tenli, güleç yüzlü, kalender;Anadolu'mun insanları....Sizleri seviyorum.

Köyün dar sokaklarında yürürken, bir evin bahçesinde bulunan asma yapraklarından taze koparılmış yapraklardan grubumuzdan birine ikram edildiğini gördüm.Onlara yaklaşırken evsahibi olduğunu öğrendiğim teyze ile bizim arkadaşımız sarmaş dolaş olmaz mı?"Yok artık o kadar da değil "dedirtecek cinsten samimi bir kucaklaşma yani.Meğer o teyze ile bizim arkadaşın ailesi Almanya da tanışıyormuş. Tesadüf eseri fotoğraf çekerken hoşbeşe daldıklarında farkına varmışlar tanıdık olduklarının.Eee dünya küçük diye buna derler. (Daha sonra o yapraklardan payımıza düşeni aldık. Nefis sarılmış zeytinyağlı dolmalar. Ellerine sağlık Betül)

Mis gibi hava , her taraf kiraz, erik, dut ağacı.Bazı dut ağaçlarının altına sepet bırakılmış , ziyatretçiler yemek için alsınlar diye.Yaşlı bir teyzeye rastlıyoruz:"aman oğlum resim çekme"diye bizi uyarıyor erkenden.Meğer daha önce habersizce fotoğraflarını çekmişler, bir gazetede yayınlanınca da konu komşu meşhur oldun diye inceden dokundurmuşlar.Bulgaristan göçmeni imiş.Yaşını hatırlamıyor, sağlığına duacıyız diyerek helalleşiyoruz.Öndeki grubu çocuklar sarmış , konuşuyorlar.Bizi gören cingözlü afacanla bakışlarımız kesişiyor, kollarımı açıyorum. Yokuş yukarı bana kouşyor ve kucaklaşıyoruz.Sanki gurbetten dönen yakınına sarılır gibi sıcacık , içten, samimi.Gözleri gülüyor konuşurken, içimi tarifi imkansız bir mutluluk sarıyor.Adı Faruk, 5 kardeşler, en küçükleri 9 aylık , hem ona bakıyorlar hem de evlerinin önünde oyun oynuyor.Anneleri iş yapıyor.Fotoğraf makinasını veriyoruz eline, nasıl da meraklı, "şimdi hepinizi filme alcam"diyor. Çektiği fotoğrafı kayıttan silmiyoruz.

Köyde Rumlardan kalma 20 küsür şarap imalathanesi olduğunu yazıyor internet haberlerinde.Ama sadece 2 tane kalmşlar. Biride apanmak üzere imiş.Şarapçı Ömer Baba'ya ula verelim: "Artık bu mesleğinde tadı kalmadı. Çırak bulamıyoruz.Gelecek çırağın da adı şarapçı olacağı için aileler izin vermiyor.12-15 saat şarap fıçılarının içindeyim, üstüm başım üzüm suyu(şarap) kokuyor.Daha önceleri bu işin bir kıymeti vardı.Ama ne zaman ki özel rakı üretimi başladı , bağcılığın da şarapçılığın daaslı asaletikalmadı.Rakıcılar yaş üzümü kalitesine bakmadan alıyor, üretici de artık kaliteli üzüm yetiştirmenin derdinde değil , parasına bakıyor artık. Benden sonra burayı kim yürütür bilemem.Ben sağ oldukça işimi bırakamam."Hem konuşuyoruz hem de 7 yıllık beyaz şarabından ikram ediyor bize."İstediğiniz kadar içebilirsiniz"diyor. Kırmızıyı yılbaşında açacak , daha vakit var diyor.Her fıçı 3 ile 5 tonluk.Litresini 5YTL densatıyor. Sohbet güzel , telefonla gruba haber gönderiyorum. 5 dk.sonra Şarapçı Ömer baba nın sıcak muhabbetine onlar da katılıyor, birer ikişer şişe şarap sardırıp çıkıyoruz yanından. Ömer baba ya da "sağlıcakla kal diyor , onunla da helalleşiyoruz.

Geri dönüş yolunda kaybolan ya da kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarımız, yemeklerimiz, ağız tatlarımız geliyor aklıma.Zaman herşeyi silip süpürüyor elimizden. Medeniyet bazı köşelere hiç uğramazken bile zanaatkarların elinden alıyor ekmeğini usulca.Zamana yenik düşen kalender Anadolu'mun insanını savuruyor umursamazca , atıveriyor bir kuytuya.Faruk belki büyüdüğünde köyünde şarapçılık yapıldığını hayal meyal hatırlayacak. Belki köyünden o da kopacak , ne iş olsa yaparım diyerek ekmek kovalayacak hayat çarkında ve yılda bir kez bile zor gelecek belki kardeşlerinin yanına.Onun bana sarıldığı gibi sıcacık sarılacak yeğenleri Faruğun kollarına.

Feribot iskelesindeki kuyruk uzadıkça uzuyor , İstanbul yolu gözümde büyüyor.Betül ün Almanya'dan tanışlarını, Ömer baba'yı , Faruk'u, göçmen nine'yi düşünüyorum. İnce bir tebessüm yayılıyor yüzüme , güneş batıyor , içimde birşeyler acıyor...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 242
Toplam yorum
: 879
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 1765
Kayıt tarihi
: 24.06.06
 
 

1970 doğumluyum.Karadenizin bir sahil şehrinden, hayatın güler yüzlü tarafına tutunmak için İstan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster