Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '07

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
1435
 

Goethe'yi aslından okumak için kırk fırın ekmek yemek lazım...

Goethe'yi aslından okumak için kırk fırın ekmek yemek lazım...
 

Bad Saarow...


Demek Almanca öğreniyorsunuz... Aferin.

Yanılıp da “ İngilizce’ ye çok benziyormuş ” diye başladıysanız, yol yakınken vazgeçin.

Başkadır Almanca... Öyle kolay değildir öğrenmesi...

Öyle bir lisandır ki, dünyanızı tepetaklak eder. O güne kadar bildiğinizi sandığınız herşeyi baştan öğretir size...

Öyle bir lisandır ki, mesela tüm isimleri eril, dişil, cansız olarak ayrılır.

Üzerine abandığınızda “Çeksene dirseğini böğrümden!” diye terslendiğini duymadığınız, dolayısıyla “cansız” olduğundan emin olduğunuz cismin, Almanca’daki adı “erkek masa” dır. (der Tisch)

Hayal gücünüzü ne kadar zorlarsanız zorlayın, sonunda dönüp dolaşıp yine çok “erkeksi” birşeye benzetebileceğiniz sosise, o lisanda “dişi sosis” denir. (die Wurst)

Sokakta bağıra çağıra oyun oynarken, yandan iki atkuyruğu yapılmış saçları uzaktan ters Viking miğferi gibi duran sümüklü cimcime, kayıtlara “cansız kız çocuğu” olarak geçer. (das Mädchen)

Nasıl, mantıklı değil mi?

“Yine de öğreneceğim” diyorsanız, siz bilirsiniz. O zaman, hiç olmazsa bu bilge kadının size yardım etmesine izin verin.

Almanca öğrenmek, bir Alman gibi düşünmeyi öğrenmek demektir. Yani tersinden.

“Evrensel dil” matematiğin bile farklı ifade edildiği, bambaşka bir boyuttasınız artık. İşte bu yüzden, Almanca’da yirmibeşin “beş ve yirmi” (fünfundzwanzig), kırkikinin “iki ve kırk” (zweiundvierzig) olduğunu duyunca şaşırmayın.

Rahatlayın.

Yolda saat sorduğunuz vatandaş “çeyrek dokuz” (viertel neun) dediğinde, hemen geç kaldım diye paniklemeyin. Sakin olun. Daha saat sekizi çeyrek geçiyordur. “Üç çeyrek dokuz” (dreiviertel neun) derse, dokuza çeyrek var demektir, acele edebilirsiniz.

Hiçbirşeyde mantık aramayın. Boşa kürek çekmeyin. Sinir harbi yapmayın.

Almanların tutumlu insanlar olduklarını, ellerine geçirdikleri her kelimeye 20 değişik anlam yüklemeden rahat etmediklerini, örneğin “Sie” derken, “o” ya da “ona” (3. tekil dişi kişi), “onlar” ya da “onlara” (3. çoğul kişi), “siz” ya da “size” (kibarca) demek istiyor olabileceklerini unutmayın. Karşınızdakini dikkatli dinleyin. Mahçup olmayın.

“Yok artık!” demeyin. Hemen celallenmeyin. Olaya bir de şu açıdan bakın: Hangi lisan, Almanca gibi konuşurken beyin cimnastiği yapma imkânı verir ki insana?

Hem daha yolun başındasınız... İsyankâr olmayın...

İsmin cinsleri ve halleriyle boğuşmanız bittiğinde, sıra o isimleri nitelemeye gelecek. “Siyah rugan ayakkabılarımın yüksek topukları” demek yerine, o ayakkabıları oturup yemeyi tercih edeceğiniz günler de olacak. Ümitsizliğe kapılmayın. Sabırlı olun. Bu aşamada, o lisanı anadili olarak konuşanların dahi zorluk çektiklerini görmek, sizi bir nebze de olsa teselli edecektir.

Fiillerin büyük bir kısmının iki parçadan oluştuğunu, ve bunların cümle içinde ayrılarak kullanıldığını görünce korkmayın. “Ayşe kumaşa dokundu” demek için, “Ayşe, dokun - kumaşa – du” (Ayşe fasst den Stoff an, anfassen - dokunmak) şeklinde cümleler kurmaya alışın. Abartıp da bütün fiilleri ortasından bölmeye kalkmayın, oturun, çalışın. Hangi fiillerin ayrılıp, hangilerinin ayrılmadığını öğrendiğinizde, kendinizi çamurda yuvarlanan mandalar kadar mutlu hissedeceksiniz.

Bazı fiillerin, “kişiye özel”, bazılarının “kamu malı” olmasını, “İlahi Almanca, hahaha” tepkisiyle, gülümseyerek karşılayın. Zira dünya üzerinde “kendime saçımı taradım” (Ich kämme mir das Haar) diyebileceğiniz başka bir lisan bulamazsınız. Hangi fiilin, ismin hangi haliyle kullanılması gerektiğini kavramanız biraz zamanınızı alacaktır. “Beni miydi, bana mıydı, kendime miydi, sana mıydı?” diye çıldırmadan önce, beni dinleyin, derin bir nefes alın. Her yokuşun bir inişi olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

“Weltgesundheitsorganization”, “Ernährungswissenschaftler” (Dünya Sağlık Örgütü, beslenme uzmanı) gibi “uzunkavakaltındayataruyuroğlu” kelimler gözünüzü korkutmasın. Bir kez daha alıcı gözüyle bakın. Tek tek ayırmayı öğrenin. Olmadı siz de uydurun. Kimse size “Yok böyle bir kelime” demeyecektir, bana güvenin.

Etrafınızda anadili Almanca olan biri varsa ve bu kişi şansınıza Almanca öğretmeni falan değilse, “Nasıl?”, “Neden?” gibi sorular sormayın. Adamları sinir etmeyin, ortamı germeyin. Hele hele “Bu nasıl yazılır?” a hiç girmeyin, Almanya çapında geçerli bir yazım kılavuzu henüz icat edilmediğinden, herkes gibi yapın, siz de sallayın.

Öğrendiklerinizi uygulama vakti geldiğinde, pısırık olmayın. Konuşun. Kafasını gözünü yarma pahasına konuşun. Cümleyi ters kuracaksınız, hatırlayın. “Hangisi fiil, hangisi yardımcı fiil, özne neresi, sıfat kim, Allahım ben bunu hakedecek ne yaptım?” diye ağlamayın. Kelimeleri mümkün olduğunca net telaffuz etmeye gayret edin. Almanlar sizi anlamak için özel çaba göstermezler, cümle içindeki bir kelimeyi dahi anlamazlarsa, o cümleyi toptan geçersiz sayarlar, söylemedi demeyin, sonra siz üzülmeyin.

“Yurt dışına gideyim, pratik yapayım” diye hemen yollara düşmeyin. Nereye gideceğinizi iyi planlayın. Bir bilene sorun. Almanya’nın kuzeyi ile güneyinde, kulağınıza neredeyse ayrı lisanlarmış gibi gelen lehçeler konuşulduğunu, hele hele İsviçre’de konuşulan Almanca’yı, Alman televizyonlarının altyazılı verdiklerini göz önünde bulundurun. Mümkünse Almanya’nın Oxford’una, Hamburg’a gidin.

Gittiğiniz yerde tanıştığınız insanların Almanca’dan başka bir lisan bilmediklerinden emin olun. Siz de mesela İngilizce bildiğinizi kimseye söylemeyin. Manyak değilseniz, mecbur kalmadıkça Almanca konuşmayacağınızı aklınızdan çıkarmayın, mecburiyetinizi kendiniz yaratın. Kolaycı olmayın.

Kalabalık bir grupla dışarı çıktığınızda, herkesi aynı anda takip edemeyeceğinizi düşünerek kendinize bir kurban belirleyin, onun yanına oturun. Bütün gece onun üzerinde pratik yapın. Muhtemelen o kişiyi bir daha görmeyeceksiniz, aldırmayın.

Yurtdışına, olmadı Antalya’ya gidecek vaktiniz ve naktiniz yoksa, televizyon seyredin. Seyrettiğiniz programın konuşma içermesine dikkat edin. Gece yarısı kuşağı Almanca öğrenmek için uygun olmaz, kendinizi kandırmayın.

On sene sonra baktınız hâlâ olmuyor, son çare olarak bir Fransız arkadaşımın yaptığını yapın: "Eine, einen, einem, keine, keinen, keinem", emin olmadığınız yerde yuvarlayın gitsin. O işe yaradığını söylemişti, senelerdir Almanya'da yaşıyor, tecrübelidir yani...

Size hayatta başarılar, Goethe'li günler...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bulaştığım yabancı dllerden birisi ve benim için en önemlisi Almanca. Evet, sizinde belirttiğiniz gibi Almanca öğrenilmesi en zor dillerden biri. Artikeller önemli bir sorun. Bir matematik problemi gibi. Matematikte bir kural var ama artikellerde bir kural yok. Sanırım Almanlar'da da yazım kuralları konusunda bir netlik ve birlik yok. Dillerini koruma konusunda çok hassaslar. "Danke schön, für alle" Wiedersehen.

Erdoğan Şahin 
 11.01.2007 21:12
Cevap :
Erdoğan Bey, kafası çalışan Almanlar da özellikle İngilizce'nin Almanca üzerindeki etkisinden rahatsızlar, ancak birbirlerini "Hi" diye selâmlayan, birşeyi beğendiklerinde "Cool", beğenmediklerinde "Shit" diyen, bilgisayarda "gedownloadet" gibi ne Almanca, ne İngilizce kelimeleri yadırgamadan kullanan gençlere baktığınızda, ortak bir hassasiyet olduğunu söylemek zor. Buralarda da konu ile ilgili kitaplar basılıyor, konferanslar düzenleniyor, ama televizyon ve internet, her zaman bir adım önden gidiyor. Garp cephesinde de farklı birşey yok anlayacağınız :-) Selâmlar, saygılar.  12.01.2007 11:28
 

kırıkıncı fırına da son tuğlayı koydum.ferşteyztu dedi geçen alman:kırkıncıda bitince daha ekmekleri de var bu işin.goetheli günlerdi,damlalar nereden damlayacağını çok iyi biliyordu.sağlıcakla kal.

Hakan Karaduman (Akdenizli) 
 09.01.2007 17:12
Cevap :
İk verştehe... :-) Selâmlar, saygılar.  09.01.2007 20:00
 

Ben de isim icabi tek kelime Almanca bilmeden 2000 yilinda Almanya'ya geldim. Ilk yillarda cektiklerimi hatirlayinca yazdiklariniza tamamen katilmamak imkansiz. Ancak benim icin daha da önemlisi yazis tarziniz! Inanin okurken gülmekten karnima agrilar girdi. Bu sabah ilk isim hemen yazinizi Ingilizce'ye cevirip (Almancam halen ne yazik ki o kadar yeterli degil) Alman arkadaslarima postalamak oldu. Onlar da gülmekten kirilmislar! Diger yazilarinizi da keyifle okudum. Özellikle Türk mutfagiyla ilgili olan cok hosuma gitti. Cünkü biz Türkler kendimizi pohpohlamayi pek seviyoruz. Cok sükür gerceklerin baska türlü oldugunu görebilenler de varmis! Yazilarinizin devaminin gelmesi dilegiyle... Saygilar! P.s:Bu arada Almanca'yi gercekten cok kisa sürede ögrenmek zorunda olanlar icin Berlitz'in 2 haftalik crash kurslarini tavsiye ederim. Fiyati biraz tuzlu ama yüzdeyüz efektiv.

Ilker Ökten 
 06.01.2007 14:41
Cevap :
İlker Bey merhaba, üniversitede ek lisan olarak 3 sömestr Almanca aldıktan (ve mezun olur olmaz herşeyi unuttuktan) 10 küsur yıl sonra, Almanya'ya yerleşir yerleşmez ben de yoğun kurslara katıldım, şu an orta derece sınavını verip, bir üst dereceye geçecek durumdayım. Amma ve lakin bu aşamaya gelmek benim beklediğimden çok daha zor oldu. Yazılarımı beğendiğinize çok sevindim. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Selâmlar, saygılar.  06.01.2007 23:00
 

Yazdigimi biraz eksik okumussunuz derim. Sadece Almanca-Türkce demedim. A ve B dili dedim. Yani yazdiklarim, sizin vardiginiz yerdeki gibi Türkce-Almanca ya da Türkce-Ingilizce yüzlestirmesi degildi. A dilinin yerine herhangi bir Slav dilini, B dilinin yerine de örnegin Tarzancayi bile koyabilirdiniz... Neyse, uzatmanin anlami yok. Tekrar saygilar.

pirmete 
 05.01.2007 23:18
Cevap :
Ben Almanca öğrenmek zor dedim, neticede benim kişisel kanaatimdir, özellikle de abartarak yazdım birtakım şeyleri. Bunun karşılığında "Ama Türkçe öğrenmek de zor, Arapça da zor, Rusça da zor..." ların sonu gelmez diye düşünüyorum. Bu yazının yazılış amacı bu değildi. Birbirimizi yanlış anladık gibi bir hisse kapıldım. Saygılar.  06.01.2007 0:31
 
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1491
Kayıt tarihi
: 04.07.06
 
 

Kişinin kendini anlatması zor. Her şeyden birazım, her şeyim yarım.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster