Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '17

 
Kategori
Kültür Turizmi
Okunma Sayısı
105
 

Gökçeada

Gökçeada
 

Gökçeada Tepeköy


14-18 Eylül 2017 Arasında Çanakkale, Şehitlikler ve Gökçeada’yı kapsayan kısa bir seyahat yaptık. İntibalarımı kısaca yazmak istiyorum.

Çanakkale harika bir şehir. Hem bir doğa harikası hem de bir tarih hazinesi. Tarihi MÖ 2000 lere belki daha öncesine gidiyor. Şehirde birkaç müze var. Şehir Müzesinde şehrin tarihini tafsilatıyla görebiliyorsunuz. Deniz Müzesi de ilginç, orada Nusret Mayın Gemisinin içini geziyorsunuz, tarihiyle ilgili görsel bir sunumu da izleyebiliyorsunuz. Şehitlikleri mutlaka bir rehber eşliğinde gezmelisiniz, en iyisi günlük turlar. Gelibolu Yarımadasının en güney noktasında, Seddülbahir’de dört ayaklı büyük Şehitler Anıtı var. Kilitbahir ile Seddülbahir arasında 276 kiloluk top mermisini kaldıran Yahya Çavuş Tabyası, Seddülbahir’ de Ertuğrul tabyası, İngilizlerin yaptığı Hellen Anıtı ve malum diğer şehitlikler.

Çanakkale halkının üçte biri dışarı illerden gelip Çanakkale’ye yerleşmeyi seçen emeklilerden oluşuyormuş. Diğer üçte biri ise üniversite öğrencilerinden. Şehir cıvıl cıvıl gençlerle dolu. İnsanlar güler yüzlü, natürel, sıcak kanlı. Çanakkale’yi çok sevdik.

Gökçeada’ya gelince. Ada’da görülecek tek şey halen bazı Rumların yaşamakta olduğu eski Rum köyleri. Bu Rum köyleri adaya gitmeye değer ve sadece bu köyleri tekrar tekrar görmek için Gökçeada’ya tekrar tekrar gitmeye değer. Eski Rum köyleri özellikle, Zeytinliköy, Tepeköy, Bademli, Kaleköy mutlaka ama mutlaka görülmesi gereken yerler. Zaten bir defa görürseniz ileride mutlaka yine gitmek isteyeceksiniz. Rum köyleri ile Türk köyleri karşılaştırılamaz bile. Türk köyleri maalesef ilk çağdan veya orta çağdan kalmış gibi. Rum köyleri ise Müze gibi, binalar taştan veya taş kaplama, estetik var, zevk var, balkon var, teras var, bahçe var, çiçek var, düzen var, nostalji var. Rum köylerinde kiliseler var, bol bol kafeler var, tatlıcılar, muhallebiciler, kurabiyeciler, tek tük de olsa restoranlar, tavernalar, dibek kahvesi yapılan köy kahveleri var.

Bir Rum köyünde bir bağ gezdik. Sahibi 80 yaşında, eşi kışları İstanbul’a gidermiş ama kendisi yaz kış köyde yaşıyor. Hala araba kullanıyor, her akşam bir şişe şarap içiyor, kışları kırmızı, yazları beyaz. Tabii ki şaraplar kendi imalatı, isteyene satıyorlar. Paraya hiç ihtiyacı yok ama zevk için bir nevi taverna işletiyor, misafirlerine leziz mezeler hazırlıyor, sezon dışında taverna kapanıyor kendisi köyün kahvesinde üç beş arkadaşıyla gah oyun oynayarak gah sohbet ederek mutlu bir hayat sürdürüyor, tabii evde ve bağda yardımcıları da var.

Tepe Köy de köy meydanında harika bir restoran var, binanın ikinci katında, manzara ve beyaz örtülü masalar, köy kahvesinin hemen karşısında. Bademli’ de, tepe de, harika bir otel ve restoran var, reklama girmesin diye adını yazmıyorum. Zeytinli de harika ve restore edilmiş bir motel var, ismini yazmıyorum ve daha başka yerlerde, eskiden kalma taş Rum binalarından çok güzel moteller var. Ve-l hasıl-ı kelam, Gökçeada’da şehir merkezinde ve Türk köylerinde hiç vakit kaybetmeyin ama eski Rum köylerini, hepsini, mutlaka gezin ve doya doya gezin, kafelerinde oturun, sakızlı muhallebilerinden, sakızlı kurabiyelerinden, Selanik tatlısından yiyin, dibek kahvesinden için, Rumlarla sohbet edin. Bu eski Rum Köyleri ne Avrupa’ya benziyor ne Türkiye’ye, belki ikisinin güzel bir karışımı. Ve son, küçük bir rica; giderseniz lütfen beni ve bu yazıyı hatırlayın, doğru mu yazmışım, az mı yazmışım çok mu yazmışım siz karar verin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 316
Toplam yorum
: 176
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 862
Kayıt tarihi
: 10.03.11
 
 

Okullar: TED Ankara Koleji, ODTÜ, Bogaziçi Üniversitesi (Master) İş Hayatı: Philips, Anadolu Endü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster