Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '10

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
862
 

Gökkuşağı Kupası

Gökkuşağı Kupası
 

Dört yılda bir düzenlenen futbolun en büyük buluşması sayılan, Dünya Kupası organizasyonlarının 19.su, “Bafana Bafana” lakaplı ev sahibi G.Afrika Cumhuriyeti ile “Aztekler” olarak bilinen Meksika arasındaki 90 dakikalık mücadele ile start aldı. Önümüzdeki 1 aylık sürede deyim yerindeyse futbolla yatıp futbolla kalkacağız. Maçları izlemesek bile...

Yayıncı kuruluşun yapacağı maç yayınları dışında, televizyonda kupanın sponsor reklamlarında, gazetelerin ekonomi sayfalarında kupanın finansal analizleriyle, radyolarda turnuvanın resmi şarkısını dinlerken, mahalle arasında sırtlarındaki Messi formaları ile top koşturan çocukları izlerken de kupanın coşkusunu yaşayacağız bu yaz.

Yaz demişken, kuzey yarımkürede bizler yaz mevsimine girmeye hazırlanırken, kupanın yapıldığı Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ise kış mevsiminin başı yaşanıyor. Bu coğrafi tezat, o kadar da önemli değil aslında. Ancak Güney Afrika denince akla gelenleri düşünecek olursak, dünyanın geri kalanıyla, özellikle de futbolun gelişmiş olduğu diyarlardan gelecek konuklarıyla, aralarındaki tezat oldukça belirgin. Düşük hayat standardı, büyük şehirlerindeki cinayet ve tecavüz ağırlıklı yüksek suç oranı ve yabancı düşmanı eğilimler, kupa öncesi ev sahibiyle ilgili kafalarda soru işareti oluşturan başlıca konulardı.. Günde 52 cinayetin yaşandığı bir ülkede, dünya kupasına bir ay süreyle ev sahipliği yapmak, neresinden bakılırsa büyük bir risktir. Küçük bir matematik hesabıyla, bunu dile getirmek ne kadar zor ve üzücü de olsa, 32 ülke futbolda dünyanın en büyüğü olmak için yarışacağı bu sürede, yaklaşık 1500 kişi daha cinayetlere kurban gidecek! Öyle ya da böyle, zaman hep ileriye akıyor. Gerçek olan hep bu an. Yani an’da yaşadıklarımız.

G.Afrika Cumhuriyeti’nin belki de diğer ülkelerle kendini en yakın hissettiği anlar, futbol sahasına çıktığı zamanlar olmalı. Çünkü yeşil sahada, günlük kötü gelişmeler yok.. Ezilmişlik yok.. Cinayet, gasp, tecavüz yok.. Belki kaybetmek var evet, ama mücadele var, onur da var. Sonuç ne olursa olsun, alkışlar var. Sahada, her şeyden önce 11’e 11 eşitlik var. Rakibiniz neyse siz de osunuz. Aynı kurallarla oynuyorsunuz. Ve belki de en değerlisi, umut var. Kazanma umudu değil bu sadece. En basitinden, bir şeylerin iyiye gidebileceği umudu. Artık oynanmakta olan maçların heyecanını yaşamaya başladık. G.Afrika’nın ev sahibi sorumluluğunu kaldırıp kaldıramayacağı yerine, Shabalala’nın attığı muhteşem kontratak golünü, Meksika’nın bulduğu beraberlik sayısını, 90. dakikada G.Afrika’nın galibiyet umudunun direkten dönüşünü, ve vuvuzelanın aslında ne kadar da gürültülü bir müzik aleti olduğunu konuşuyoruz. Ardından gelen Fransa-Uruguay maçı ve geriye kalan diğer 62 maçta yeni hikayeleri ile futbolun birleştiriciliğini izleyeceğiz. Bir yandan, bir ülkenin yıllardır beklediği rüyasının gerçekleşmesini izlerken sevindik. Diğer yandan, önderleri Mandela’nın kupaya 24 saatten az bir süre kala, trafik kazasında torununu kaybetmesine üzüldük. Üstelik de resmi açılış konserinden dönüş sırasında.. Ulusal bir coşkuya hazırlanan bir milletin, 13 yaşındaki Zenani Mandela’nın kaybı ile yaşadığı şok, hiçbir maçın kaybı ile karşılaştırılamayacak kadar büyük olmalı..

Türkiye olarak kupaya katılamadığımız için buruk olsak da, tarafsızlığın erdemi ile eminim ki daha çok zevk alacağız maçlardan. Oynadığımız maçlardaki hakem hatalarını defalarca, onlarca ağızdan tekrar tekrar dinlemek durumunda kalmayacağız bu kez.. Veya milli takım yıldızlarımızın prim pazarlığı, 3 günlük maç aralarındaki tek tartışma konumuz olmayacak.. Ya da “everything something happened” olmayacak bu kez basın toplantısında.. Şaka bir yana, biz bu kupada, dünya sıralamasının en üst sıralarındaki takımların bazen insanüstü derecelere varan yetenekli yıldızlarını heyecanla izlerken; Afrika takımlarının ilginç gol sevinçlerini merak edeceğiz. Honduras’ta memur mesai saatlerinin, ülkelerinin maç saatlerine göre ayarlandığını anlatıp, ne kadar da şanslı olduklarından dem vuracağız.. Arjantin’le tangoyu, Brezilya’yla sambayı, Yunanistan’la sirtakiyi özdeşleştireceğiz.. Onlarca yıl dünya futboluna burun kıvırıp, daha çok elle oynanan kendi futbollarını yeğ tutan Amerikalılar’ın, bu oyunun mucidi İngilizler’e karşı mücadelesine, belki de zaferlerine şahit olacağız.. Varlığıyla her turnuvaya renk katan “Portakallar’ın” bu kez şanslarının yaver gitmesini bekleyeceğiz. Tüm Hollandalılar’ın tek renk turuncu tribün şovunu izlemek gerçekten büyük keyif.. Ve cevabı merakla beklenen soru; acaba son dünya şampiyonu İtalya, unvanını koruyabilecek mi? Y.Zelanda’dan Cezayir’e, Kamerun’dan Avustralya’ya, Paraguay’dan K.Kore’ye, İsviçre’den Şili’ye dünyanın tüm renkleri, hem de bütün ara tonlarıyla birlikte aynı potada eriyecek… Şimdi dünya turuna çıkma, bir dünya vatandaşı olma zamanı.. Gökkuşağı kadar renkli futbol günleri diliyorum herkese...

böcelettin bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1010
Kayıt tarihi
: 15.05.07
 
 

Yazmayı severim. Diğer yazılanları okumayı da... Güncel olayları takip edip, fikirlerimle kamuoyunda..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster