Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '10

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
474
 

Gökkuşağı renkleriyle kalın

Gökkuşağı renkleriyle kalın
 

Bazı bitişler vardır, hiç bir şey hissetmeyiz. Sanki bu kararı daha önce vermiş olsak, bir şey değişmeyecekmiş gibi. Oysaki o kararı verebilmek için ne çok zorlanmışızdır. Geceler boyu yastığımız hiç kurumamıştır, bir deri bir kemik kalmışızdır. Sürekli bir iç çekişme yaşamış, doldurmuşuz dolmamış, boşaltmışız almamıştır.

Bazen vereceğimiz kararı daha kesinleştirmeden öyle kötü senaryolar yazar ve oynarız ki sonucunda ilk adres psikolog olur. Oysaki karar verme aşamasına gelen olayın başlangıcında da bu gün bunların yaşanacağını bilmiyorduk…

Hatırlayalım anne-baba olma isteğimizi. Özlemi, heyecanlı bekleyişi aylarca sürer. Zorlukları anlatıldığında güler geçeriz, “Olsun” deriz. Ne zaman ki doğar, kendimizden çok şey vermeye başlarız, çocuk büyütmenin sorumlulukları biner omuzlarımıza ve onun sadece sevilmek için küçücük kalmayacağını görürüz o zaman anlarız söylenenlerin ne anlama geldiğini. Yaşayarak…

Mesleğimizi seçerken de aynı şekildedir. Yıllarca emek veririz, sınavlarla geçer en güzel yaşlarımız. İstediğimiz bir bölümü kazandığımızda dünyalar bizim olur. Sanki bu başlangıç aynı zamanda da mücadelenin sonuymuş gibi. Ta ki heyecan yerini yeni ve çok çeşitli savaşlara bırakana dek! Mesleğimiz, ait olmak istediğimiz ortama, yaşamak istediğimiz hayata açılan kapı olmaktan çıkıp; kurtlar sofrasında tek parça ayakta kalabilme mücadelesine dönüşecektir gerçek hayatta…

Birliktelikler, evliliklerde de bu böyledir. Her şey umuda yolculuktur. Umutlar da hep pembe…

Sonra bir şeyler olur. Hiç umulmadık bir anda, beklenmedik bir şekilde o pembe umutlar siyah bulutlarla yer değiştirmeye başlar. Seçimlerimizde duyduğumuz heyecan kalmaz. İsteyerek verdiğimiz kararları sorgulamaya başlarız. “Nerede hata yaptım?” sorusuna bir sürü cevap buluruz. Bu cevapların çoğu –kişi- odaklıdır.

Çocuk kararı: Eşim çok istedi, aile torun diye tutturdu.

Meslek seçimi: Ailem istedi, öğretmenlerim baskı yaptı.

Birliktelik: Hep arkadaşımın yüzünden bizi o tanıştırdı.

Evlilik: Başlangıçta böyle değildi çok değişti.

Hep birileri/birisidir neden. Ama bu tercihlerde biz hep edilgenizdir(!) Oysa çok iyi biliyoruzdur ki hayatımızda ki tüm seçimler ve kararlar bize aittir. Yanlış da olsa, sonuç istediğimiz gibi olmasa da – kendimize- aittir. Bizi biz yapan da budur aslında. Yenilmeyi, dibe vurmayı yaşamadan, ayakta durmayı öğrenemeyiz. Tıpkı küçük bir bebeğin, başarısız olduğu ilk yürüme deneyiminden korktuğu için, ikinci teşebbüsünde bir şeylere tutunmayı algıladığı gibi. Biz de hayata tutunmayı öğreniriz.

Önceliklerimiz değişmeye başlar. Heyecan fırtınalarına tutulsak da temkinliyizdir artık. 100 puan üzerinden başlangıçlar yerine 0’dan başlarız değerlendirmelere. Kader denilen şeyin yol ayrımlarında söz konusu olduğunu, yürümek istediğimiz istikamette yaşanacakların alın yazısı olmadığını kavrarız.

Ufuk çizgilerinin ötesini merakımız azalır. Yeni bir günün getirecekleridir önemli olan. Geleceğe ait plânlar yapmaya devam ederken, biliriz artık yarının meçhul olduğunu ama hedefsiz de yaşanmayacağını…

Terk ediliriz en sevdiklerimiz, dostlarımız tarafından. Bazen de “İlâhi ayrılıklar” yaşarız! Şaşkınlık, hayal kırıklığı, üzüntü, çöküntü v.b duyguları aynı anda yaşarız. Her ilk tokat da canımız çok acır. İsyanlarımız sonuçsuz kalınca da kabullenmeyi öğreniriz. Sonrasında canımız daha az, hatta hiç yanmamaya başlar. Yada karşımızdakine öyle düşünmesini sağlamayı öğreniriz…

İşte tam bu noktada başlar kırılma noktaları. Kişiye özel yaşananlar bazı kişileri “Ben” odaklı yaparken, bazılarını ezip geçmiştir. 1. grup “Böyle gelmiş böyle gitmeyecek !” derken 2. grup “Kader” deyip boyun eğer. Her iki durumda da seçim bize aittir. Son durumla başlangıç arasında çok önemli bir fark vardır aslında! Dün, suçlayacak insanlar ararken bu gün yargıladığımız kendimizdir.

Umutsuzca ama inatla yürütmeye, düzeltmeye çalıştığımız hadiseler, ilişkiler, kişiler kendi benliğimizi esir alır. Ruhumuzu hapseden bizizdir. Mutsuzluğumuzun da…

Bir gün durup düşünürüz, geçen zamanın telafisi olmadığını. Hayıflanırız. “Keşke” deriz “Keşke bu gün ki düşüncelerimle 30 yaşında olabilseydim.”

Değişen bir şey yoktur oysaki. Beyin de, beden de, hayatı boyayacağımız renkler de aynı. İlkinde fırçayı tam kavramadan tek renk kullanmışız, ikincisinde fırçaya hâkim her renk çalışmışız…

Gökkuşağı renkleriyle kalın…

Nurcan Çelik Yalun

2.Kasım.2010

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"İlahî Ayrılıklar" çekti dikkatimi... Biraz açar mısınız? Emeğinize sağlık. Selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 04.11.2010 23:07
Cevap :
Ölüm'ü kastettim Mehmet Bey. Karşı duramadığımız tek şey. Teşekkür ediyorum katılımınız için. Saygımla, mutlu kalınız.  05.11.2010 16:32
 

C.Pavese hayatı bir toplama işlemine benzetir. Bir yerde hata yaparsanız asla doğru sonuca ulaşamazsınız der. Acaba hiç hata yapmamak mümkün müdür? Çoğu kez hatalarımızı görerek doğruyu bulduğumuz olmuştur elbette. Ve her zaman tek doğru yoktur sevgili Zeynep (Nurcan mı demeliyim?) Sadece hangi doğrunun bize uygun olacağını bilmediğimizdendir hatalarımız...Lütfen unutma, pencereden baktığında gökkuşağını görebilmen için yüreğindeki sağanağı dindirmelisin. Sevgiyle kal.

Melek Koç 
 03.11.2010 0:33
Cevap :
Bence yürekte ki sağnak hiç dinmesin sevgili Melek:))) Sağnak yağmurlardan sonra boşalan bulutların ardından Gökkuşağı oluşuyor:)) Arınıyor... Benim ikici adım Zeynep'tir. Hep ilk isim kullanıldı bu güne kadar. Ben kendimi hep Zeyneple özdeşleştirmişimdir. O benim içimde ki çocuktur çünkü:)) Büyüyemedi gitti:)) Renk kattın sayfama. Sonsuz teşekkür ve sevgimle..  03.11.2010 15:40
 

sevgili Zeynep. Kırılma noktaları ve kabul etme arasındaki geçişlerin en duru özetini yazmışsın. Uzun uzun, parça parça, renk renk anlatmaya gerek yok. Kabul edişteki sükuneti gördüm kendimde hem de çok sabırsız ve deli dolu sanırken kendimi. Şuna bak dedim, şuna bak nasıl da sakinsin... Delirmeyi beklerken durulmak çok zaman aldı... Gökkuşağını, renklerin hüznünü de, sıcaklığını da, dinginliğini de ancak 40 yılda içivermişim bir de baktım ki!!! Çok emek, çok duygu ve çok insanı içine almaya özen gösterme var bu yaşanmışlıkta. Eline sağlık harika bir özet ve özgeçmiş hikayesi.

Özlem Erkaplan 
 02.11.2010 22:54
Cevap :
Sağol, hep ol sevgili Özlem. Dilimin döndüğünce, gözlem, duygu ve yılların bana verdiği tecrübelerle oluştu bu yazı. Herkese doğru gelmeyebilir. Ama gerçeklik payı çok fazla:)) "Çok insanı içine almak" bu cümleni çok sevdim... Bunu yaparken insan biriktirdiğimizi zannederek mutlu oluyoruz. En azından ben öyle düşünüyorum. Ama bir gün öyle bir değişiyor ki herşey birikimler eriyip gidiyor. Kendini sorguluyorsun bu durumda. Bir de bakıyorsun ki Asrın olmayan bir virüs taşıyorsun. Adı da "Çok insanı içine almaya gösterdiğin özen." Sevgi ve saygımla...  03.11.2010 15:48
 

Mükemmel... Keşkeleri sildiğimiz anda biz olduğumuzu anlarız. Sevgi de mutlulukda, ayrılık da hepsi daha bir anlamlı olur. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 02.11.2010 19:24
Cevap :
Keşke'siz bir yaşam olur mu kendi adıma bilmiyorum:))Güzel olan o -keşke-lerden sonra dimdik ayakta kalabilmek... Katkınız için çok teşekkür ediyorum. Esen kalınız efendim.  03.11.2010 15:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 348
Toplam yorum
: 959
Toplam mesaj
: 108
Ort. okunma sayısı
: 1317
Kayıt tarihi
: 31.10.07
 
 

İstanbul 25 Temmuz : /… İşletme tahsil ettim. Özel ilgi alanım olduğu için 2 yıl Psikoloji okudum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster