Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '11

 
Kategori
Öğretmenler Günü
Okunma Sayısı
73
 

Gökkuşağı

İlk yazım bu… 24 Kasım’a özel… Sevgili Öğretmenime hediyem…

Çok yakınımdaki bir öğretmeni anlatacağım yazımda…

Peki, başlık neden Gökkuşağı, o da yazımın sonunda saklı.

Öğretmen anne ve babanın iki çocuğundan biriydi sevgili öğretmenim, anne özel okulda sınıf öğretmeni, baba ise devlet ilköğretim okulunda müdürdü. Teyze, amca, enişte, hala ve daha birçok yakın akraba da öğretmenlik mesleğini seçmişti. Zaten dedesi de Cumhuriyet zamanının ilçe milli eğitim müdürlerindendi. Öğretmen kuşaktan gelen, gözleri pırıl pırıl parlayan bir öğretmendi benim sevgili öğretmenim. Üniversite sınavında aldığı yüksek puanla, maddi imkânı çok daha fazla olabilecek meslekler seçebilecekken, o bunu yapmamış, cıvıl cıvıl çocukların içerisinde yaşamayı, geleceği parlak nesiller yetiştirmeyi tercih etmişti. Onun duygusallığına, çocuklara olan sevgisine, örneklemelerle ifade tarzına, resmiyetten çok samimiyetine, sevecenliğine ve her şeyden önemlisi içindeki insan sevgisine bakınca kendisi için en doğru olanı yapmış diyordum hep.

Sevgili öğretmenim devlet okulunda görev almak istemiş, ancak KPSS puanı nedeni ile bu gerçekleşmemiş, özel okul için ise başvurular yapmış ama ilk zamanlar çok üstüne düşmemişti. Ankara’ da ilk çalıştığı yer, şehrinin iyi bilinen dershanelerinden biriydi. İş ararken çat kapı randevusuz dershaneye girmiş, CV’ sini bırakmak ve mümkünse dershane yöneticileri ile görüşmek istediğini belirtmişti. Şansı da yardım etmiş, yöneticiler onunla tanışmışlar, ders anlatım CD’ lerini izlemişler ve hemen iş teklifinde bulunmuşlardı. Kalbinin güzelliği demiştim ben kendisine, zira başka bir şekilde yorumlayamamıştım, bürokrasiden istenen yardımlarla olmayan iş arayışı birkaç saat içinde kendiliğinden neticelenmişti. Aslında Ankara’ da ki iş hayatının en güzel günlerini dershanede geçirdi desem yanılmış olmazdım. Öğretmen arkadaşları ile uyumu, öğrencilere olan yakınlığı onu mutlu etmişti. Her ne kadar yorulsa da, Pazar günü arkadaşları ile yaptığı kahvaltılar, öğrencilerle yapılan hediye çekilişleri, öğrencilerin esprileri, öğretmenlerine iltifatları yorgunluğu unuttururdu ona. Derse anlatırken biraz sert durayım da çocuklar çok şımarmasın dese de, güler yüzünü hiç gizleyemezdi, gözleri ile tebessüm ederdi. Hep söylerdim, zorlama kendini, istemekle olmaz senin doğanda bu var, bırak yüzün gülsün derdim. Son bir senesi ise özel okulda geçti, büyük umutlarla başladığı ama istediğini bulamadığı bir yer olmuştu özel okul ve artık devam etmeyecek idi. Bu bir anlamda iyi olmuştu, hep girsem diye düşündüğü özel okulu da görmüş, aslında ortamın kendisi için çok da iyi olmadığını anlamıştı. Okulda başarısız değildi, sadece kalıplara uymayı sevmiyor, formalite ve prosedürlerden ziyade daha yaratıcı ve pratik olmayı tercih ediyordu. Okulda öğrencilerine yaptığı güzel katkılardan biri de onlara verdiği dans dersleri ve yaptıkları gösteri olmuştu. Öğrenciler kitaptan öğrendikleri birçok şeyi belki unutacaklardı, ama hocalarının onlara öğrettiği danslar, ulusal bayramlarda kıyafetleri ile yaptıkları o güzel gösteri, zihinlerinde hep renkli bir anı olarak kalacaktı. Bu da sevgili öğretmenimin diğerlerinden ayrılan yanıydı, o bir anlamda hayattan da bir şeyler vermişti öğrencilerine.

Evde öğrencileri ile paylaştığı anları tebessümle anlatırdı. Çocukların kıyafet ve takıları ile ilgili yorumlarını, bir birleri ile şakalaşmalarını, facebook daki paylaşımlarını benimle paylaşır, ben de kendi öğrenciliğimle karşılaştırır ve birlikte kahkaha ile gülerdik. Bir deniz tutkusu vardı ki sormayın, çok iyi yüzer, yaz tatillerini iple çeker, denize bayılırdı. Side’de kumsalda, mehtaplı bir yaz akşamında, “seninle bir dakika” şarkısını ondan dinlemiştim. Karadeniz türkülerini de çok sever onları da pek bir güzel söylerdi. Halk dansları tutkusu ile kursa yazılsa da zamansal sıkıntı devamına imkân vermemişti. Aynı yetenek Latin danslarında da vardı. TV de müzik çalınca bak deyip “ça-ça-ça” yapar bana gösterirdi. Yan flüt ve ince saz dinlemeyi çok sever, bana da dinletirdi.

İçinde bitmeyen bir azim, yeni şeylere karşı öğrenme ve yapma gayreti vardı, en çok takdir ettiğim yönlerinden biri de buydu. Kendi üşengeçliğime karşın onun bu gayretini, bir şeyler yapma isteğini büyük bir hayranlıkla izler hep takdir ederdim. Ben uğraşma, yorulma desem de o dener ve ortaya mutlaka şaheserler çıkarırdı. Bunun en güzel örneklerinden biri de yaklaşık 15 kişilik misafirlerimize kitap tariflerinden yola çıkarak yaptığı ve herkesin çok beğendiği patlıcanlı börek olmuştu. Şemsiyesi hiç vazgeçemeyeceği bir aksesuar gibiydi onun için, hava az bulutlu olsun mutlaka alırdı şemsiyesini yanına, ne diyeyim az kurtulmadım ıslanmaktan. Yağmur yağar hep bana tutardı şemsiyeyi ıslanmayım diye ben de ona sarılır birlikte yürürdük, Ankara’ nın yüksek yerinde konumlanmış ağaçlı bahçesinin olduğu apartmanımıza. Televizyonda, en çok tarihe ışık tutan geçmiş zaman dizilerini beğenir, Hatırla Sevgili ve Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizilerini içinde yaşıyormuş gibi izlerdi. Duygusal sahnelerinde dayanamaz ağlar, ben ise gizliden gizliye onu izlerdim ve yüreğinin ne kadar sıcak olduğunu düşünürdüm hep, renkli dünyam, evimizin gökkuşağı derdim içimden.

Mutluluğu fazlası ile hak eden sevgili öğretmenim, benim 4 yılımı paylaştığım, evimizin gökkuşağı sevgili eşimdi. Ve ona baktıkça öğrendim ki, öğretmenlik mesleğini seçen biri için, öğretmenlik tebessümü kadar kendine ait olmalı idi…

Nice mutlu günlere Gökkuşağım… Nice mutlu günlere ülkemin güzel Öğretmenleri…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 441
Kayıt tarihi
: 22.11.11
 
 

İnşaat mühendisiyim, taahhüt sektöründe proje yöneticisi olarak çalışıyorum. Çok renkli olmasa da..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster