Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
278
 

Gökten altın düştü

Serin bir rüzgar otların kokusunu uzaklara doğru taşıyordu. Tepeleri aşan koku aşağıdaki sürülere ulaşınca koyunlar hareketlendi. Çoban sürüyü beş köpeği ile idare ederken zorlanıyor, koyunların sabırsızlığına yetişemiyordu. Sürü aldıkları kokuya doğru hızla dağa tırmanmaya başladı.

Süleyman yorulmuştu. Koyunların mesafeyi açması önemli değildi. Nasıl olsa gidecekleri yer belliydi. Onu endişelendiren koyunların tehlikeli yarlardan geçmeyi denemeleriydi. Süleyman bir süre daha dinlenip nefeslendi. Sonra uzun ve kalın sopasına tutunarak dağa tırmanmaya başladı.

Hava kararmak üzereydi. Gök yüzünü parçalı bulutlar kapatmıştı. Yayladaki ağılın kapısı açık sürekli rüzgar ile ileri geri çarpıyordu. Koyunlar huzursuzdu. Süleyman kaldığı kulübenin penceresine yöneldi. Ağıla baktı. Dikkat kesildi. Koyunların sesini duydu. İçini merak saldı. Bunlar durup dururken melemezlerdi. Kapıya yöneldi. Dışarıya çıktı. Ağıla doğru yürüdü. El lambasını ağılın pencerelerine doğru tuttu. Hepsi kapalıydı. Sorun yoktu. Giriş yerine ilerledi. Rüzgarın kapıyı çarptığını duydu. El lambasını kapıya tutunca küsüğün parçalanmış olduğunu gördü. Rüzgarın bunu yapabileceğine ihtimal vermedi. Ama başka da sebep bulamıyordu. Ağılın bahçesine girdi. Yerde sarılmış ipi buldu. Cebinden çakısını çıkartıp ipten bir parça kesti. Ağılın girişine geldi. Kapıyı iple duvara sağlamca sabitledi. Koyunlar hala meliyordu. Süleyman “Rüzgarın sesindendir.” diye düşündü. Kulübesine doğru yürüdü.

Acıkmıştı. Çıkınından yemekleri çıkartıp odun ile yanan ateşte ısıttı. Sonra iştahla yemeğini yedi. Ardından uykuya daldı.

Gece yarısıydı. Süleyman büyük bir gürültü ile uyandı. Dağda yaylada yalnızdı. Onu korkutan yalnızlığı değil her zaman alıştığı sessizliğin bozulmasıydı. O koyunlardan ve rüzgardan başka ses duymamıştı. Ama şimdi beklenmedik bir şekilde gökten bomba düşmüş gibi gürültü çıkmıştı. Pencereye yöneldi. Dışarıya baktı. Uzak bir yerde ateşin yandığını gördü. Şaşırıp kaldı. Dağda kendisinden başka kimse yoktu. O ateşi kim yakabilirdi. Demek uykusunu bölen ses uzaktaki o ateşten geliyordu. Oraya gidip araştıramazdı. Çok yorgundu. Çünkü koyunları gündüz dağa çıkarmış ve çok yıpranmıştı. Göz kapakları kendiliğinden kapanıyordu. “Aman bana ne...” dedi. Gitti. Yatağına geri yattı.

Güneş gözlerine vuruyordu. Sabah olmuştu. Süleyman gerindi. Yatağından doğruldu. Ayağa kalktı. Dünkü gürültü aklına geldi. Pencereye yöneldi. Şimdi geceki ateşin yerinde duman çıkıyordu. Üzerini giyindi. Çıkınını açtı. Ocakta çayını pişirdi. Ardından zeytin, ekmek ve çay ile kahvaltısını yaptı.

Koyunlarını hemen ağıldan salmalıydı. Kalın sopasını aldı.Kulübeden dışarıya çıktı. Seslerini duyabiliyordu. Hepsi sabırsızdı. Koyunlar dün akşam vakti tattıkları otları yemek için huzursuzca meliyorlardı. Süleyman ip ile bağladığı ağılın kapısını açtı. Bahçeden geçti.Koyunların kapandığı kapıya geldi. Orayı da açtı. Koyunlar aniden hücum etti. Bahçedeki beş köpek birden ayağa kalktı. Lider olanı havlamaya başladı. Kargaşa onları da hareketlendirdi. Beş köpek birden koyunların ardından ağıldan dışarıya çıktı.

Koyunlardan sonra ağıldan dışarıya çıktı. Süleyman elinde sopası ile ilerledi. Dün gece gördüğü ateşin olduğu yere doğru yürüdü. Büyük bir çukur açılmıştı. Orta yerde sarı bir şey görüyordu. Bu altındı. Hem de kocaman. Bir kaya kadar büyüktü. Süleyman küçük kraterden aşağıya indi. Altını eliyle yokladı. Bu gök yüzünden düşmüş olmalıydı. Heyecanı hat safhaya geldi. Ama altını götüremezdi. Bu kadar büyük bir şey zor taşınırdı. Üstelik kütle toprağa gömülüydü. Altını kimsenin bulmasını istemiyordu. Hemen üzerini örtmeliydi. Çünkü yaylaya kendinden başka gelenlerde vardı. Altını onlardan gizlemeliydi. Ağıla dönmeye karar verdi. Kraterden çıktı. Yürümeye başladı. Az sonra elinde kürek ile geri geldi. Kraterin için toprak ile doldurmaya başladı. Yerin kaybolmaması için beş tane orta boy taş buldu. Üzeri örtülen yere bıraktı. Ardından koyunlarının yanına döndü.

Müthiş heyecanlıydı. Bunda kimseye bahsetmemeliydi. Süleyman bir hafta boyu yaylada kaldı. Koyunlarını otlattı. Ağıla kattı. Geri dönme vakti gelmişti. Hazırlandı. Sonra koyunlarını dağdan aşağı indirmeye başladı. Köpekler de sağa sola kaçışan koyunları bir araya topladı. Sahiplerinin komutu ile en önde ilerlediler.

Yayladan uzaklaşmışlardı. Yoldaydılar. Köye az kalmıştı. Süleyman hep bulduğu altın kütlesini düşündü durdu. Köyün girişine geldiklerinde telaşa kapıldı. Ama dikkat edince doğru yolda olduğunu gördü. Ardından köye girdi.

Akşam olmuştu. Evde annesi ve babası yayladan sordular. Süleyman cevapladı. Otların hepsinin tüketildiğini söyledi. Ardında babasına “baba ben okuyacağım.” Dedi. Babası “oğlum s en olmasan bu koyunları kim güdecek.” Dedi. Süleyman “benim yerime bir çoban buluverirsin.” Dedi. Gece olmuş herkes odasına çekilmişti. Süleyman uykusuna bulduğu altını hayal ederek daldı.

Ertesi sabah evde bir gürültüdür koptu. Süleyman anne ve babasının çobanlığı bırakacağı için münakaşa eder buldu. Aralarına girmedi. Münakaşayı sadece seyretti. Diğer taraftan şehre gitmeliydi. Oraya gidip kaydını okula yaptırmalıydı. Hazırlandı. Evden kimseye haber etmeden çıktı.

Süleyman elinde ilmühaber ile okuldan içeriye girdi. Müdür masasından “ pazartesi okullar başlayacak unutma.” Dedi. Süleyman “olur.” Karşılığını verdi. Odadan çıktı. Kaydı tamamlanmıştı. Okuldan ayrıldı. Karnı acıkmıştı. Bir lokantaya girdi. Yemek siparişini verdi. Beklemeye koyuldu. Lokantanın televizyonu açıktı. Haber programı vardı. Spiker gök yüzünden bir meteorun düştüğünü anlatıyordu. Ekrana bir dağ görüntüsü geldi. Bu Süleyman’ın koyunları otlattığı yerdi. Telaşa kapıldı. “Keşke altını bulamasalar.” Diye içinden düşündü.

Günler birbirini kovalarken aradan aylar ve yıllar geçti. Süleyman içindeki bir kuvvet ile sınıflarını başarı ile geçmiş ve okulundan mezun olmuştu. Bu başarı onun değildi. İçinde hep saklı tuttuğu, yerinden hiç çıkmayacak olan toprağa gömülü altın meteordu. O her zaman orada duracaktı. Çünkü Süleyman bunu düşünmekten büyük zevk alıyordu.

Telif Sahibi: Tuna Mustafa YAŞAR

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çobanın hep içinde taşıdığı altın ise daha neler yaptırır ona. Eğer yerinde, "içinde" tutmayı bilirse. Sevgiler.

Ayrıntıda gezinmek 
 17.02.2008 23:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 39
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 466
Kayıt tarihi
: 13.09.07
 
 

İlköğretim mezunuyum. Müzik dinlemeyi severim. Çalışmıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster