Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
748
 

Gökyüzünde birkaç damla yaş

Gökyüzünde birkaç damla yaş
 

Güneşli, soğuk bir sabahta geldim Fethiye’ye. Gökyüzü berrak. Uzak dağlarda kar var. Deniz ve çamlar ile kaplı tepelerin ardındaki karlı dağları görebilmek burayı farklı güzel kılıyor benim için.

İstanbul’da kara yağan günlerde Çamlıca tepelerini beyaz görmek mümkün. Arnavutköy’de kar görebilmek ise ancak tüm şehri etkisi altına alan karlı günlerde mümkün. İki kıştır İstanbul’da kar görmüyoruz. Ama yağışlar iyi. Fethiye ve çevresi de bu kış iyi yağış aldı.

Sabah 5’de havaalanı servisi beni aldığında günlerin uzamaya başladığını net olarak fark ettim. Ocak ve Şubat aylarında da hep sabah 7 uçakları ile Dalaman’a uçmuştum. Nedense yıllardır sabahın erken saatlerinde yüzlerce defa uçmama rağmen ve gerek iş seyahatleri gerekse gezilerim için her saatte seyahat etmiş olsam da, sabahları karanlıkta yola çıktığımda bir anlık da olsa bir ürperti geçer içimden. Bir an. Nedense.

Bu sabah aracın şoförü Yeşilköy’e sahil yolundan gitmeye karar verdi. Önce Kuruçeşme’yi geçtik, caddede farklı bir kalabalık, sahil yolunun sağı solu araç ve taksi dolu. Ortalık kalabalık. Ortaköy’e yaklaşınca olayı anlayabildim. Ferhat Göçer’in de sahneye çıktığı bir mekânın önü tıka basa dolu. Etrafta onlarca taksi. Ama enteresan olan insanlar dışarı çıkmaya çalıştığı kadar içeriye de giriyor. Bir Pazar sabahında olduğumuzu hatırladım. Cumartesi gecesi eğlenceleri ben yola çıktığımda devam ediyordu. Tabi sahil yolundan havaalanına gitmeyeli çok olmuş, bir de bunu fark ettim.

Sahil yolunda Karaköy’den Eminönü’ne geçtiğimizde hava hala daha aydınlaşmamış olsa da burada da yoğun bir kalabalık vardı. Bu defa yüzlerce olta köprüden aşağı sarkıtılmış, balıkçılar günün doğuşunu karşılıyordu.

Topkapı Sarayı ve Ayasofya’nın gece ışıklarına da selam verdikten sonra yola devam ettik. Bir Pazar sabahında İstanbul farklı bir selam verdi bana.

*

Bundan bir iki hafta önce bir iş için Cağaloğlu’na gitmiştim. Dönüşte Eminönü’ne yürümek geldi içimden. Yağmurlu bir gündü ama şemsiyem vardı. Eminönü’nde tren garını sağınıza alıp vapur iskelelerine yürürken karşınıza çıkan bir üst geçit vardır. Gara yakın yürürseniz üstgeçide çıkmadan ışıklardan karşıya geçmeniz mümkün. Ama ben derim ki biraz basamak çıkmayı göze alın ve İstanbul’a bir de buradan bakın. Önünüze vapur iskelelerini aldığınızda, sağda geride Tren Garı ile başlıyor manzara, sonra çevirin başınızı sağınızda Topkapı Sarayı ve şimdi ileriye sağa bakın arabalı vapur iskelesi hep hareketli. Gelen giden vapurlar tekneler. Kuşlar. Deniz kendini hissettirir. Kadıköy ve Üsküdar’a kalkan vapurlar karşınızdaki ve önünüzde sol taraftaki iskeleye yanaşmaktadır. İstanbul’un denizinize vapurlar kadar yakışan başka bir tekne yok bence. Ve karşınızda Karaköy durmaktadır. Tarihi binaları ile ve solda ileride Galata Kulesi. O kule İstanbul’un Osmanlı öncesindeki tarihini anlatır. Ne kadar gizemli duran bir bina. Doğrusu Kulenin kendisine çıkınca dar balkonundan şehre bakınca “belki boyutları ben merdivenlerden çıkarken küçüldü mü” diye düşündürür bana, ama seviyorum Galata Kulesini, ne yapayım.

*

Bu sabah uçuşunda bir sakinlik ve ince bir hüzün hâkimdi. Belki bir Pazar sabahında saat 7’de uçtuğumuz için uçak yarı yarıya doluydu. Genelde büyük bir gülümseme ve enerji dolu olarak “günaydın, hoş geldiniz” diyen hosteslerin yüzlerindeki tebessüm sınırda, ve enteresan sanki gözleri biraz nemli, duygulu geldi bana. Gözlerimin yaşardığını fark ettim. Hollanda Amsterdam Schiphol Havaalanı yakınlarında düşen Türk Hava Yolları uçağının kazasının üzerinden kaç gün geçmişti sahi?

Uçağa binerken içimden girişteki kabin amiri ile hostes hanıma başsağlığı dileklerimi söylemek geldi, ama kelimeler çıkmadı ağzımdan, gözlerim ve başım ile ifade ettim kendimde. Çok rahat bir uçuşla, genellikle beyaz bulutlar denizi ile kaplı bir göğün üzerinden uçarak geldik, hafifçe indik Dalaman Havaalanına. Yüzlerce defa uçtum ama ilk defa bir kazadan yakın bir zaman sonra uçuyorum. Uçakta her şey de, kaptan pilotun olağan uçuş ortası konuşmasında bile tarifi zor bir dinginlik vardı. Pozitif, huzurlu ama farklı bir dinginlik. Kim bilir yüreklerden ve düşüncelerden geçenlerin yansıması mıdır bu?

Birkaç yüz defa Dalaman’a uçmuşumdur. Gece, gündüz, sabah, akşam. En çok da sabah saat 7’de. Kimi zaman yoğun bir iş gününden ertesi sabahında uçtuğumda Dalaman’a varıncaya kadar yolculuğun nasıl geçtiğini anlamam. Kimi günler elimdeki kitaba kapılırım ve o dünyalara giderim. Bazense kitabımı okuyor olsam da, ben çantamda bir iki kitap olmadan uçağa binmek istemem, sanki etrafımda olup bitenler ben bakmasam da görüş alanıma girer. Haberleri dinlemedim ama bu civarda neler oluyorsa biri KanalD’den biri Star’dan olmak üzere iki kameramanda vardı uçakta. Asker birliğine teslim olmak için gelen askerlerde vardı. Bir tanesi Van’dan gelmiş, Muğla’daki birliğine yarın teslim olmak için gelmiş.

Ben genelde uçağın ön taraflarında oturmayı tercih ederim. Binmesi, inmesi kolay olur. Ancak Tekirdağ uçağının kazasının nedeni ile mi bilmem bu sabah uçağın arka kısımları normale göre olağandan boştu. Uçakta yer de müsait olduğu için herhalde banko görevlileri bu sıralara çok yolcu yerleştirmemişlerdi.

*

Yaşamın her anında o kadar çok seçim yapıyoruz ki. Örneğin ben uçuşlarımda oturacağım koltuğu internet üzerinden girerek kendim ayırır ve biniş işlemlerimi kendim yaparım. Genelde uçuşa 24 saat kala yapılmasına izin verilen bu işlemi yaparken kimi zaman uçağın ödediğim fiyat dilimine ait tüm koltukları müsait olur. Bir koltuğu diğerine tercih etmeme neden olan şey nedir? Çok basit bir seçim, bu sabahki uçakta, dün akşam ekran seç dedi bana: 4’den 28’e bir sıra, ve o sıradaki 6 koltuktan birini seç: A-B-C-D-E-F. Uçağın planına bir baktım ve 7D koridor kenarı sempatik geldi bana. Tıkladım ve 7D bana ayrıldı. Birkaç gün önce Hollanda’da kaderler bu numaralarla yazıldı.

O uçuşta hayatını kaybedenlere Rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar ve ailelerine sabır ve kuvvet. Türk Hava Yolları ile çocukluğumdan beri yüzlerce defa uçtum. Kim bilir hangi gün, nereden nereye beraber uçtum o uçağın pilotları ve kabin görevlileri ile. Belki de bu yüzden bu sabahki uçuşta durduk yerde, kitaplarımın ilgisiz sayfalarından başımı kaldırıp uçağın içindeki huzuru dinlediğimde, gözlerim onlar için bir iki damla yaş daha döktü, onların da huzurda olmaları dileğiyle.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 1087
Kayıt tarihi
: 04.11.07
 
 

Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Amerika Birleşik Devletleri'nde Cornell Üniv..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster