Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
479
 

Göl Dağı

Göl Dağı
 

Göl Dağı, Arapgir’in güneyinden başlar, batıya doğru bir sırt halinde uzanır. En yüksek tepesi At Kuyruk Salamaz 2393 metreyi bulur. Haziranda bile doruklarında kar eksik olmaz.

Diştrik Yazısı’nı geçip Arapgir’e yönelince bembayaz  başıyla karşınıza çıkıverir. Başına beyaz bir duvak örtmüş gelin gibi pırıl pırıl görünür. Bu pırıltıyla gök daha tatlı mavidir. Güneş ışıkları, yorulmadan karlarla buluşur. Bu buluşma, karın dondurucu soğuğunu öldürür, içinizi ısıtır. Açık havada, dağın doruğu, göğün maviliğiyle dalga dalga ufuklara doğru bütünleşir. Akşama doğru dağa yığılı, o ezen kar kütlelerine bir şey yapamayan güneş: yenik, yılgın, üzgün yavaş yavaş ufuktan süzülür. Bütün gün dağdan ayrılmayan güneş uzaklaşınca hava birden değişir. Koyun koyuna yatan yamaçlar üşür. Ayaz, yüzünüzü ellerinizi çimdikler. Yamaçlarda gölgeler oynaşmaya başlamış, vadiler kararmıştır. Derin  derelerin dibi gözükmez olur. Erimez karlarla kaplı tepeler, beyaz renkli devler gibidir.

Kuzeyinde ve ilerisindeki Sivri, Göl Dağı’nın yanında daha karsız başı, daha kısa boyu ve daha narin gövdesiyle tek başına, kimseye güvenmeden yaşamını sürdürür. Susuz, kıraç bir tepedir. Fakat batısındaki vadide, Çatal kayaların arkasında fokurdayarak toprağın üstüne çıkan “Peri” kaynağı vardır.*

Baharda bir başkadır Göl Dağı, Güneş vurup da karlar  erimeye başlayınca kardelenler topraktan başını çıkarır. Eriyen kar suları yamaçlardan iplik iplik akarak vadilerin derinliklerinde küçük çağlayanlar oluşturur. Karların eridiği yerlerde, yavaş yavaş otlar çıkmaya başlar. Dağın eteğindeki çayırlarda çimenler fışkırır.

Yaz gelip de sıcaklar bastırınca cana can katan, gürül gürül yeşiliyle çayırlar yumuşacıktır. İleride, suları kristal tozlarından yapılmış, dibinde bembayaz çakıl taşlarının parıldadığı bir pınar çıkar. Yöre halkı bu pınara “Kuylan” adını vermiştir. Beri yanda söğüt , ahlat, alıç, sürsülük, kuşburnu, elma … ağaçları, karamuklar, dağın yamacına tek tek serpiştirilmiştir. Işkınlar boy vermiş. Kuzukulakları, deve tabanları olgunlaşmış, yenilecek duruma gelmiştir. Çayırlar, sarı gözlü nergizlerle, mavi çiçekli yarpuzlarla, kokulu ve türlü renkli sümbüllerle, koyun gözlü papatyalarla donanmıştır. Çiçek zamanı çayırların yanından geçemezsiniz. Uğuldar, arılar, mavi, sarı, ışıltılı, kırmızı kuşaklı, türlü türlü, renk renk, büyük küçük böcekler çiçeklere konmuştur.  Bir kıpırtı, sonsuz kaynaşma içindedir çiçekler. Kuş cıvıltıları, kurbağa sesleri böcek seslerine karışır. Çayırlarda yılan çok olur. Siyah, boz, yeşile çalan yılanlar. Bazen otların arasında göremezsiniz, ayağınızın altından süzülerek geçer.

Alt yanınızda marabalar, ırgatlar ot biçerler. Çoban, davarlarını Göl Dağı’nın çaşırlıklarına salmıştır. Sürüler, gün geçtikçe azalmakta, hatta yok olmaktadır. Sürülerini otlatmak için Malatya’dan kalkıp günlerce yol alarak Göl Dağı’na gelen Parçikanlı, Sinanlı göçer aşiretleri yok artık. Eskiden, ana yollardan uzak, hayvanların otlayabileceği bir göç yolu seçilerek yaylaya çıkılırdı. Anadolu’daki bu göçleri Karaca- oğlan şöyle dile getirir:

 

Erisin, dağların karı erisin,

İniş seli düz ovayı bürüsün,

Türkmen ili yaylasına yürüsün,

Ak kuzular melesin de gidelim.

Dağlardaki karlar eriyince bahar gelecek, doğa canlanacaktır. Bahar, bahar… Doğanın uyanıp canlandığı mevsim. Taşın, toprağın, otun, çiçeğin, ağaçların kendinden geçtiği mevsim. Bahar gelir karlar eriyip çekilir, yollar açılır. Göç hazırlıkları başlar. Şehre inilerek gerekli hazırlıklar yapılır. Çocuklar, gençler, gelinler, yaşlılar yeni elbiselerini giyerler. Gelinler, genç kızlar başlarına “hotoz” takarlar. Katarı çekecek olan “maya” kilimler, halılar ve örmelerle süslenir. Yüklenen develer arka arkaya bağlanır. En önde “lök” ya da “keserek” cinsi deve bulunur. Develerin önünde de at, katır bulunur. Onların önünde de eşek vardır. Yedi devenin bir araya gelmesiyle bir katar oluşur. Katarı ailenin büyüğü, yeni gelin ya da ailenin gelinlik kızı çeker. Aile bireyleri katarın iki yanında yürürler.[1] Arkadan sığırlar; koyun, keçi sürüleri gelir.

 

 



* Bu kaynağa “ Peri” denmesinin nedeni, kaynağın üstündeki taşlara kulağınızı verdiğinizde ses gelmesidir.

[1] Yörükler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara: 1996.

Şennur Köseli, Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Emeğinize sağlık insan okurken yaşıyor.Teşekkürler selam ve sevgiler.

Şennur Köseli 
 22.07.2014 19:44
Cevap :
Şennur Hanım, Daha önce Erdal'a da yazdım.Ben bu dağlarda davar (koyun,keçi)güttüm.Soğuk pınarlarından avuç avuç sular içtim.Kınalı kekliklerin civcivleiyle pınarlardan su içmelerini gözlemledim.Ötüşlerini dinledim.O ne denli güzel bir senfonidir;dinlemeye doyamazsınız.Halen keklik,bülbül sesleriyle o dağlar çınlıyor mu bilmiyorum. Çayırlardaki o renga renk kelebekler,arılar,kuşlar... İlginize teşekkür ederim.Saygılarımla.   23.07.2014 21:41
 

Ne güzel Yolculuk yazıları yazıyorsun Hüseyin Kardeş; insan gitmiş kadar oluyor. Yöre Malatya yöresi... Havası, suyu çok güzeldir, boldur... Sağol. Teşekkürler.

Erdal Ceyhan 
 21.07.2014 21:31
Cevap :
Kardeşim Erdal, Göl Dağı,gezip gördüğüm değil,yaşadığım yer.Bu dağlarda hayvan güttüm,çayırlarında tırpanla,orakla ot biçtim.Otları,kışa saklamak için babamla burma yaptık.Bu bölgede,O motorlu arac da kağnı da yoktu.Biçilen otlar,samanlar; at,eşek sırtında taşınırdı mereklere (ot,saman,çaşır,kavak,söğüt dallarının kışın hayvanların yemesi için konulan yer.)Hani,1960'lı,1970'li yıllarda çok okunan ,köyün sorunlarını dile getiren yazarlardan biri de Fakir Baykurt'tu.Bir öyküsünde ya da romanında "pıtrak"lı tarlada ekin biçtiğini anlatır Fakir Baykurt,ben de öyle tarlalarda ekin biçtim.Bıtıraklar ayaklarına,ellerine,gövdene yapışır.Ekini de biçmez,sanki toplarsın.Kısa olduğu için de bağ yapamazsın;çuvallara,hararlara (çuvalın büğüğü)doldurarak harmana taşınır.Bu tarlalarda içecek su da yokktur;susuz,kırsal yerlerdir buralar.Çoğu kez gölgesinde, dinlenecek ağaç gölgesi de bulamazdık.  22.07.2014 8:57
 

Kıymetli Öğretmenimiz,Sayın Hüseyin Başdoğan: Hocam Göl Dağını duymuştum ancak görmedim. O, ıssız dağlarda var olan pınarlar bir hayattır, yaşam kaynağıdır.Artık eskisi gibi ne çobanlar kaldı, ne sürü ve aşiretler de yok gibi yaylalarımız sessiz, ilgisiz.Bu güzel yazınızda Göl Dağı gözlerimin önünde canlandı görmüş gibi oldum.Sizin anlatımınızla güzelin ötesiydi.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum.

Mehmet Burakgazi 
 21.07.2014 17:14
Cevap :
Mehmet Bey, Ayrıntılı ve anlamlı bir yorum.Göl Dağı,sizin yorumunuzla daha da çekici bir duruma geldi.İlginize teşekkür ederim.Saygılarımla.  21.07.2014 20:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 1202
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1934
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster