Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '07

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
194
 

Gölge

Gölge
 

İçindeki gücü uyandıramayanlar dışarıda birilerinin gücüne tapınacak ve o güce, her ne kadar yakınıyor gibi görünseler de gönüllü boyun eğeceklerdir. Hem de kendi deyişleriyle, bu “beş para etmez, köle hayatını” sürdürebilmek adına. Bu da son derece adil bir durum aslında. Çünkü içerisi ile dışarısı zaten bir ve aynı şeydir.

Güce tapınan ya da boyun eğenler belki zaman zaman isyanla karışık bir tepki patlamasıyla ayağa kalkmak isteyeceklerdir. Belki geçici de olsa içerde bir yerlerde bir fırtına kopacak, zihinde ve yürekte farklı bağlantılar kurulacaktır. Ama saman alevi mertebesindeki tepkiselliğin insanı götüreceği sonuç, kaçınılmaz olarak kendisini bir kez daha terbiye edilmiş ve köleliğini derinleştirmiş bulması olacaktır.

Oysa yürek, eğrisini doğrusunu bilir. Gerçek gücün ne olduğunu ve kimde olduğunu yürek haykırır. Ama yüreğin sesini yok saymak, efendinin tehditlerini duymazdan gelmekten ya da rüşvetini reddetmekten daha kolaydır. Çünkü içerdeki güç, potansiyel güçtür ve potansiyeli gerçek yapmak her babayiğidin harcı değildir. Hem yüreğin sesi bastırıldıkça artık fazla duyulmayacak, rahatsız etmeyecektir. En azından beklenti budur.

Yüreğinin sesi yetmediğinde hiç olmazsa “canının” acısı insanı harekete geçirmelidir. Ancak insan, o hediye diye verilen uyum yeteneğiyle, acıya da alışır. Alışılan acı ise acı olmaktan çıkar; katlanılabilir, belli belirsiz bir sızı olur. Ayağındaki nasırla yaşamaya alışırsın; ölmezsin ya. Kolun kırılır, bağırsakların düğümlenir, miden ağrır ölmezsin nihayet. Hayatın rezil bir şeye döner, sen hala yaşıyorsundur… Şükredersin; küfreder gibi.

Görmesi acı verici olduğu kadar zor da ama zaten herkesin farklı kölelikleri vardır. Hayatın o ya da bu köşesinde, herkesin kabul edilmiş yenilgileri, vazgeçilmiş hayalleri ve vazgeçemediği acıları, kemikleşmiş sınırları vardır. Herkes hayatının bir köşesinde aşamadığı bir güce boyun eğer. Herkes eşinin, çocuğunun, devletinin, şirketinin, müşterisinin, işinin; hayatına girmiş birilerinin ya da paranın, şehvetin, gururun, alkışın vs. – en azından zaman zaman – kölesi olabilir. Ama roller sık sık değişir. Herkesin aynı zamanda efendi olmanın tadına vardığı zamanlar da olur. İt yoksa kuyruk vardır nihayet. En azından herkesin her şeyi arzuladığı bir yerde, sizde olanlar da bir arzu nesnesidir. Vermezsiniz ve efendi oluverirsiniz.

Her köle özgürlüğün gücünü tattığı anlarda despotlaşma ve bir efendiye dönüşme eğilimi gösterir. Çünkü eskinin kölesi, onca zaman önünde eğildiği gücü eline geçirdiğinde, efendi olma zamanının nihayet kendisine geldiğini hissederek baştan çıkar ve artık önüne geleni eğmek ister. Efendi ile kölenin aslında aynı kişi olduğuna, başka bir ispat gerekir mi?

Gün gelir her efendi, köle ve her köle, efendi olur. Kendi kuyruğunun peşinde döner durur ve yine de hala bilmez insan; aklına da getirmez;

“Efendi, insan kendi gücünden vazgeçtiğinde onu kendisi için almaya hazır bekleyen gölgesidir. Ve insanın gölgesi peşinden gelir; önünden gitmez – eğer güneşe sırtını dönmüyorsa.”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1732
Kayıt tarihi
: 30.04.07
 
 

1970 Mersin doğumluyum. 1988 yılında Kuleli Askeri Lisesi'nden, 1994 yılında da Ortadoğu Teknik Ü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster