Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
614
 

Gölgeler...

Gölgeler...
 

Şimdiki gibi aklımda..

Bahardan çıkıp da, eriklerin olgunlaştığı,

Asmaların salkım salkım kara üzüm olduğu,

Tarlalardaki tohumların boy boy ürün verip rüzgarda nazlı gelin gibi salındığı...

Karpuzların sırt sırta döndüğü... yere vurduğunuzda ortalığın kan kırmızıya bulandığı,

Kabakların sarı sarı çiçekler açtığı zamanlardı işte!

Aylardan hangisiydi bil(e)mem,

Mevsim sarı sıcaktı...


"Hanım'a gidiyoruz" derdi sadece annem babama o kadar!.. Toplardı bizi eteklerine Hanım halama giderdik hafta sonları.

Hanım halama neden "Hanım "dendiğini çok uzun zaman sormadım hiç kimseye. Çok hanım bi kadın olduğu için bu ismi taktıklarını sanırdım. Meğer ismi Hanım'mış:)

Hanım halam; uzunca boylu, gür siyah saçlıydı... saçlarını hep iki belik yapıp birbirine kavuşturur öyle bağlardı. O güzel saçlarını yemenisinin altına saklardı.. Dudağının kenarında siyah, küçük bir et beni vardı. Başındaki yemeniyi hiç çıkarmaz ama değiştirip dururdu gün içerisinde... kenarları iğne oyalı, naftalin kokulu yemeniler takardı..

Tam ikindi üstü, gün aşağılara inerken giderdik köyümüze... Ortalığı hoş bir gölgelik basar serin serin olurdu. Kollarımıza, yüzümüze serinlik bastı mıydı salardı annem bizi dışarıya..

Her taraf ağaçtı, asmaydı koca koca...

Sarı sıcak yorgun saklanırdı göremediğimiz dağın ardına..

Haziran, Temmuz Ağustos aylarında herkes tarlada olurdu. Köyde kimsecikler kalmazdı. Gün tepeye dikildi miydi ortalık yanardı. İnsan o zaman elini yere değdiremez, çıplak ayakla yürüyemez olurdu. Otlar, tarlalardaki ürünler, ağaçlar yapraklarını boyunlarını bükerlerdi.

Yaşlılar kahvehanelerin önündeki ulu çınar ağacının gölgesinde sabahın köründen, akşamın alacakaranlığına, çobanların inek sürülerini köye getirene dek laflarlar, sandalye tepesinde kafaları önlerine düşmüş bir vaziyette uyuklarlardı.

Güneşte oynamaktan kapkara olmuş haylaz oğlan çocukları gezinirdi kahvehanelerin ve bakkal önlerinde.. bakkalın kapalı olduğu zamanlar bir üzüntü çökerdi yüzlerine. Terli avuçlarına sıkıştırdıkları bozuk paralarla beraber gerisin gerisi dönerlerdi evlerine.


Hanım halamın evi iki katlı ahşap bir evdi... Upuzun merdivenli, bastıkça basamakları gıcırdayan bir evdi... altında da inek damı vardı. Bazı zamanlar yere uzanarak tek gözümü kapatıp tahta aralıklarından ineklere bakmaya çalışır Seslerini dinlerdim... hiç de kokmazlardı..

Bahçenin tam orta yerinde kocaman, koyu bir gölge veren asma vardı. Kara kara salkım salkım üzümler verirdi. Kafamı yukarı dikip de asmaya bakmaya başladıgım zaman eniştem nasıl olur da görürdü bilmiyorum, hemen bir tahta merdivenle biterdi yanımda..

"Hangisini istiyorsun göster kuzum" derdi.. işaret ederdim parmağımla. Merdiveni asmaya dayayıp bir sepet üzüm toplardı... Üzümün ekşimsi buruk tadı hoşuma giderdi. Yüzümü buruştura buruştura yerdim kara üzümleri.

Gölgeler bastı mıydı koşa koşa Hanım halamın tarlasına giderdik.

Uçsuz bucaksız tarla!

Serinlik basınca dipdiri ve bir o kadar da eşsiz bir güzelliğe bürünürdü her yan. Nereye koşacagınızı, hangi dala el uzatacagınızı şaşırırdınız...

Armut ağacına mı, orak elmasına mı, dallardaki domateslere mi, bir an evvel kopartmak için can attıgınız hoş kokulu salatalıklara mı?

Siz hiç fasulye sırıklarının, boy boy mısırların arasında saklambaç oynadınız mı? Tadını bilir misiniz? Lakin kaşıntısı da bedava!


Gün döndüğü zaman yorgun argın tarladan dönen köylü kadınlar... kızlar.. yorgun hayvanlar.. peşlerinden gelen dilleri bir karış dışarıya sarkmış ağır ağır yürüyen çoban köpekleri.

Gelinlerini, kızlarını avlu kapılarına dikilerek bekleyen yaşlı kadınlar... çocuklar...

Herşey biter mi eve dönüşte?

Hani süt sağmalı, yıkanıp temizlenmeli.. evdeki büyük hanımların hazırladığı siniye çökülüp yemek yenmeli.. bulaşıklar yuğrulmalı bahçedeki çeşmenin altında.

En büyük keyif ise ay çöktüğü vakit kara üzümlü asmanın altında...

Yere hasır serilip, bağdaş kurulup oturulur.. ay sızar asmaların arasından. Gün konuşulur.. çocuklar devrilir annelerin dizlerine...

Gökyüzü çakır yıldızdır... seç beğen yıldızını... samanyolunu takip et... büyük ayıdan kaç, küçük ayıyı yakala!

Yorgunluk çöker ki bi ağır...

Kaldırılamaz hale gelince herkes döşeklere...



Herşey zamanın koynunda gölgelerin altına saklanır...

Gün gelir..

En küçük bir esintiyle ortaya çıkar herşey,

Anılar ortaya saçılır...

En çok da zaman canını acıtır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benim de halamın adı Hanım.. Ve ben de küçükken adını merak ederdim :))

Bekir Gümüş 
 07.07.2011 23:12
Cevap :
İnsan merak ediyor değil mi Bekir arkadaşım:)) herkes bilmem ne hanım derken.. Hanım halama sadece " Hanım" diye hitap etmeleri merak etmeme sebep olmuştu... Ben şahsen koymazdım kızıma "Hanım" ismini:)  07.07.2011 23:39
 

O küçücük esintiler ne güzeldir değil mi? gölgelerin altında gezinmek ne güzeldir... Ahhh keşke zaman canımızı acıtmasa.Canımız acır da yine vazgeçmeyiz gölgelerde gezinmekten. Ellerine sağlık, hoş bir gezintiydi, gezdirdin bizi gölgelerde... Çok güzeldi yine, ama ben bildiğin nedenlerden geç okudum :( Selam ve sevgilerimle...

ışık kaplan 
 27.06.2011 12:36
Cevap :
teşekkür ederim Işıkcım... kayınpederin daha iyilişemedi mi? haber verirsin gelişmelerden, selamlar...  27.06.2011 17:54
 

Geçmişi yazmışız ikimizde...yazını okurken çocukluğumun ananene evinde geçenler geldi....akşamüzeri bahçedeki domates biber salatalıkları sular, olmuşları toplardık nasıl güzel kokardı. akşamüzeri ve akşam herkes geniş sundurmaya toplanır tam dediğin gibi annemin dizine yatardım...hey gidi günler..beni bir kez daha eskilere götürdün Semacım...teşekkürlerimle

ümitümit 
 26.06.2011 21:01
Cevap :
"annneanne" dedin de aklıma geldi. Bahçede yer ateşi yakar saç üzerinde akıtmalar pişirirdi... akıtma bilir misin hiç yedin mi? nasıl güzeldir. Arasına peynir koyar, vişne reçeli sürer, vita yağ sürer yerdik.. hey gidi gidi günler Ümit... nasıl kokardı domatesler salatalıklar... mis... mis...ben teşekkür ederim paylaştığın için. sevgilerimle.  27.06.2011 0:53
 

Off of of ! Sema hanım; Tam yerine dokundunuz Ümidin çocukluk yılları pikniği sizin bu anlattığınız resimlediğiniz var ya beni tabir-i caizse koparttı..:)..anlattığınız o yıları çocukluğumda bilmişliğim,yaşamışlığım var.. bu yeni yıllara nasıl sitem ettirdi bilseniz..) her boşalan köyleri gördükce nasıl hüzünleniyorum bu şehirleşmeye nasıl kızıyorum..bugün harika yazılar okuyorum..teşekkürler.selamlar

cinford ali duran 
 25.06.2011 13:44
Cevap :
şimdi telefonsuz dışarıya bile çıkmıyoruz.. gelişen değişen dünyaya ayak uyduruyoruz... herşey otomatik, dokunmatik... minibüsten inip yüz metre yürüyemiyoruz... komşu komşuya gelip gitmeler bitti... elbette taş devrindeymiş gibi yaşamak istemiyoruz ama; doğallıktan o kadar uzaklaştık ki... o kadar sunileştik ki... teşekkür ederim:) ortak anılar yaşamamıza sevindim:) dost selamlarımla...  25.06.2011 18:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 319
Toplam yorum
: 4719
Toplam mesaj
: 557
Ort. okunma sayısı
: 1332
Kayıt tarihi
: 29.10.06
 
 

"Ben; hiç yalnız kalmadım... Kalabalık bi ailede yere atılan yataklarda Yan yana, baş başa, el el..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster