Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '12

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1674
 

Gölköy Köy Enstitüsü mezunu Mehmet Akkaya öğretmen

Gölköy Köy Enstitüsü mezunu Mehmet Akkaya öğretmen
 

Çalışma sonrası ayrılık 1944 (Fotoğraf: Mustafa Güneri)


Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerin aydınlık düşüncesi ve eğitim çabası anlatılmakla bitmiyor. O yılarla ilgili eğitim anılarını dinledikçe, ya da eğitimle ilgili çalışmalara yöneldikçe; halkımızın sıkça söylediği “Hangi taşın altına baksanız”  onlar çıkıyor karşımıza.  İyi ki de çıkıyorlar, çünkü bu gün bile bu eğitim sistemine kasıtlı olarak karşı çıkanlara, onların gözünün içine soka soka anlatabileceğimiz çok anlamlı örnekler oluyorlar.

Bu konuda Hasan Akkaya’nın 24.04.2009 tarihinde yazdığı yazıdan bir bölümü alıntı olarak alıyorum:

  “Kökleri tarihin derinliklerinden gelen Kızılcapelit en eski köylerimizden biridir. Bağrında Selçuklu ve Osmanlı devrine ait fazla tarihi eser bulunmamaktadır.

Cumhuriyet Döneminde 1945 yılında hizmete açılan ilkokulla eğitim-öğretim günümüze kadar süre gelmiştir. Kısa zaman önce taşımalı sistemle çocuklarımız Oğuzlar’a götürülüp getirilmekteydi. Yukarda belirttiğim tarihte Gölköy Köy Enstitüsü öğrenci olan amcam Mehmet AKKAYA köylünün imece usulü ile yaptığı okula yine aynı yıl ilk öğretmen olarak tayin edilir. O günün şartlarında bazı insanların karşı çıkmalarına neden olur. Onu köyde muallim olarak istemezler, çünkü o çok şeyin değişmesine öncülük edecek, halka ışık tutacaktı. O günlerde karasabanın kullanıldığı, herkesin çarık giydiği göz önünde bulundurulursa 18.02.1998 tarihinde vefat eden Muallim Mehmet AKKAYA’nın yaptıkları hiçte küçümsenecek bir hadise değildi. Kendisini saygı ve rahmetle anıyorum. Bir gün bana öğrenci iken başından geçen olayı anı olarak anlattı. Öğrencilik yıllarında tatilde köye geldiğinde köyün ileri gelenleri bunun yanına gelir köyde mektep yoktur, ancak yapılacağı söylentisi dolaşmaktadır. Bu söylentiler üzerine; “Mehmet bizim köye mektep yapılacağı söyleniyor, biz okul istemiyoruz, işimiz gücümüz kalır, çocuklarımız mektebe giderse biz ne yaparız, acımızdan ölürüz. Onlar mektebe giderse bizim ineğimizi buzağımızı kim güdecek, buna bir çare bulalım, sen usulünü bilirsin, maarif vekaletine bizim için bir istida yazıp okula gittiğinde gönderiverirsen bizleri kurtarmış olursun. Bize yardımcı ol” derler. Onlar akıllarınca bir istida ile okul yapımını durduracaklarını sanırlar. Oysaki Cumhuriyetin yetiştirdiği 20 yaşlarında ki muallim Mehmet AKKAYA onlar gibi düşünemezdi, düşünmemeliydi. Hatta aralarında bir miktar para toplayıp masrafları karşılaması için kendisine verirler. Oda tamam der toplanan parayı alır. Kimin ne miktar para verdiğini liste yapar. Tatil dönüşü okuluna gelir gelmez, düşünür taşınır insanların cehaleti yenmesinin bir yolu olmalıdır. Burada yapılacak iş nedir diye düşünürken “tamam der, buldum!” eline kağıt kalemi alır maarif mektebine bir dilekçe yazar.

Şöyle der; “Çorum vilayetinin İskilip Kazasının Kızılcapelit Köyünden Hasan oğlu , Hanife’den doğma 13.03.1928 doğumlu Mehmet AKKAYA olarak halen Gölköy Köy Enstitüsü'nde talebe olarak bulunuyorum, köyümde okul yoktur. İlkokul köyüme 2,5 km mesafedeki Karaviran Köyü İlkokulunda bitirdim. Belki ben şanslı biri olarak öğretmen okulu talebesi olabildim. Keşke benim gibi başka çocuklarda bu hakları kazanabilselerdi. Zira okula girebilmek için sınav bile istenmiyor. İsim kaydedip talebe toplanıyordu. Tatilde köyüme gittim orada emsallerim içinde ilkokuldan sonra okuyan tek kişi benim gördüm ki halkımın okumaya dünyayı tanımaya ihtiyacı var. Okulumdan mezun olmak üzereyim bu insanların okula ihtiyaçları var. Çok acil olarak ve şiddetle köylerine mektep yapılmasını talep ediyorlar. Benden de bu yazdığım dilekçeyi vekaletinize göndermem için aralarında pul parasını da toplayıp bana verdiler. Eğer halkım ve benim bu talebimiz uygun görülür okulumuz yapılırsa ben de mezun olunca köyümde ilk öğretmen olarak vazife yapmak istiyorum” der. Dilekçeyi gönderir, kısa süre sonra okul yapılması emri gelir. Köylü olup bitenden habersizdir. İsteseler de istemeseler de çaresiz vaziyette el birliği ile işe koyulup okulun yapımına başlarlar. Gerçekten şartlar çok ağırdır. Yol yok ulaşım son derce zordur. Kereste tahta ve kerpiç hazırlanır. Sıva için acı kirece ihtiyaç vardır. İskilip’e yakın Veletler adında ki köyde bulunan bu kirecin taşlarını halk atı ile eşeği ile günlerce taşır. Odun ateşinde yakıp ezip eledikten sonra alçı haline getirilip sıva yapımı da tamamlanır. Okul çok büyüktür, 5 sınıf bir arada olacak tek öğretmen görev yapacaktır. Bazı el işlerinin uygulamasının yapılacağı işlik denilen bir bölüm ve öğretmenin oturacağı lojman bulunmaktadır. Bahsi geçen işlikte ne yoktu ki, köylünün kullanımına sunulacak her türlü karasaban pulluk boyunduruk, düven ve hatta kaynının yapılabildiği adeta bir atölye idi. Okuldan mezun olan genç muallim Mehmet AKKAYA herkese nasip olmayacak kendi köyüne pırıl pırıl genç bir öğretmen olarak tayin edilir. Şartlar gerçekten çok ağırdır ama yapılacak iş de yoktur. Başarmak son çaredir, öyle de olur ve başarır. Çocuğunu okula göndermemek için direnen kişiler olmuştur. İdare etmesini bilmiş öğrencisine istediği zaman izin vermek sureti ile dersleri aksasa da meselenin halli yolunu tercih etmiştir. Bu gün zaman zaman köyde bazı kişilerle konuştuğumda yaptıklarının ne kadar yanlış olduğunu kabul etmektedirler.

Vazifeye başlayan genç öğretmen idealisttir, çalışkan ve hırslıdır. Okulun uygulama bahçesini işler halka örnek davranışlar sergileme adına meyve ve kavak ağacı yetiştiriciliğine, meyve aşısı yapmayı öğretir. Belki komik gelecek ama o köyde bulunan kavak ağaçları onun eseridir. Zamanın İskilip Kaymakamı da en iyi destekçisi olmuştur. Vakit çabuk geçmektedir. Nihayet köylünün yapımını istemediği okulu halka açar ve büyüklerine seslenir; “ sizler bu köye mektep yapılmasını istemediniz, hatta maarif mektebine okul yapılmaması hususunda istida vermem için talepte bulundunuz. Ben sizi dinledim henüz talebe idim. Sizlerden birinin çocuğu olarak siz belki farkında değilsiniz ama sizlerin vergileri ile kurulan bir okulda okuyup öğretmen olmak gurur verici bir hadisedir. Hakkınızı helal edin. Ben sizin dediğinizi yapmadım. Aksine okul yapılması için istida verdim. Yanlış yaptığımı düşünmüyorum. Sizler çok yoruldunuz. Ama bu gün yaptığınız işin doğru olduğunu hepimiz gördük. Aranızda zor şartlarda toplayıp verdiğiniz paraları bu gün iade edeceğim. Yaptığım bu hareketten dolayı pişman değilim. Sizin ve sizlerin çocukları için gerekli olan buydu, ben de bunu yaptım” der. Halk uyanır mesele anlaşılır. Sonuç tatlıya bağlanır. Yine zor şartlar altında okula öğrenci kaydı yapılır. Zaman geçer okul ilk mezunlarını verir. Bu gün geriye dönüp baktığımızda dile kolay aradan 64 yıl geçmiştir. O zaman bir tek öğretmene zorluk çıkaran ve onu kabullenemeyen insanların içinden bu gün doktor, avukat, pilot, mühendis, subay, polis ve diğer alanlarda yetişmiş pırlanta gibi çocukları görünce insanın göğsünün kabarmaması mümkün değil... tabi ki yeterli mi hayır, keşke 1945’li yıllarda daha çok Mehmet AKKAYA’lar olabilseydi, okuyan çocuklarımız olsaydı. Genç öğretmene neler borçlu olduğumuzu, aydınlık saçan bir ışık olduğunu düşündüm…

Çünkü geri kalmışlığın sebebi cehaletin olduğuna inanan birisi olarak, bu günde insanlarımızın yoksullukla mücadele ettiklerini görebiliyorum. “tarih tekerrürden ibarettir.” Felsefesi bu günkü dünyamızda da ilerlemenin önüne taş koyan çıkarcı insanların olduğunu görebiliyoruz. Zira her alanda bu böyledir, dünya var olduğu sürece de devam edecektir. Keşke ülke çıkarlarını, kişisel çıkarlarımızın önüne çıkarabilsek, ama bunu pek mümkün göremiyorum. Bu ülke bizim, “güneş batıdan doğmaz” asla da doğmayacaktır. Başka ülkemiz ve yerimizde yok.”

Mehmet Akkaya öğretmen Gölköy Köy Enstitüsü olarak Hasanoğlan’a  çok sık gelmiş olmalı ki, konuşmalarının çoğunu Hasanoğlan anıları olarak anlattığı için çevresindeki çok kişi  onu Hasanoğan mezunu olarak bilir. Çünkü onlar Hasanoğlan’da yapılar yaptılar, ağaçlar dikerek bugünlerde ibretle izlediğimiz küçük ormanları oluşturdular.  Bu nedenle Köy Enstitüsü mezunlarını  sayfalar dolusu kitaplar yazsanız  da anlatmakla bitiremezsiniz.  Biz ulaşabildiklerimizi anlatıyor ve yazmaya çalışıyoruz. Ne var ki, onların anıları örnek olmaya devam ediyor. Ders alınacak nitelikler içeren bir anlayış ve ülke sevgisi ile dopdolu bir öğretmenlik yaşamları var önümüzde.

Sanırım bu yaşanmış örneklere ekleyebilecek fazla bir şey yok.

 Sadece onları okumak ve anlamak gerek.

Okuyup anlayanlar anlıyor, bir de kasıtlı olarak anlamak istemeyenler,  onlar da anlamak için okusalar…

İşte o zaman:

Ülkemizin eğitim sorunları yaz-boz tahtası olmaktan kurtulur.

Eğitimimize yön veren kurumun adı Milli Eğitim Bakanlığı ise; kişiye, anlayışlara göre sık sık değişmez, süreklilik gösteren anlayışlarla yürütülür.

 Geride kalan tüm “Mehmet öğretmenlerim”: 

İyi ki sizler varsınız, iyi ki sesiniz çıkıyor.

Sizlere kucak dolusu sevgiler öğretmenlerim.

Hala yolumuzu aydınlatıyorsunuz ve de ışıksınız bize.

 

Mehmet ERBİL

 

www.mehmet-erbil.tr.gg

 

 

Ctmaksaray1973 bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhabalar. Ne kadar duygulandım gece vakti yazınızı okurken. Birkaç gün oldu okuyamamıştım. Güzel olmuş. Şu an dışarıda yağmur var. Ama ben bu gece gece yarısına dek okuyacağım. Sizin yazınız ile başladım. Yazınızda adı geçen İskilip Kaymakamı kimdir acaba? Mehmet Akkaya ne güzel yapmış ama yıl 1945'li yıllar. İnsanlar ve ülke demokrasiye, özgürlüğe, ufka açılmış. Ve dertlerini anlayan yönetimler var. Projeleri var. O yöneticiler halkın sevgisine dava koymuşlar. Herşey yapılıyor büyük bir azimle ve coşku ile. İnsanlar layık oldukları gibi yönetiliyor. İnsan Haklarına, barışa dayanmış. Ya 1946 ve sonrası. Gelinen Türkiye. Ne büyük kazanımlar birbir üstü örtülmeye ve kaybolmaya yüz tutmuş. Hedefler saptırılmış. Ülke baştan başa değişmiş. Köy Enstitüleri ise geçmişin, tarihin derinliklerine gömülmüş. İnanıyorum ki, böylesine büyük bir proje bir gün o uzak günlerde yanıp sönecek.İnanıyorum ki, günlerden sonra yeniden hasretle kendi öz varlığına dönecek. Köy Enstitüleri davası Türkiye'nin çok büyük ve önemli yaşamsal bir projesi idi. Hiçbir şey bunun yerinin tutmayacak. O ışıyan gözler, gönüller ancak böylesi bir projenin içinde yeşerecek. Mutlu, gülümseyen bir insan modeli yaratacak. 17 Nisan gelmeden önce yaşadığım yöremin bir köyü var. Oraya gitmek Köy Enstitülü o coşkulu ve hala yürekli neferi ile söyleşi yapmak anılarını kendi gözlemlerimle belgelere kaydetmek istiyorum. Kaydeder ve yorumlarken dikkat ettiğim şey bugünün ve dünün gerçeklerinden de yola çıkarak analiz etmem. Anılarını o günleri ve duyguları ise aynen kaleme alarak. Ne güzel bir yazı olmuş. Yüreğim ve gönlüm duru.

Nabide Kılınç 
 14.03.2012 12:28
Cevap :
Nabide Hanım, duru gönlünüzle dfupduru yorumlar yazıyorsunuz. Teşekkür ederim. Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerin çalıştığı köy okullarını görme fırsatınız olursa ağaçlardan. kavaklardan, köye getirilen sudan, okul bahçesine yapılan duvardan, oralara bir köy enstitülünün gelmiş olduğunu hemen anlarsınız. Siz bölgenizde daha çok Aksu ve Ortaklar mezunu öğretmenlerin çalışmalarını izleme fırsatı bulursunuz. Bakımsız olsalar bile görülmeye ve ders almaya değer. Selam ve sevgiler.  20.03.2012 11:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 713
Kayıt tarihi
: 29.09.11
 
 

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi-Yüksek Lisans Resim-19 kişisel Resim Sergisi Yazı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster