Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
137
 

Gölün kıyısında...

Güzel iki gündü. Hayalini kurduğum hayatın geçtiği yere çok yakındım. Bir adım gerisindeydim. Uzaktan ışıklarını görebilecek kadar yakınına sokulmuştum. İçimse kıpır kıpır…

Uzun yürüyüşler yaptım o güzel gölün çevresinde. Gözlerim, suların üzerinde güzel yüzünün, hayat dolu bakışlarının yansımasını aradı hep. Yoktun. Olmadığını, olmayacağını biliyordum. Dünya meselelerinin peşinden koşuyordun. Ben ise menzilinde nasılsa yoktum. Uzağımdaydın. Yakınımda ama uzağımdaydın. Görmüyordun. Olsun. Ben hem yürüdüm, hem uzun uzun seninle konuştum orada. Sana kendimi, bizi anlattım. Seni nasıl sevdiğimi, özlemlerimi, yarım kalmışlıklarımızı anlattım. Gözlerim doldu sık sık. Gölün kenarına indim. Yanımda getirdiğim özlemlerimi suların kıyısına gömdüm… Yalandan bir hafifleme geldi üstüme. Öylesine.

Kalabalık bir insan figürasyonu vardı. Ama ben hiçbirini görmedim. Yalnızdım. Kimsecikler yoktu. Ses yoktu. Sen vardın. Sadece sen. Hava olup yüzüme, toprak olup ayaklarıma, sivri uçlu bir ok olup gönlüme değen sen… Çimlere uzandım her fırsatta. Ruhum, çimenlerin gizlediği toprağın kokusunu, kimyasını, ruhunu tanımaya çalışan bir seyyah… Gökyüzüne baktım, baktım, baktım…Sendeydim. Senin diyarında, içinde seni büyüten bir şehrin oksijen keselerinin içinde… Yokluğunun tam ortasında, seninle bütünleştim. Bana verdiğin sözler düştü aklıma. Senden uzakta geçirdiğim her saat, her dakika, bunun acısını çıkarıp intikamını alabilmem için, ömrümün denge noktasını bulabilmek için daha uzun bir hayat yaşamam gerektiğini anlatıyor. Seni koynumda uyutuyor, gülümsüyorum. Kader, çok değişik, yeni bir formül denemek için beni kurban seçmiş gibi geliyor. İçimde birden bir şey acımaya başlıyor. Tanıdık bir şey…

Ben sulara bakıyordum, özlemin de suların karşı ucundan bana… Nasıl bir özlem ki, o muhteşem oksijen sofrasından bile beni yine nefessiz kaldırmayı başarıyor. Hafiflik dedim ya, gerçekten yalan. Daha bir ağırlaşmış buluyorum kendimi. Doyamıyorum göle de yokluğunda seninle buluşmaya da… Her zamanki gibi… Zaman su gibi geçiyor. Ayaklarını bastığın, kokunu, rüzgarını bıraktığın her şeyi bir başka sevdiğimi fark ediyorum. Ve bu sevgim, bazen beni bile korkutuyor. Kalbin, bakımı çok zor ve meşakkatli bir çiçek… Hepsi suyu sever, seninki başka… Hepsi güneşi sever, seninki başka… Hepsi “önce toprağım” der, seninki başka… Bense ömürlük bahçıvan… Kapıyı ne zaman açsan, gözlerinin önünde, çiçeğinin başında... Bir yanı sonsuz güneş, bir yanı düşlerin yorgun gezgini…

Yerimin senin yanın olduğunu bir kez daha görerek ve kalbime öğreterek dönüyorum. Sabahın erken saatleri… Sis çökmüş dönüş yoluma… Bir şey sanki “Dönme. Kal orada. Onun yanında, hiç gitme. Ayrılma, bırakma onu şehrin kalabalıklarının arasında bir başına” diyor… Ama dönüyorum. Şimdilik...

Seni görmeden geçen her dakika, yüreğim sana daha fazla teslim oluyor. Aynı kol iki kere kangren olmaz. Olmayana bakıp duruş geliştirenlerden değil, olma ihtimalini gücünün son damlasına kadar kovalayanlardanım ben. Senden isteğim, sadece yaşa. Ben ondan mutlu olmak için yüzlerce sebep çıkarırım. Gücüm yettiği sürece, kendim için, bizim için…

Deniz’in.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 562
Kayıt tarihi
: 16.04.12
 
 

İstanbul aşığı bir hayalperest... Tek duası aşık olduğu çiçeğe konamadan ölmemek olan bir kelebek..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster