Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

15 Ağustos '18

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
304
 

Goncagül...

Goncagül...
 

Yirmi iki yaşında, üç çocuk annesi Goncagül...


.    Yirmi iki yaşında, üç çocuk annesi Goncagül... Biraz güneşten sararmış, biraz da sarışın olmaya hevesten, oksijenle sararttığı saçları, başının tepesinde, kırmızı güllü bir toka ile toplanmış... O kadar zayıf ki, üflesen uçacak... Mor çiçekli şalvarı, belinden düşecekmiş gibi, pembe bluzu, üzerinde sakil... Gözleri, yaşlı bir kadınınki gibi bakıyor bu genç yaşında. Ardında sekiz yaşlarında bir oğlan, elinde beş yaşlarında bir kız, belinin sağ yanına doğru oturtup, zorla taşıdığı bir küçük kız daha... 
 
.    En küçük kız hastalanmış, fena öksürüyor... Muayeneye getirmiş. Kucağıma alıyorum küçük kızı, öpüyorum. Gözleri büyüyor, çok şaşırıyor Goncagül. İtilip kakılmaya öyle alışmışlar ki, bu basit sevgi iletişimi bile, onu hayrete düşürüyor. Küçük kız bir yaşında ama altı aylık gibi... Kedi yavrusundan hallice. İncecik bilekleri beni derinden yaralıyor. Tazecik bir fidan gibi, çıt diye kırılıverecekmiş duygusu uyandırıyor insanda. Ciğerlerini dinlemek için sırtını açtığımda, tek tek sayıyorum kaburgalarını. Gözlerim doluyor bu zayıflık karşısında. Muayenemi bitirdikten sonra, alacağım olumsuz cevabı bile bile, sosyal güvenceleri olup olmadığını soruyorum. Yok tabii ki. Peki ilacı alabilecek mi? Utana sıkıla, “biraz param var” diyor. Ne kadar olduğunu soruyorum, “beş lira” diyor. Beş lira!!! 
 
.    İlaç dolabımda uygun ilaç var mı diye bakıyorum. Numune ilaçlardan buluyorum çoğunu. Bir tanesi eksik. Bu ilaç da pek pahalı değil ama, alabilecek mi acaba?
 
.    Buzdolabında saklamasını söylüyorum ilaçları. “Buzdolabımız yok ki” diyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum. “O zaman evin serin bir odasında sakla” diyorum. “Evimiz yok ki” diyor. Nerde yaşadıklarını soruyorum... Kıl bir çadırda yaşadıklarını öğreniyorum. Kıl çadır su alınca, çocuklar hastalanmış. Aslında hepsi hastaymış ama en küçüğü çok kötüymüş. Sadece O’nu muayene ettirip, verilen ilaçları hepsine içirecekmiş. “Öyle olmaz” diyorum, hepsini tek tek muayene edip, elimdeki ilaçlardan veriyorum. Eksik olanları da, eşimin poliklinik odasındaki dolaptan tamamlıyorum...
 
.    “Kıl çadırın sorunu nasıl giderilir?” diye soruyorum. Naylonla örtmek lazımmış. Naylon alamamış parasızlıktan... “Çalışıyor musun?” diye soruyorum, “Romanız diye kimse iş vermiyor ki” diyor. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Aynen öyle çünkü... Sahilde, şezlongların üzerinde sepet örgüsü güneşlikler var ya, onları Romanlardan başka örebilen olmadığından, bir tek o işi veriyorlar gariplerime... Bütün yaz canla başla çalışıp, ellerine geçen üç beş kuruşla bütün yılı geçiriyorlar.
 
.    Goncagül hiç okula gitmemiş... Okuma yazma bilmiyor. On üç yaşında evlenmiş, tabii ki resmi nikahla değil. Eğitim yok, iş yok, para yok... Bir yandan da tüm acımasızlığıyla ötekileştirilme durumu... Ama hayat devam etmek zorunda. Yan yollara sapmasın da ne yapsın? 
 
.    İlaçları ağzı kapalı bir kovaya koyup, çadırın hemen dışında saklamasını söylüyorum. Kış günü hava soğuk, buz gibi zaten. Buzdolabına ne hacet? Çocukların ayaklarında çorap yok, mosmor olmuş ayacıkları... Şalvarının cebine bir miktar para sokuşturuyorum. Çadırın üstüne naylon, çocuklara da süt almasını tembihliyorum. Kara gözlerinde bir ışık, ellerime yapışıyor. “Sen benim annemsin bundan böyle” diyor... Annesi olacak yaştayım. Oğlum, Goncagül’den daha büyük...
 
.    Çocukları tek tek öpüp, yolcu ediyorum onları poliklinikten. Dışarıda bekleyen hastalarda, şaşkın bakışlar... Hiç birine aldırmadan, Goncagül’ü de öpüyorum, çocukları kontrole getirmesini tembihleyerek... El sallayarak, arkalarına baka baka gidiyorlar...
 
.    Polikliniğe döndüğümde, beş dakika kadar yeni hasta çağırmıyorum. Şahit olduğum acizliğin, yoksulluğun, çaresizliğin acısı içime çökmüş, öylece bakıyorum duvara boş boş... Gözyaşlarım yanaklarımdan yuvarlanıyor, beyaz önlüğümün yakasına doğru akıyor şıpır şıpır, iz bırakarak... Ruhumda bıraktığı izler ise, silinemeyecek kadar derin...
 
.    Gözlerimi siliyor, kendime geliyorum yavaş yavaş... Yeni bir hasta çağırıyorum, yeni kederlerle tanışmak için...
 
.    Bilir misiniz? Hekimlik......... Dibine vurmaktır kederin...
.
.
.
Dr.F.Fisun Gökduman Kökcü---Muğla-Menteşe---15.08.2018
Fotoğraf çekimi: F.Fisun Gökduman Kökcü
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizin gibi hastasını bu denli can-ı gönülden dinleyen doktor sayısı bir elin parmakları kadardır diye düşünüyorum.Hele ki yoksul, hele ki Roman bir vatandaşı öpebilecek kadar yakın davranan doktor; bu yaşıma kadar ne duydum ne gördüm...Ekranda izlediğim Kırmızı oda'daki psikiyatr, hastalarına sarılıp öpüyor,onları büyük bir dikkatle dinliyor :)onu gördüm yalnızca:) Elbette görevini layığı ile yapan fedakâr doktorlarımızı ayırıyorum. Özellikle günümüzde covid salgını yüzünden canları pahasına görev yapan değerli sağlık çalışanlarımızın tümünü aynı şekilde ayırıyorum. Keşke sizin gibi, insana; insan gibi yaklaşabilen hekimlerin sayısı daha fazla olsa...Sevgilerimle...

Nur Eşmeli 
 18.11.2020 23:52
Cevap :
Hastalarımın hepsi benim için aynı ölçüde eşitti.Siyasi ya da bürokrat kimlikleri olanlar bile,ki bilirsiniz ayrıcalık beklerler,bunun bana sökmediğini anladılar.Ömrüm boyunca bu davranış şeklinden hiç sapmadım.Bazıları başka hekimlere geçti,bazıları beni şikayet etti ama umursamadım.Benim için hepsi sadece insan.Ben de sadece insanım.Doktorluğum sonradan gelir.Bir de romanların çocukları bir güzel olurlar ki,içinize sokasınız gelir.İlgiye aç olduklarından,sizin gösterdiğiniz ilgiye ve sevgiye taparlar.Bu anımda anlattığım kadıncağız,bana anne derdi.Çocukları da anneanne.Bütün hekimler,işlerini yapmaya çalışırlar ama bazıları duygusal yanlarını törpülerler.Çünkü acı verici olabilir.Mesela bir hastanızı kaybetmek...Ömür boyu,bu yükü taşımak zordur.Bu yüzden,onları anlamaya çalışın.Herkes benim gibi olmayabilir ama,ellerinden geleni de yaparlar.Değerli zamanınızı harcamışsınız benim için.Çok teşekkür ederim Nur hanımcığım.Gönül dolusu sevgilerimle...  20.11.2020 5:21
 

Dr. Hanım, sizi kutluyorum. Merhametli ve yardımsever birisiniz. Manevi tatmini bir yana Allah da size yardım eder, etmiştir, ediyordur! Doktor bir eş, Amerika'da çalışan başarılı bir evlat ve sanatçı bir yapı, ne güzel! Yazılarınızdan önemli bir rahatsızlığınız olmadığı anlaşılıyor. Bütün bunlar yaptığınız iyiliklerin karşılığı olsa gerek. Bir de ahirette sizi güzel mükafatlar bekliyor! Sizinle gurur duydum. Selam ve saygılarımla. (Daha önce de yazdığım gibi benim meşguliyetim sona erdi. O güzel yorumlarınızı her zaman bekliyorum. Kalemine ve yüreğine sağlık.)

Dr Atanur Yıldız 
 20.10.2020 8:07
Cevap :
Güzel sözlerinizden onur duydum değerli meslektaşım.Ben biraz utanırım övülünce:)Çok şükür,çok önemli bir rahatsızlığım yok bana göre.Bir süredir başka işlerim vardı,yoruma cevabım gecikti.Özür dilerim.Elbette yazılarınızı seve seve okur ve yorumlarım.Teşekkür ederim.Selam ve saygılarımla efendim.  25.10.2020 6:29
 

Ah bu insanlarımızın halleri öldürecek beni!

Kerim Korkut 
 14.11.2019 6:16
Cevap :
Öyle gerçekler ki,inanası gelmiyor insanın.Baştan başa hüzün...  15.11.2019 11:08
 

Bazen öyle ağızlarla karşılaşırım ki; ağız tam bir tarumar. Nikotin lekesi karanlık bir hüzün gibi çökmüş, bir sürü diş eksik, olanlar boşluklara ilerlemiş, diş taşı alabildiğine, ağız değil kör bir kuyu. Neden dişlerini fırçalamadın gibi komik bir soru sormam o hastaya neden kendine böyle davrandın derim. Mahcup güler hasta sadece. O sussa da o karanlık kuyu konuşur; yokluk, hayatın zorluğu, yalnızlık, yorgunluk, yanlış ellere düşmek, disiplinsizlik, birini kaybetsem de ötekinin ağzımda olduğunu bilmek... Ama hasta oturdukça o koltukta, sapır sapır dökülür üstünden "ben kendimi sevmiyorum ki, işte bütün mesele bu"... O hastalara ilgili davranınca ekseri şöyle derler; " bana kimse böyle davranmadı şimdiye kadar." Bazen hekimlik dipten çıkarmaktır, bir umutsuzluğu, bir hüznü... Güzel yüreğine sağlık dokturum, öpüyorum sevgiyle....

SAYHAN 
 16.08.2018 12:24
Cevap :
Nasıl sevsin kendini,hiç kimselerin sevmediği insan?Kendini sevmek,öz güvenli insanların yapabileceği bir şey.Öz güvenleri yok ki gariplerimin.İnsan hekim olunca,her tür insanla karşılaşıyor değil mi?Senin de için acıyor belli ki böyle insanlarla karşılaşınca.Güzel yüreğin derinden sarsılıyor."Bana kimse böyle davranmadı şimdiye kadar."Ne kadar çok duydum bu sözü bilir misin canım?Nasıl da hasretler insanca davranılmaya."Bazen hekimlik dipten çıkarmaktır"demişsin ya canım.Diplere inilmeden,diptekileri çıkarmak nasıl mümkün olsun ki?Diplere inmekten soluksuz kaldığım günler oldu.Vurgunlar yedim...Kurtarabildiğimi kurtardım,kimilerine gücüm yetmedi.Dertleştik seninle canım Sultan'cığım.Halimden anlayan yüreğin var olsun.Yüreğimden sevgiler gönderdim kardeşime,güzel gözlerinden öperek....  16.08.2018 22:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 329
Toplam yorum
: 1198
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 278
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Efekan'ın annesi, Mehmet'in eşi, doktor emeklisi... Değerli dostlar... Bundan sonra, yazılarımı ses..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster