Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1980
 

Gönül, dosta gitmek isterse, yollar engel olamaz

Gönül, dosta gitmek isterse, yollar engel olamaz
 

görsel internetten alıntı


Oralarda, başlamıştı mevsimin ayazı, beyazı. İş yoktu, güç yoktu aylarca oturup birbirine bakacaklardı. Bir iş bulup çalışmak gerekiyordu. İnsanlar dar günde dostunu arar. Dost bizi şaret etmişti. Biçare akla gelmişti. O cefalıdır lakin Vefalıdır  yardımcı olur diye aralarında konuşmuşlardı.

Bir kaç ay Mersin’de çalışması için bana gönderilmişti. Şalvarlı, kasketli, lastik ayakkabılıydı. Duruşu, bakışı, saygılı olduğu her haliyle belli ediyordu. Ne iş yapabilirsin diye sordum. Hâşâ, hâşâ kötü iş hariç her iş yaparım diye cevap verince güldüm niye, Mersin’de kötü işler mi yapılıyor dedim. Yok, Efendim öyle demek istemedim dedi. Bahçe işlerinde çalışırmısın diye sordum. Evet çalışırım dedi.

Kıymetli yazarlarımız, Turgut Çelik ve Nedim Üstün Hocalarımız Mersin’de eski sebze halinin halini bilirler. Sebze ve meyve sevkiyatı ile ilgilenen Bugünkü Akdeniz Belediye binasının olduğu yerde tütüncülere götürdüm. Bahçelerde makasla limon kesilecek, sebze, meyve indirme, bindirme işlerinde çalışacak dediler onlara teslim ettim.

Aradan bir iki gün geçince merak ettim bir gidip bakayım dedim. Ben ki bir kravat yüzünden Terzide elbise diken, giyim ve kuşama tarifin ötesinde özen gösteren biri. Hale girmek için adım atılacak yer yok. Karakolun, başka amaçlı dükkânların, Hal Müdürlüğünün, içinde bulunduğu daracık yerin her tarafı su, çamur, sebze artığı. Bizimki küfe ile arabadan biber ve patlıcan indiriyor.

Görevi bittikten sonra cebinden mendilini çıkarıp terini sildikten sonra yanıma geldi. Elime uzandı ben elimi çektim soğukta sandıklar üzerinde yatıyormuş. Hemen sünger yatak, yastık, yorgan ve battaniye aldırdım. Yüzüme baktı gözleri yine nemlendi.  

Bir gün sabah erkenden gittiğimde meyve sandığı üzerinde birkaç zeytin ve yarım ekmek görünce perişan olmuştum. Daha sonra bir kutu içinde sabah kahvaltısı ve sefertası satın alarak ev yemeği götürmüştüm. Yine hüngür, hüngür ağladığına şahit olmuştum. Kendi kendime bu duygusal A.Yıldırım’a artık ilgi gösterme hep ağlamasın. Ancak sözümü tutamadım.  

Henüz civan yaşında bir gencin abdestli, namazlı, saygılı, doğru ve dürüstlüğü beni ziyadesiyle memnun etmişti. Birkaç gün sonra yeniden gittiğimde bizimki bu kez masada çalışıyor, hesap işleri yapıyor. İbrahim Tütüncü'ye sordum hesap, kitap biliyor mu? Çok memnunuz biz dükkânı ona teslim ettik dedi. Böyle biri için sevgi, ve ilgi kesilmezdi. Cumartesi ve pazar günleri geldi mi, hep yolumu beklermiş. Belki gelir diye.

Aradan dört, beş ay sonra onların yurdunda beyaz ile ayaz yavaş, yavaş yerini yeşile, griye bırakınca bizim adam geri gelsin  diye haber gönderdiler. Bende haberi kendisine ulaştırdım, hemen hazırlandı. Eski Otogar’a götürdüm biletini almış yolcu edeceğim. Yahu Yıldırım hiç sormadım sen nerede oturursun bakarsın bir gün yolumuz düşer seni ziyarete geliriz. Ağladı “Efendim sizin gibi zatlar bizi ziyarete gelemez” Ne zatı zerzevatı kızdım dedi ki Efendim Dut nahiyesinin ( O yıllarda henüz ilçe olmamıştı ) Ermiş dere köyünden adımı söylerseniz herkes tanır.

Aradan bir iki yıl geçti akrabalarla birlikte memlekete gidiyoruz. Gölbaşı'nda gece saat O3 de yemek molası verdik. Birden aklıma geldi. Burakgazi gel bu  A.Yıldırım'ı görmeye git. Araba devam etti ben kaldım Gölbaşı'nda. Sordum dediler ki Yurtdışından köylere hibe edilen dolmuşlar gelir ancak günde bir iki kez gelirler. Sabahın seher vaktini severim ya yola çıktım. Ancak yanlış yola devam ettiğimi sonradan anladım. Dağlık, küçük yerleşim yerleri, dereler, Merkebe binmiş köylüler tarla, bağ, bahçeye gidiyorlar.

Bazen yorulunca bağda bahçede çalışanların yana gidip otururum. Köy ekmeği, köy yemeği ne varsa hepsi bana yanlış geldiniz, öğretmen bey, mühendis bey gece ancak köye yetişirsiniz. Evet, öyle de oldu tam 14 saat yayan yol yürümek suretiyle köye vardım. Sayın Ersin Kabaoglu yazarımıza bir iki yorumumda bu konuyu biraz açmıştım, az da olsa haberdardır.

Köy çocukları bizi evin önüne götürdüler ama yenge konuşmaz ki yüzü, gözü örtülü. Efendim A.Yıldırım babası ile mezrada imiş, yola devam yarım saatlik bir yürüyüşten sonra mezraya vardık. Karşıda 60-70 yaşlarında yaşlı bir amca oturuyor gözleri anadan doğma görmez. Selamlaştık nereden geliyorsunuz diye sorunca adımı söylemeden, Mersin’den geliyorum dedim, adamcağız adımı söylemediğim halde vay Mehmet Bey hoş geldiniz, bizi çok sevindirdiniz, Adımı söylemeden gözleri görmeyen adamın bu hali beni hayrete düşürmüştü.

Çocuklara seslendi oğlum A.Yıldırım'a haber verin ileride koyunların yanındaydı. A.Yıldırım Efendi bizi görünce rüya gördüğünü sanmış ki rüyayı dağıtır gibi yapıyordu. Geldi yine ellerime kapandı ellerimi çektim, babasını alıp eve geldik. Genişçe bir oda kilimler serilmiş, yastıklar dizilmiş biz mezraya gidince köyün muhtarı, öğretmenleri, azaları, çoluk, çocuk toplanıp gelmişler. Yorgunum ama bunca insanı bırakıp yatmak ayıp olur diye sohbete devam ancak sabaha doğru 4 de yattım. Bizim A. Yıldırım Mersin’den köyüne giderken bizi insanlara, dağlara, taşlara anlatmış.

Dost, gel bu hasretinle yandırma beni,

Mahşer gününe kadar unutmam seni,

Yeter ey dost yeter, bu hasret yeter,

Kaldım hüzün deryasında gel kurtar beni... 

Ben o dosta üç gün misafir kaldım. Artık döneceğim gün köyden bir dolmuş kiralamışlardı, Kıymetli öğretmenimiz, köy muhtarı ile birlikte beni Gölbaşı’na getirdiler. Tam ayrılık anında A.Yıldırım yine ağladı yine gözyaşları sel oldu ne olur beyim bizi unutmayınız. Öyle yaptım unutmadım. Her yıl yaz aylarında dut pekmezimiz dosttan gelir kendi gelmese de köyden biriyle gönderir. Gelenin anlattığına göre anlıyorum ki köyün tümü adımızı bilmeseler de 14 saat yayan yol yürümek suretiyle köyümüzde A.Yıldırım’ı ziyarete gelen Mersin’li adam diye söyleşirlermiş.

Bu anımı bunun için yazdım. İyilik ve güzellik nişandır. Göğüs’e takılmaz ancak yüreğe takılır. Bazen miskal de zerre kadar bir ilgi, çayır, çimen olur. Bir sevgi ağacı olur, dalları uzar, yapraklar açar, gölge yapar, meyve verir dosttan, dosta şifa olur.

Kıymetli dost A.Yıldırım;  İşte sizi Mersin'den uğurlarken “ Sizin gibi zatlar bizi ziyarete gelemez “ sözünüz üzerine 14 saat yayan yol yürümek suretiyle ziyaretinize gelerek gerekli cevabı vermiş oldum. İyi ki gelmişim, iyi ki sizi tanımışım.  

Kıymetli okurlarımıza saygılar sunuyorum.

Mehmet BURAKGAZİ /  MERSİN                                                              

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizin gibi değerli bir insanı tanımak büyük şeref..Sevgiler, saygılar..

Selda Çakmak 
 02.05.2016 8:56
Cevap :
Kıymetli Selda Çakmak Özbaşoğlu: Evet," Sizin gibi zatlar bizi ziyarete gelmez" diyen dostu hiç bir komplekse takılmadan, yolu dahi bilmeden on dört saat yayan yol yürümek suretiyle onu ziyaret ettim.İyi ki ziyaret ettim.Onunla dostluğumuz esas dünyaya kadar devam edecek.Siz de kıymetli ve değerli bir yazarımız arasında yer aldınız.Zahmet, zaman ve yorumunuz için teşekkür ediyorum.Saygılar sunuyorum.Hep sağlıkla, daima mutlulukla yaşamanızı diliyorum.   02.05.2016 13:44
 

Dostluğun anlamı vefada ve fedakarlıkta saklıdır. Bütün candan sevgilerde de böyle aslında. Sadece almak değil, verebilmek, özen göstermek gerekli. Siz de bunu yaptığınız için o kişinin sevgi, saygı ve dostluğunu kazanmışsınız. Ne ekersek onu biçeriz öyle değil mi? Selamlarımla Sayın Burakgazi...

Çiğdem Timur 
 15.04.2016 19:54
Cevap :
Kıymetli Çiğdem Timur: Evet, Gönül dosta gitmek isterse yollar ne kadar uzun olursa olsun, ne engel olamaz.Dostluk öyle üç beş günlük, yeme dostu, sonra yolda küstü dostluğu olmamalı.Saygılar sunuyorum.Sağlık ve mutluluk diliyorum   16.04.2016 9:00
 

"İyilik ve güzellik bir nişandır, göğse takılmaz, yüreğe takılır" aynen tasdik ediyorum, yukarıdaki yazınızı okuduğum tarihte de yorumlamışım şimdi de. O kadar güzel ve değerli bir anı ki iki değil beş yorumu hak ediyor. Bir dostluk için 14 saat yaya yürümek her babayiğidin harcı değil. Bu güzel anı anlatımıyla birlikte dostluğun değerini bilemeyen pek çok insana örnek olmalı değerli kardeşim, bacından çok çok selamlar...

Yurdagül Alkan 
 08.07.2014 18:46
Cevap :
Kıymetli Yurdagül Alkan: Başımın tacı bacım zahmet etmişsiniz, aslında benimde çok önem verdiğim bu biçare yazımı ikinci kez okuyup paha biçilmez yorumunuzla değer kattınız. Beni ziyadesiyle sevindirdiniz.Doğrusu hakkınızı ödeyemem siz hakkınızı kardeşiniz için helal ediniz.Saygılar sunuyorum.Sağlık ile mutluluk diliyorum.  09.07.2014 11:42
 

Böyle dostlar,dostluklar kaldı mı Mehmet Bey...Sanırım siz ve yaşadıklarınız son örneklerden...Görsele koyduğunuz resimdeki yazıda"dostluk iki yürek arasındaki nehir..."diyor ya, ben ve eşim o nehirlerin zamanla kuruduğuna çok şahit olduk. Şimdi artık deyim yerindeyse "yoğurdu üfleyerek yiyoruz"...Hiç beklemediğimiz, dost diye bildiğimiz insanlardan öyle silleler yedik ki, artık herkese, hatta çok yakınlarımıza bile mesafeli yaklaşıyoruz."Biz" demeyi başaramayıp sürekli"ben" diyen insanlara nereye kadar tahammül edilebilir ki...Günümüz yaşam koşulları hepimizden çok şeyler alıp götürüyor. Bu toz bulut arasında, olabildiği kadar "insan" olma çabasını sürdürmeye gayret ediyoruz... Saygılar, selamlar...

Nur Eşmeli 
 12.12.2013 12:20
Cevap :
Kıymetli Öğretmenimiz, Sayın Nur EŞMELİ," Gönül dosta gitmek isterse, yollar engel olamaz" başlıklı yazımı okuma zahmetiniz, zaman ayırmanız ve paha biçilmez yorumda bulunmanız nedeniyle teşekkür ediyorum.Konu ile ilgili çok az şeyler yazdım, Tümünü yazmış olsaydım reklam olurdu bize yakışmazdı.Bu dostluk otuz yılı geçti,var böyle otuz ve kırk yıllık dostlarım.Arada sadakat var, yapmacık söz ve söylem yok,menfaat yok,BEN ve BENLİK yok. Hastalıkta,hüzünde mutlak surette haberdar oluruz.Tüm dostlarım çocuklarımın adını, mesleklerini, yaşlarını bilirler.Benim Doktorlarım dostlarımdır.Dostluk kardeşten öteye sağlam ve muhkem bir dayanaktır.Elbette zamanında büyük etkenleri vardır,Yaşam koşulları,sair sıkıntılar,farkına varmıyoruz. Zaman alıp götürdüklerini geri vermiyor.Ülke genelindeki huzursuzluk, gidişat bunlardan da etkileniyoruz.Kıymetli Öğretmenimize, onun kıymetli eşine, ve kıymetli evlatlarına saygılar sunuyorum.Tüm aileye sağlık ve mutluluk diliyorum.  12.12.2013 12:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 607
Toplam yorum
: 7049
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1765
Kayıt tarihi
: 12.04.12
 
 

Bingöl'de, Baharın son ayında, ikindi üzeri un ambarı (kiler) arkasında, ebesiz, hemşiresiz, Emin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster