Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
64
 

Gönül Yaşamak İstiyor Zamanı

M. Ferit Kotan

      Sık kullanır olduk şu tümceleri. "Yıllar ne çabuk geçti" "Yetmiş yıl dile kolay"" Yaşadık mı biz bu yılları" Gülerek söylenen bu tümcelerin arkasında bir öfke bir hayıflanma var gibi. Fiziki hareketlerde meydana gelen kısıtlamalar ise, öfkenin tuzu biberi oluyor.

      Ya toplumda oluşmuş olan bazı değerler. "Yaş altmış yetmiş, işi bitmiş" " Yaşından başından utanmıyor, oturmuş sağı solu bakıyor" “Hale gözü çöplükte” " Eli ne kadar sıkı, paranı mezara mı götüreceksin?"  “Yaşını başını almışsın, otur evinde."

       “Yalnızlık” sözcüğünün anlamı, yaşlılıkta daha farklı gibi geliyor bana. Duvarlarla baş başa vakit geçirmek, sanıldığı kadar kolay değil. Bu nedenle evlenmek isteyenlere, kadın için “Erkek delisi” erkek için “Bu yaşta bile kudurmuş” değerlendirmelerin yapıldığını çokça görürüz. Oysa “Tanrı görecek göz sevecek gönül aradı ve insanları yarattı” düşüncesi tasavvuf felsefesinin önemli bir yaklaşımıdır.

       Yaşlılığı belirli alana hapseden bir değerler zincirinin varlığı ortada. Sanki ayaklara vurulmuş bir pranga. Fiziksel değişimlerin yükü ile hareketi kısıtlanmış olan bedenlere, tonlarca ağırlığında sosyal değerler yüklemek ise sanki anayasal ilke. Kabul etsen de etmesen de fark eden bir şey yok, yaşamı anlamsızlaştırmaktan başka. Televizyonun karşısında gözaltı uygulaması. Torunların peşinden koşma görevleri de olmasa, işlevsiz kalacaklar tümden.

       “Yaşlılık sendromu” deniliyor ya, nedenleri açıkça ortada. Kuşaklar çeşitli değerlerle dışlanır ise ne olur? Yine de yaşamdan edindikleri deneyimlerle gerilimleri bastırarak dengede durmaya çalışılıyorlar. Çoğu kez şarkı söylerler, içinde bulunduğu gerilimden kurtulmak için. "Hey gidi yıllar" diye söylendiğinde ise, özlem duyduğu duyguların dışa vuramamanın sıkıntısını yaşadıklarını, duygularına engel olduklarını izleyebiliriz yüzlerinden. Bu nedenle yaşlılarda öfke kabarması çok görülür.

         Nedenini açıklamakta güçlük çektiğim bir konu, "Hey gidi yıllar" deyince çocukluğum aklıma gelir. Üniversite ve çalışma yaşantım yoğunluk kazanmaz. Bir tabu mu engelliyor o yılların duygusallıklarını. Çocukluğumuzu doya doya yaşayamamanın bilinçaltında bir etkisi mi var acaba?

           İlkokul çağında sevgi nedir? Aşk nedir? Bilmezdik. Ortaokul çağında ise utanmaktan o sözcükleri söyleyemezdik. Şimdi, çocuklarımızın torunlarımızın anaokulların da aşk olduklarını söylediklerinde katıla katıla gülüyoruz.

          Çocuk iken aşk oldun mu? diye sormayın. Hep uzaktan baktım saçı örgülü kıza. Ara sıra da  mırıldanırdım "Kız saçların ne lüle/ Su vermişsin bülbüle/ Duydum gelin oluyorsun/ Katıldım güle güle"  Türkülerimden anlam çıkarıp çıkarmadığını hep düşündüm durdum o yıllar. Altmış yıl geride kaldı, anımsadıklarım bu kadar.

          “Zamane gençler” diye tartışırız davranışları. Kendi değerler sistemimize göre yargılarız çoğu kez. Sıraladıkça sıralarız olumsuzlukları. Gerçek mi diye düşündüğümüzde, bize göre gerçek olsa da, zamana göre dünde kalan statik değerler deme gücünü bulamayız kendimizde. Yaşlandıkça bilimsellikten uzaklaşıyor mu duygularımız?

        Sosyal konularda hep ters yönden bakmaya çalışırım olaylara. Halk dilinde kulağını arkadan gösterme denir. Yoksa bizler, hayıflanarak söylediğimiz ve eleştirdiğimiz değerlere özlem mi duyuyoruz? Gönlümüz yaşamak mı istiyor o zamanı? Yaşama isteğimize olumsuz etkileyen ne? Eşlerinizle yanak yanağa, ele ele, sarmaş dolaş sokakta caddede yürümenize ne engel? Yaşanmış yılların olumsuz transferleri mi?

       Sosyologlara sorarsanız başlarlar, X-Y-Z kuşaklarının özelliklerini saymaya. Psikologlar ve Nörologlara sorarsanız başlarlar, beynin ön lobu arka lobu, Amigdala ve duygusal zeka demeye. Bilim İnsanı, mikroplardan oluşan biyolojik bir canlı sistemi olarak tanımlamaya başladı. Çevreden gelen etkilerden algılıya bildikleri ölçüde bilinç yapısının oluşması söz konusudur. Bireyin sosyal ve ekonomik olanakları, sistemin girdilerinde nitelik farklılıkları yarattığı iddia ediliyor.

       Yaşlı organizmaların çağı algılamakta zorlanmaları doğaldır. Öğrendikleri bilgi ve değerlerin gelişmelere ve algılamalara olumsuz transfer yaptığı gerçeğini yadsıyamayız. Ahlar vahlar içindeki yaşantılarımızı, bu açıdan da analiz edebiliriz.

         Bazı bilim adamlarının, yaşlılık ilgili yeni değerlendirmelerini basından okuyoruz. Anlatarak, kendimizle dalga geçerek avunuyoruz. Yapay zeka teknolojisi hızla ilerliyor. Şu anda “İnovasyon” alanında uygulamalar yüzde ellilere yaklaşıyor. 10-15 yıla kadar biyolojik insana, ancak belirli alanlarda ihtiyaç duyulacağı iddia edilmektedir. Diğerleri,” leylim ley” diye dolaşacağa benziyor sokaklarda, caddelerde.

         Önerim,” İSYAN EDEBİLİYORSANIZ YILLARA, GÖNLÜNÜZCE YAŞAYABİLİRSİNİZ ZAMANI”.   “Avuçlarımda hala sıcaklığın var inan” Şarkısını söylemeyi de unutmayın. 23.12.2018

       

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 441
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster