Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
491
 

Gönül

Gönül
 

Başı ağrıyordu yine. Tam kaşlarının üzerinden alnını bir eşarpla sıkıca bağladı. Bu iyi geliyordu biraz. Ağrının üzerine bastırıyor, sağa sola gitmesine engel oluyordu. Acılarının, hüzünlerinin, gurbette oluşunun, kahpe dünyanın;  başını ağrıtan her şeyin üzerine kırmızısı solup kiremit rengine dönmüş bu çiçekli eşarbı bağlardı. Kulaklarını da kapatırdı eşarpla azıcık. 22 ayar halka küpeleri de eşarbın izin verdiği kadar kulaklarından sarkardı. Onun takımı bir de yüzük vardı parmağında. Fazla da süsü yoktu hepsi o kadar. Sesi çok güzeldi.  En çok başını bağladığında türkü söylerdi. Ağlatan, yakıp geçen türkülerden. Bu günlerde çok zorlamıştı başı. Yeni taşınmışlardı bu şehre. Belki de buydu ağrıya sebep.  Hükümet konağında memurdu kocası. Onun peşi sıra memleket memleket dolaşıyordu üç çocukla. Kaderim böyleymiş deyip geçiştirse de bazı, gurbet bir kor gibi yüreğini kavururdu. Zannederdi ki; memleketine gitse, o başı dumanlı dağları görse bütün dertleri dinecek, çocuklarını arıyla namusuyla büyütecek, kocasını da eve bağlayabilecekti. Çok düşkündü çocuklarına. Gece kalkar hepsinin üzerini örter. Uykularında seyreder. Öpmeye kıyamazdı yavrularını. Her sabah erkenden kalkar, çocuklarını okula gönderir, kocasını da kolalı tertemiz gömlekle, ütülü pantolon, omuzlarına yağ gibi oturan ceketiyle işe uğurlardı. Aslan gibiydi kocası. Kendisi ufak tefekti. Gönlü büyük kadınlardandı da o da görünmezdi. Okuma yazması yoktu. Bir ay kadar halk eğitimin okuma kursuna gitmiş sökmüştü okumayı. Çocuklarının Ayşegül serisini alır heceleye heceleye okurdu. Evin en küçüğü okurken heceleme, içinden yap onu, bak bizim öğretmen çok kızıyor. Sonra hep öyle okursunuz, diyor, derdi. O da zaten hep öyle okuyor, uzun kelimeleri okuyamayınca çarpamadım harfleri birbirine deyip en küçüğünden yardım alıyordu. Okumayı çabuk öğrenip, ilerletmeye aklı yetmese de, elinden her iş gelirdi. Evi çarçabuk yerleştirmişti. Mutfaktaki çinko tencereleri taşındıkları günün akşamına sıra sıra yerlerine dizip gecesine de elbezi örüp örtmüştü üzerlerine. Dolapların içine bembeyaz patiskadan kanaviçe örtüler yayıp, lavanta keselerini koymuştu.

Kocasının kıştan kalma paltosunu lavanta kokulu dolabın askısına takarken astarının sarkmış olduğunu görüp, dikiş kutusunu aramaya gitmişti konsolun çekmecesinde.

Sarkan yeri maharetli elleriyle kıvırıp tekrar dikecekken içindeki kağıt parçasını fark etmiş, astarı yırtıp kağıdı çıkarmıştı. Beyaz zarfı ellerinde evirip çevirmiş kalbi küt küt atmıştı.

Harfleri birbirine çarpa çarpa okumuştu kocasının aşk mektubunu. Hiç duymamıştı kocasından bu sözleri. Bunları söyleyebilmesine çok şaşırdı. Mektubu yeleğinin cebine koydu. Gönüldü kocasının sevgilisinin adı. Büyük kızının adı da gönüldü. Niye bu adı koymuşum ki, tam da kötü kadın adıymış diye düşündü.

Masa da oturmuş ders çalışıyordu kızı. Doktor olmak istiyordu. Olurdu da öyle diyordu hocaları. Ama kötü kadın ismiydi adı. Kim bilir kimin yuvasını yıkacaktı.

Yavaşça kızının arkasından ona yaklaştı. Önündeki deftere ödevini yapıyordu kızı. Harfleri çarpa çarpa okudu kızının yazdıklarını;

Divan edebiyatında Şair Nedim’in gönül kavramı:

“Çünkü bülbülsün gönül bir gülsitân lazım sana Çünkü dil koymuşlar adın dilsitân lazım sana’’

(Gönül mademki bülbülsünsana bir gül bahçesi gerekMademki adını gönül koymuşlar, sana gönül alıcı bir güzel gerekir.)

  Başının zonkladığını hissetti. Soğuk kanlılıkla nefes alıp, sessizce ellerini kızının arkasından ağzına yaklaştırdı. Ağzını, burnunu elleriyle sıkıca bastırdı. Kızı çırpına çırpına oracıkta can verdi.

Cansız bedeni masanın üzerindeki deftere düşünce başındaki eşarbı çıkarıp attı. Geçmişti başının ağrısı.

  https://www.youtube.com/watch?v=PoepDqoJPBI

 
Abbas Oğuz, Papatya Tarlası, Nil ALAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sonsuz acıyla kıvrana kıvrana ve ruhunu paralaya paralaya kipriklerinden hüzünler damıtıp duymadığı en gözel sevgi sözlerine ve şenlik içindeki öpüşlere hasreti daha da çoğaltarak kendi varlığındaki yokluğa alışa alışa ve sırtındaki ağır yükle düşe kalka çekip gidecek işte örselenmiş ruhuyla gözyaşı fıçılarını deşemeden...Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 09.06.2017 14:52
Cevap :
Ne çok böyle ağır yükler taşıyıp, başkası tarafından ziyan edilmiş hayatlar yaşayanlar var. Herkesin mutlulukla çekip gitmesi dileğiyle... Sevgiler,selamlar şairim...  10.06.2017 11:04
 

Tıbbiye'den her şey çıkar arada sırada Hekim de çıkar derler.Hekim yazarları düşünün. Çehov'u, Behçet Aysan'ı, Ceyhun Atıf Kansu'yu... Kendinizce başarılı bulduğunuz herhangi bir yazarı düşünün.Bir de yaşadığınız sebepleri. Ne diyorsunuz? Hahhaaa :) Selamlar...

üç nokta 
 07.06.2017 19:01
Cevap :
Liste şöyle devam edebilir; Mikhail Bulgakov, Sherlock Holmes'ın yaratıcısı Sir Arthur Canon Dayle, Fredrich von Schiller, Gargantua'nın yazarı Francois Rabelais, Şahika ile tanıdığımız A.J. Cronin( aynı zamanda Budala isimli öykümde doktor olarak ben de Şahika'nın kahramanı Dr. Andrew Manson'ı konuk ettim :) benim için bir onurdu )vs. bir hayli doktor yazar var. Tıp eğitimi disipliner bir eğitimdir, ayrıntıları görmenizi sağlar,insanı tüm çıplaklığıyla tanır(anatomik,fizyolojik,psikolojik...) sabır gerektirir, ilişki kurabilme-karar verebilme-çabuk öğrenebilme gibi özellikler kazandırır. Elbette bunlar yazabilmek için belki de ana ilkeler. Şu an ikinci üniversite kapsamında Açık öğretim Felsefe okuyorum. Ve gördüm ki; aslında toplumsal,iktisadi,felsefi,siyasi bir çok alanda çok az bilgiye sahipmişim. Ama bu alanlarda o zorlu tıp eğitimi sırasında zaten vakit bulup okumalar yapmak mümkün değil. Tam olarak bunu kastetmiştim. Yaşadığım sebepler; bunun üzerine gidebilirim :)Selamlar...  08.06.2017 15:11
 

Sizin "Budala" öykünüz çok başkaydı. Hahhaaa'ya gelen satırlarınız :) hem o satırın öncesini hem de sonrasını hüznüyle, sevinci ve ironisiyle mimliyordu. Cümle çın çın ediyordu resmen.Başka bir havası vardı.Sevmiştim. Ama hep aynı olmaz değil mi, olmaz kendimden bilirim.O yazının yorumu kapalı olunca buraya kısmet oldu yorum. Ne diyelim; Haahhaa'lara gelen satırlara.Selamlar.

üç nokta 
 06.06.2017 19:28
Cevap :
Budalayı yazarken Haahhaaa'lara gelen kısımlarda gerçekten gülüyordum :) Biraz çatlak bir kadın yaratmak istemiştim. Evet,hep aynı olmaz. Tekrara düşmek gerçekten sadece okuru değil, yazanı da sıkıyor. Ama bunun için çok okumak,çok egzersiz yapmak, hayal gücü kuvvetli olmak,duyarlı olmak yetmiyor. Yaşamak gerekiyor. Özgürce,her türden insanla, farklı coğrafyalarda, korkusuzca... Tüm duyguları içinde barındıran hayatlara,aşklara,acılara kendini bırakmış olmak gerekiyor. Bense bir hekimim. Standart bir hayatım var. Aldığım eğitim beni sadece mesleki açıdan besledi. Yaşadığım toplum, kadın oluşum hep daha kontrollü olmamı zorunlu kıldı. Galiba bu kısır döngünün sebebi bu. Ama umutluyum :)Tanıştığımıza memnun oldum.   07.06.2017 13:17
 

Keşke başının ağrısı böyle geçmeseydi:( Ne trajediler yaşanıyor evlerde, herkes kendi biliyor ne yazık ki. Bir selam vermek istedim, emeğinize sağlık ilgiyle okudum öykünüzü. Sevgilerimle.

Nermin Ayduran 
 06.06.2017 15:10
Cevap :
Ne iyi ettiniz. Bu kadar vahşi bir sona gerek yoktu ama her şeyi içinde yaşayan bir kadının ne yapacağı hiç belli olmaz. Sevgilerimi sunuyorum...   06.06.2017 23:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 425
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1052
Kayıt tarihi
: 26.05.14
 
 

Dünyanın kirletemediği bir lotus... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster