Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Nisan '21

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
31
 

Görsel Algı

 

 
Gördüğümüz dış dünyanın tam bir yansıması değil, birçok yanılsamalar var. Sanat da görsel algıyı çok uzun süreler sorgulamış. Belçikalı sanatçı Rene Magritte ünlü "İmgelerin İhaneti" tablosunda "Ceci n'est pas une pipe" diyerek aslında buradaki piponun sadece gerçeğin sadece bir temsili olduğunu vurgulamıştır. "İnsanlar bunun yüzünden ne çok kınadılar beni, ama yine de bu sadece bir gösterim...", demiştir...Gösterge bir şeyi temsil eder, kendisi o şey değildir. Sınırlı kaynakla dış dünyayı algılamaya çalışıyoruz ve hiçbir zaman gerçeği tam algılamakta başarılı olamıyoruz.
 
Magritte'ten önce Manet vardı. Örneğin "Tulieres'de Müzik" tablosunda Manet,  Velazquez gibi kendini tablonun sol köşesine yerleştirip bakan ile bakılanın ilişkisini inceler. Aynı zamanda bu kurgulanmış mekanda bizler de, yani tabloya bakanlar da, orkestranın olması gereken yere konumlanmışızdır, yoksa Tulieres'deki müzik nereden gelmektedir? Bu güzel fikir eminim Velazquez'i de memnun ederdi.
 
Ve soyutlamalar gelir sanatta...Hangi detayları çekersem, hala kavram özünü koruyor sorusu ile görsel algı ve bellek beraber çalışırlar. Soyutlama Latince'de "abstrahere"den geliyor, geri çekme anlamında...Soyut resimde beynimizin anlamlandırma sistemleri devreye giriyor ve belirsizlik çözücü olarak çalışıyor. Aynı psikolojideki Rorschach testi gibi, bağlamlar bizim ne gördüğümüzü etkiliyor. Bağlam aslında herşeydir. 
 
Picasso kübizm akımını başlattığında farklı bakış açılarını ve farklı zamanları bir yüzey üzerinde bir araya getirmeyi amaçladı. Detaylardan arındırılmış maskeleri, primitif Afrika sanatını kullandı. Böyle basit formlarla sanat yaparak kavramların özüne daha yakın olmayı amaçlıyordu. Resimlerinde kontür/çizgi kullanarak adeta çocuksu formlar oluşturdu. Çocuklarda çok şey yaşanmamış olduğu için, her şeyin olasılığı çok daha fazladır.  Böylece çocuklar kavramların özüne daha yakındır. 
 
Damien Hirst 1991'de  "Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziksel Olanaksızlığı" eserinde ölü bir köpekbalığını formaldehit solusyon kullanarak sergiliyor. Bu yapıtı satıyor, ancak seneler içinde köpekbalığı çürüyor, bozuluyor. Eseri alan kişi bunu Hirst'e bildirdiğinde, o bunun önemi olmadığını, yerine yenisini yakalayıp koyacağını söylüyor. Tabii bu tartışmalara yol açıyor, çünkü o köpekbalığı diğerinin aynısı olmayacak, eser değişmeyecek mi? Kavramsal sanatçılar için bu sorunun yanıtı basit...Hirst de "önemli olan fikir, köpekbalığı sadece ona hizmet ediyor", diyor. 
 
Öyleyse sanat nedir? Mona Lisa tablosunun kendisi mi, yoksa zihnimizdeki Mona Lisa'nın temsili mi?
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 80
Kayıt tarihi
: 08.02.21
 
 

Merhaba, bu blogda yaşadıklarımdan, ilgi alanlarımdan,...alıntılar yaparak sizlerle paylaşmak ist..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster