Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '18

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
26
 

Görünmez Okul Kavramı:Yeni Şuur ve Evrim Mektebi

Eskiden dünyanın her yerinde adları ne olsa olsun, belli okullar, merkezler, medreseler ya da büyük üstadların etrafında biriken mürşidler, kadim spritüel bilgileri ve uygulamaları araştırmak ve korumak için bir toplum oluşturan bilim insanları ve sanatçılar varmış…

Ama son bin küsur yıldır ustalar atalarından öğrendikleri bilgileri gizlemek ve varlıklarını büyük bir gizlilik içinde yürütmek zorunda kaldılar.

Bir taraftan ‘Batı tarzı’ adındaki zihniyetin topraklarını ve akıllarını istila etmesi, başka taraftan birkaç çırağın, öğretileri kendi çıkarları uğruna sorumsuzca kullanması sonucu ustalar, bu bilgileri bilgece kullanmaya hazır olmayan kişilerden ya da bireysel kazanç uğruna bilerek yanlış kullanan insanlardan korumak gereğini duydular.

Yine de, fark etmek mümkün ki, önceden sadece belli insanlara verilen bilgiler git gide daha geniş çapta yayılmakta, bunun için belli anlatım tarzları, daha sade ve daha bilimsel köklerle ilahiyatı ya da bilinç ve varoluş boyutlarına dair bilgilerin hızla yayılmakta olduğunu fark etmek mümkün. Bunun için aracı olan Yeni Şuur yazarları, yeni sözcüler ve öykücüler çoğalmakta. İnternetin ve belli sektörlerin, yeni mesleklerin, yeni modern meddahların ortaya çıkışı, ruhbilimciliğin gelişmesi, yayımcılıkta da belli yöndeki kitaplara ihtiyacın artması ve daha çok yayımlanıp yayılması nedeniyle, görsel sanat ve müzik sektörününde aktif katılmasıyla toplumda artık gerekli ipuçlarını, işaretleri bulmak mümkündür Şuur Değişimine dair.

EVRENSEL OKULUN DÜNYA Bölümü görünmez şekilde çalışmalarını sürdürüyor sürdürmesine, ama ‘öğrencilerin’ çoğu bunu anlayana kadar çok ağır zorluklarla karşılaşıyorlar… Bunu en uçuk hayalim diyebilirsiniz. Ama ben hayallerine inanan ve onların peşinden giden insan olarak, böyle bir Okulun artık görünen duvarları, bir bilgi merkezi, manaviyatı sabit ve fedakâr ustadları onlara ihtiyacları olanların gelebilecekleri Merkezlerin olması lazım diye düşünuyorum ve bunun hayali ile yaşıyorum. Tabi ki, Yeni Öğreti ortaya çıkmaya hazır olunduğu zaman bu mutlaka gerçekleşecektir…

Kişisel merak da var ama daha çok- bir İhtiyac – kendini tanıma, tanımlama, kendini ve varoluşu anlama, Hayatın gerçek ama çoğunda gizli kalan kurallarını çözme gibi ihtiyacımdan doğan araştırmalar gösterdi ki, meğer, çoktan her şey söylenmiş, doğrular gösterilmiştir. Dürüst ve fedakar Ustalar asırlar, binyıllar boyunca hep hemen hemen aynı doğruları kendi döneminde anlaşılır tarzda anlatmaya, yorumlamaya çalışmıştırlar… Ama insan nefsinin, zihninin Canlı Bilgiyi öldürme, mümyalama, kalıprlarda hapis etme gibi tutkusu vardır.

Bir de hafızası kısadır, bir insan için hafıza kaybı ne kadar tehlikeliyse, uygarlık, beşer kültürü, toplumlar için de aynısı geçerlidir. Yeni gün, yeni An için tabi ki, daha farklı bilgilerle donanmak zorundayız ama, en az 3 bin yılı araştırmadan, hesaba katmadan, hele hele en az 10-12 bin yılları da kendi içine alan bir BEŞERİN YAKIN TARİHİ, onun mirası göz ardı edildiğinde, ya da yüzeysel metodlara göre araştırıldığında ve acelecilikle, sorumsuzlukla, aptal ukalalalıkla sahte ‘sonuçlar’ çıkarıp, geniş topluluğa sunulduğunda, okullarda öğretildiğinde ne olur? Değil mi ki çoğu toplumsal sorunlarımız bundandır. Gel gör ki, olmakta olan budur ve netice: İnsanın Dejeneresidir. Kısa ömürlü siyasıy-sosyal ideolojilerin hüküm sürdüğü dönemlerde tarihin bile bir Gaye uğruna ‘yeniden yazıldığına’ vakıf olmadık mı? Bir taraftdan, materyalizmin, başka taraftan dinlerin karşıt uçları baskın olduğu eğitim ve sosyal sistemlerimiz yok mu ya da olmadı mı yakın geçmişlerde?

Oysa, gerçek tarafsızdır, İnsan onu saptırmadan algıladığında, kendi için, toplumu için gayet güzel kullanabilir…‘Siz egonuzdan özgür olsanız, beyniniz hata yapmaz’ der bilim insanlarından biri.

Oysa, Sosyalizm, Kapitalizm, kaldı ki, herhangi ‘izmler’den önce Yaşam vardır, Hayat vardır, onun doğal, sade ihtiyaçları ve kuralları vardır.

Oysa, filozoflar, ‘doğmatik inançlar’ve ‘kelamcılar’dan önce de çok kıymetli, bilge, mükemmel ve aynı anda sade BİLGELİKLER vardı insana sunulan.

Oysa, hafizamızı temellerimizle bağlamaya çalışan, zincirin ‘ARA BAĞLANTISI’ olmayı üstlenen, bize Öz’ümüzü anımsatmaya çalışan, bunun için son derece fedakarlıkla bütün ömrünü adayan büyük insanların emekleri vardır. Belli bir kısmı da ‘biinmeyen isimsiz kahramanlar’ olarak kalmışlardır. Bunların göz ardı edilip de, günü birlik hırslı, hızlı, yüzeysel, yokluğa ulaştırmaktan başka sonucu olmayan yollara sürüklenmek cinayettir, yazıkdır, günahtır! Sonucu da yaşanmış, yaşanıyormuş ve yaşanacak olan rezaletlerin ortaya çıkmasında görülür.

Oysa, Gerçek bize her şeyden daha yakındır, daha sadedir, uygulanması daha kolaydır. Nasıl ki, hamurdan çok çeşit ürün yapabilirsiniz ve esas malzemesi undur, aynı şekilde varolan her şeyin esasında sevgi titeşimi vardır. Ama gel gör ki, bu günlerde dışarıdan hazır ekmek alıp yemeye de korkar olduk hamuruna nasıl katkılar katılmıştır, endişesi içinde…

Üstadlarımızdan biri-James Churchward’ in dediği gibi,

‘Gerçek bilimin öğrenilebilineceği büyük okulu doğa bahçesinde bulabilirsiniz, zira doğa yüksek öğrenimin alındığı okul binasıdır; insanlar burada kendilerini ölümsüz geleceğe hazırlamayı öğrenirler’ ,

DOĞA yı dinlemenin, Ondan öğrenmenin yolundan geçer gerçek Bilgeliğin yolu –kitabın bir önemli konusu da budur. Hangi bilgelik sistemini araştırsanız araştırın, hangi eski inançın öğütlerine bakarsanız bakın, hangi ‘Yeni Şuur’ çığırtkanlarının ‘yeni söz’leriyle tanışsanız tanışın, temel budur.

Doğa sadece ağaçlar, dağlar, kuşlar vs. değil, O sizin bedeninizden akan canlı kandır, salgıladığınız salgılardır, rüzgarların şehirlere de taşıdığı farklı frekanslardır, kulaklarınızla değil, hücrelerinizle duyduğunuz titreşimlerdir, her birimizin beynimizi ve kalplarimizi ‘arka planda’ etkileyen enerjilerdir. Bazen yıldızlara uzun uzun, dalgın bakıp kalışlarımız, Ay ışığında mest olmalarımız, Aşklarımız, Acılarımız, anlam uyduramadığımız bazı davranış ve duygularımız, doğumlar ve ölümlerimiz – bunların hepsi kaynağını DOĞA dediğimiz heybetli Kaynaktan alıyor. Daha doğrusu, Doğa O Kaynağın Bahçesidir, önde görünen kısmı vardır, ve bir de arka Gizli Bahçesi de vardır…

Bu gerçeği anların birinde farklı algımızla anladığımızda, hücrelerimizin de şarkı yada ağıt söylediğini duyabiliriz, etrafımızdaki her nesnenin canlı şuuru olduğunu ve o çeşit şuur topluluklarıyla görünmeyen iplerle bağlandığımızı his ederiz,  hep o okuduğumuz, duyduğumuz ‘TEKLİK’ ne demek olduğunu, canlı demek gerçekte ne olduğunu yaşarız… Tanrı ve Tanrıça, Göksel Baba, Kutsal Ana gibi bize hep metaforik, mitolojik gelen kavramların aslında gerçekten yaşayan Bizlerin de içimizde, yaşamımızda her zaman varolan CANLI VARLIKLAR olduğunu anlarız. Zihnimiz bizi ayrı parçalar gibi ayırmış olsa da, aslında BİR BÜTÜN SİSTEM olduğumuzun kanıtlarını almaya başlarız tüm ‘gördüğümüz’ ve görmediğimizle, ‘katı’ yada hareketli, canlı yada ‘cansız’ dediklerimizle beraber bütünlüğümüzdür bu…

Modern hayatın kafa karıştırıcı gündem hayatı bizi asıl varoluş anlamlarımız, gerçek yaşam değerlerimizden kolaylıkla uzaklaştırır. Ama, ruhsal gelişime ihtiyacı olan, arayıştaki insanlar için her dönemde ayrı bir Yola yönlendiren, destek olan güçlerin görünmez işçiliği, arka plandaki gizli faaliyeti de vardır. İnsanlık yaşamı ve bir beden içinde ruhunu geliştirebilme çok kıymetli bir kazançtır. Maddesel dünyada nasıl koşullar olursa olsun, hangi dönemde yaşarsanız yaşayın, Cennet denilen durumu dünyada da yaşayabilir insan. Bu yüksek düzeydeki Huşudur. Huşuyu bir kaç defa yaşayıp ta, kolaylıkla kaybedenler olur – dünyevi hayatın alışılagelmiş düzlemi yine kendi planına çeker. Bu yüzden Huşuyu geliştirmek gibi ihtiyac vardır. Bu belli bir Hazırlık aşamasını gerektirir. Çeşit inançlarda ve ruhsal gelişim eköllerinde Huşu ve Bilgelik evresi bir nevi Gizli Bahçeye girmekle sembolleştirilir. Tasavvufta, Şamanizmde, eski inançların temelinde, mitolojide hep bir Gizli Diyar, Gizemli Dağlar(Tanrıdağları vs), Süt Gölü, Beyaz Memeleket,Şambala, Yeraltı Kraliyetleri, Altın Vadiler, vs. adlarında ima edilen kavramlar vardır. Kabalacı ustadları ve alımları derinden inceleyen Pearle Epistein bu Bahçeyi şöyle anlatır:

‘Kabala üzerinde çalışmak, muhteşem fakat tehlikeli bir bahçeye girmeye benzetilebilir. Giriş kapısını açar açmaz kendinizi dev sarmaşıkların, hareket eden çiçeklerin, altın rengi kuşların ve konuşan kelebeklerin arasında bulursunuz. İkinci kapıdan geçersiniz ve sahne değişir. Şimdi üzerinde güneş ışıklarının parlaklığını taşıyan sular sarar çevremizi. Yakından baktığımızda, bunun büyük bir sarayın mermer girişi olduğunu anlarsınız. Bir kapı daha açtığınızda, şekillerinden kurtulmuş seslerin dünyasına gireceksiniz. Burada duyacağınız kanat sesleri, tekerlek şeklindeki melekler olan ofanim’lerin  diyarına geldiğinizi bildirir. Bu bahçenin her kapısı size hayali (sanrısal) görüntülerin ve tuzakların içine çekebilir’ (yeterli derecede arınmış, hazırlıklı olup olmadığınız denenir-N.İ.G).

Görünmez Okul'a kayıt zamanınız geldiyse, bu Size belli edilir. Fakat, o'nun çağrısından sonra sıkı durmak gerek: Okulların en yücesi, mekteplerin en dürüst ve bir haylı anlaşılmaz metodları ve ya sinavları olanıdır bu...

Dr.Nodira İbrahim Güçsav, 'Kaynağın Kapılar' kitabından parça

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 120
Kayıt tarihi
: 24.11.18
 
 

1996 da El-Harezmi adındaki Harezm Devlet Üniversitasını tamamlayıp, Biyoloji öğretmenliği diplom..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster