Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Haziran '15

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
275
 

Görüyorsan, duyuyorsan, sorumlusun

Görüyorsan, duyuyorsan, sorumlusun
 

Görüyorsan, duyuyorsan, sorumlusun


1960 yılında İstanbul’da bir yalıda doğdu.  Annesi, babası çok iyi bir eğitim almıştı. O da iyi bir eğitim aldı. Annesi şiddet gören bir kadındı. Çevresinde ki bütün kadınlar şiddet  görüyorlardı. Bu durum onu çok rahatsız ediyordu. Çünkü çevresinde ki tüm kadınları çok seviyordu. Bu adaletsizlik ve eşitsizlik duygusu onu yasa dışı sol anarşist ve terörist bir örgütte militan yapmaya itti. Bu sürede birçok eyleme katıldı. Fakat bir süre sonra eşitlik ve adalet duygusunun örgütlerde olmadığını fark etti. Yakalandı. 2 yıl Diyarbakır Cezaevinde yattı. İşkenceler gördü. Çıktı. Okulunu bitirdi. Ailesinin ona verdiği temel duygu şuydu; “Ne olursa olsun, paran olmalı. Paran olmadığı zaman bir hiç olursun. Çok paran olmalı, daha çok paran olmalı. İstediğin kadar okul oku, bunu paraya çeviremediğin sürece hiçbir işe yaramazsın. “

Sonrasın da ufak işler, ufak ihaleler, büyük ortaklıklar derken 26 yaşına geldiğinde ilk milyon dolarını kazanmıştı ama; paraya dokunamıyordu. Çünkü; ya para biterse, ya aç kalırsam duygusu onu esir almıştı. Bir taraftan para biriktiriyordu bir taraftan da sürekli içki içiyor, uyuşturucu kullanıyordu. Öyle duvarlar örmüştü ki etrafına, dışarıya bakmaya cesaret bile edemiyordu. Bu durum içerisinde boğuluyordu, yaşayamıyordu. Sabah kalktığında içki içiyor, dışarıya çıkıyor yine içmeye devam ediyordu. 28 yaşında dokunamadığı bir sürü paranın sahibi olmuştu. Fakat korkularıyla da yüzleşmesi gerektiğine inanıyordu. Parasız kaldığında ne olacağını görmek istedi. Ve evini terk etti. Rumelihisarı’nda bir tekneye yerleşti. Sonra sokaklarda yaşamaya başladı ve 3,5 sene sokaklarda yaşadı. Ve para olmadan, aç kalmadan da yaşananabileceğini deneyimledi.

Daha sonra kardeşleri onu hastaneye götürdüler. Çeşitli sağlık kontrollerinden geçtikten sonra siroz hastalığına yakalandığını öğrendi. Teşhisi koyan doktor içkiyi ve sigarayı bırakmazsa ancak 1 yıl yaşayacağını söyledi. O da gitti kendisine Aşiyan Mezarlığında bir mezar yeri aldı. Mezarı yaptırdı. Mezarın içine girdi ve 8,5 ay o mezarlıkta yaşadı. Sadece içti, okudu ve düşündü. Hiç aç kalmadı. Kimin getirdiğini bilmedi hiçbir zaman. Ama her gün yemeği geliyordu. Ateist olarak girdiği mezarlıktan 8,5 ay sonra sufi olarak çıktı. Korkularını o mezara gömdü ve oradan çıktı. Kendisinin önündeki tek engelin yine “kendisi” olduğunu anlamıştı. Korkularından kurtulduğunda bütün dünyanın onun olduğunu fark etti. Son kez Bakırköy Akıl hastanesine yattı. Alkol ve madde bağımlılığı tedavisini gördü. Çıktı ve yeni hayatına başladı.

İstanbul Balat’ta deliler kahvehanesini kurdu. Derviş Baba Deliler, Abdallar, Meczuplar ve Aşıklar kahvehanesini . Mahallenin 18 tane delisini her hafta topladı, hamama götürdü, yeni kıyafetler aldı, giydirdi ve günde 3 öğün yemek imkanı sundu. Ha bu arada Derviş Baba kahvehanesinde “açım param yok” diyen herkese bütün menü sınırsız. İstediğini yiyebiliyor karnını doyurabiliyorsun.  Dışarıda kalan 33 kişiye yardım amacıyla başlayan gıda maddesi desteği şu an öyle bir noktaya geldi ki her ay 423 kişiye düzenli olarak şirketlerin hazırladığı koliler gibi değil, Gıda Mühendisleri’nin belirlediği kritere göre gönüllülerle birlikte gıda yardımı yapıyor, gelen yardımlarla 150 öğrenciye burs imkanı sağlıyor. Burs alabilmenin tek bir şartı var. Her ay 5 kitap okuyacak öğrenci ve okuduğu kitapların özetini düzenli bir şekilde Derviş Baba kahvehanesine getirecek.

Kimden mi bahsediyorum, Ali Denizci. Evet yukarıda anlattığım hayat hikayesi Ali Denizci’ye ait. Denizci, hayatında birçok olumsuzluklardan sonra kendisini insanlara faydalı olmaya adamış bir gönül insanı. Diyor ki; “Bu işe gönlünü koyacaksın. Sevmek lazım. Deli gibi sevmek lazım. Çok sevmek lazım. Önünde iki seçenek var. Ya sırtını döner gidersin, ya da adam olursun işin bir ucundan da sen tutarsın…” Görüyorsan, duyuyorsan, sorumlusun…. Yüzyıllardır öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, öyle bir kültürden besleniyoruz ki duymadığımız, bilmediğimiz daha nice Denizci gibi değerlere sahibiz.

Ali Denizci sadece bir örnek. Bu örneklerin daha da artması ve toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından tanınması, bilinmesi dileğiyle…

Eren Gökyer

e.gokyer@gmail.com

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 297
Kayıt tarihi
: 08.08.12
 
 

"Çıplak bir hakikat tanımıyorum. Ancak cehaletimin karşısında alçakgönüllülükle eğiliyorum. İşte ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster