Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Haziran '07

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
1571
 

Gözetleme tepesi...

Gözetleme tepesi...
 

Toz bulutları...

Konya nın Ereğli İlçesine Konya dan gelinirken Sazgeçit(Hortu)köyü yakınlarından girildiği yerlerden çok dikkatli bakıldığında ilçenin doğu çıkışından Adana istikametine gidilen yönde iki ayrı yerde birbirlerine kuş uçumu 500 m mesafede tepeler vardır. Göz tepesi derler yöre halkı. Eski yerleşimlerce günümüze gözetleme tepesi, daha öncesinde Hititler tarafından kullanıldığ dönemlerde Hitit tepesi denilmiş. Hitit yerleşimcileri tepeler üzerine çıkıldığında Ereğli ye 70 km mesafede kuzey batısında bulunan Karacadağ, güney sınırında bulunan Toros Dağı'nın ilk sınırlarında yerleşik Hitit Krallığının sarayları, tapınaklarının bulunduğu tepe, kuzeyde geniş Ereğli Ovası nın Aksaray sınırına kadar olan çıplak gözle görülebilecek kadar uzak mesafeleri gözükür. Batısında Karaman'ın Ayrancı İlçesinden dağ aralarından geçilen geçitlerden sonra Ereğli sınırının ilk gözüktü yer Böğecik Köyü dür. Biraz hayal gücü eklense, bu geniş alanlarda her iki gözetleme tepesinden bütün bu alanlara geniş açılarla antik yıllarda bakılınca, gözün görebildiği en uzak yerlerden ilk önce farkedilmesi beklenen şey yoğun toz bulutlarının yerden kalkıp geniş bir alanı kaplayarak kendilerine doğru geldiğini farketmek olurdu belkide. yerden kalkan toz bulutlarının havanın kendini beşik gibi salındırdığı akşam saatlerinde dağılmadan üzerlerine gelen bulut biraz kendilerine yaklaştıkça içinden at homurtuları, nal sesleri, koşum sesi, çığlıklar, naralar, kılıç sesleri, at araba sesleri de getirir olurdu belki de.

Binlerce kişinin biraraya gelerek kocaman kocaman dağımsı bu tepeleri taşıdıkları toprakla oluşturdukları bilimsel olarak kanıtlandığından beri uzaktan gelen toz bulutlarının içinde ne olup bittiğini daha iyi görebilmek için Hititlerin bu tepeleri oluşturdukları düşünülebilir.Kendi Krallarının ve tepelerin Hitit uydu yerleşimi idarecisinden kalan altından yapılmış heykelleri, kendileri için önem taşıyan altın hayvan figürleri de bu tepeciklerin gizemli oluşumlarından sonra toprağının altına birer birer serpiştirildiğini bilir yöre halkı.Her ikisinden de diğer yerleşim yerlerine ayna vari yansıtıcılarla haber yollandığı, haber alındığı yazılır bazı kitaplarda. Tepelerin kazıldıktan sonra içinden çıkartılan altın hayvan figürleri, ve daha başka şeylerin kimler tarafından çıkartılıp nerelere götürüldüğü bilinmez.Ama altın bir tepsi üzerinde bir tavuk, yanında altın civcivleri olduğu figürleri görenler olduğu söylenir.Gecenin bir vaktinde kazma kürek kaçak kazı yapanlar, bikaç yöne giden kesilmiş taş bloklardan yapılı tüneller bulmuşlar.Tüneller ancak yerde sürünerek geçilebildiği tünel kapılarına konulan koca dikdörtgen taş kalıpları kaldırdıktan sonra anlaşılabilmiş.El yordamı ile, ellerinde bir mum ışığında aydınlattıkları tünelde üç kişi sürünerek ilerlerken tünelin ilk bölümünün bittiği yerde bulmuşları altın tepsiyi ve üstündekileri.Heyecandan ne yapacaklarını bilemedikleri anda birden çökmüş tünel üst tarafından.Elinde altın tepsi olan hariç diğer iki kişi kalmış toprak altında.Ne yapacağını şaşıran hayattaki kazıcı, sonunda atabilmiş kendini dışarı o gün.Toprak altındakalanlar için o gece onun hiç bişey yapamadığı ve sonrası günlerde ilgililere konuyu şekli bilinmeyen bir biçimde ilettiği ve ilgililerin o bölgeye ulaştıklarında içerde kalan iki kişinin cesedini kazıcı makinalarla çıkardıkları söylenir.Kimlikleri, kimler oldukları konuları hala meçhul ölen kişilerin.Yetmişli yıllarda o bölgelerde onbeş yaşlarında iki çocuk koyunlarını otlatırlarken yabancı uyruklu iki kişinin ellerinde harita ile dolaştıklarını gördüklerini söyleyenler olmuş, ama ne o çocukları tanıyan birisi, nede o çocukların konu ile yeni konuşmalarını duyan birileri çıkmamış.Hatta çocuklar, yabancıların bir ara arabalarının yanında oturup yemek yediklerini anlamadıkları bir dilde aralarında konuştuklarını filan da söylemişler, iki kişiden birisinin kadın diğerinin erkek, erkeğin minyon yapılı alnı açık 50 yaşlarında, bayanın da sarışın, aynı yaşlarda olduklarını söyledikleri de olmuş, sonra turist denmiş geçilmiş o günlerde onlar için.yaklaşık 37 yıl geçmiş aradan, o günleri gören hatırlayan o çocuk bir gün Konya dan Ereğli istikametine otobüsle gelirken Hortu köyünden gördüğü o iki gözetleme tepesini gördüğünde hatırlamış iki turisti ve o yıllarda tepelerden birinde kaçak kazı yapıldığında iki kişinin toprak altında kalarak öldüğünü.
Her iki tepede kazılmış daha sonrasında.İlkinden çıkanlar altın tepside tavuk ve civcivleri iken diğerinden ne çıktığı sır halen.İki tepe de güneyden kazılmış, kazılan yer tünel giriş kapısına denk geliyo ilk etapta.Anlaşılan kent tarihinden, mikro yerleşim yerleri konularında uzman, kaçakçılık işlerini iyi bilen birileri bu işlere önderlik etmiş.Kazı çalışmaları sırasında ölen iki kişiden sonra birsüre o bölgede güvenlik elemanları devriye yaptıkları, pusu kurdukları, nöbet tuttukları olmuş ama nafile.

Toz bulutları, kayaya resmedilmiş kral figürleri...
Bir elinde başak demeti, bir elinde üzüm asması ile krallık merkezi İvrizde dağdan esrarengiz bir biçimde yılın belli aylarında birden ortaya çıkan ve bir süre sonra kaybolan bir nehrin ilk çıktığı yerde bulunan bir kayaya kabartılan kabartma da kurşun izleri, kazma izleri, çekiç yıkım izleri bulunur.Sonradan yöre bilinçsizleri tarafından bırakılan izlerdir bunlar.Tarih boyunca el değiştirmiş yer olmasından kaynaklanır biraz kozmopilit yapısı.Bölgede bir köyün ilk Türk kuşatması sırasında, inançlarını değiştirip müslüman oldukları söylenir.Beyaz tenli, genelde renkli gözlü oluşlarında ortak yaşamın evlilik izlerine rastlanır.Kaya blokuna kabartılan kabartmanın hemen üst batı tarafında kızlar sarayı, erkekler sarayı, kilise kalıntıları bululnur.O dönemlerde kale kültürü gelişmemiş olacak ki milattan önce 2000 yıllarında bölge krallığınrdan kalan kale kalıntılarına rastlanmaz. Antalya-Kemer çıkışından Kumlucaya 50 km kala sol taraftan kıvrım kıvrım yollarla inilen yerde romalılar tarafından inşaa edilen Olympos antik kentinde olduğu gibi krallar için yapılmış lahit mezarlar da bulunmaz, kayalara oyulmuş. Ama hep merak ettim, bunların krallarını nereye defnettiklerini.Kral mezarlarına duyarlı dedektör geliştirilmiş olsa belki konu çözüme kavuşurdu, içinde sürünerek gidilen tünelin sürünenlerin üstüne göçmeden önce.

Esrarlı nehir...
Baharın ilk haftalalarında kiraz çiceklerinin içinden ilk meyve tomurcukları meydana gelirken Halkapınar-İvriz Köy ünün Toros Dağlarının ilk yükselmeye başladığı yerde, eteklerin bitip ova ile sınır oluşturduğu, bir kaç dağ kovuğundan ova ya akan kocaman bir nehir fışkırır. Çıktığı yerde az gibi gözüken, elli metre sonra nehir büyüklüğüne ulaşan su sıvı buz kütlelerini andırır.Üç beş saniyeden fazla içinde duramaz eller, dondurur. İçine düşen bikaç çocuğun ilk 20-30 saniye sonra donarak şoka girdiği ve hayatını kaybettiği bilinir.Suyun ilk çıktığı zamanı gören olmamış şimdiye kadar, köylüler her zamanki gibi gece uykusunda uyurlarken sabah kalktıklarında birden çağlayan su sesi ile uyanırlarmış masallarda anlatılan gibi. Ama masal değil tabi.Suyun çıktığı an ı gören birisi olursa o suyun bir daha çıkmayacağına inanılır.Hititler den kalma bir efsane olmalı. Suyun çıktığı yerden dağ sıraları üstünden Adana nın Pozantı ilçesine doğru doğu tarafına gidilirse, Pozantıdan Şeker Pınarı da aynı şekilde yüksek bi kaya kütlesinin tam ortasında bulunan dereye dökülür şelale gibi ama o bildiğimiz şelalere benzemez, kaya kütlesinin kocaman bir delici ile delinip suyun oradan fışkırtıldığı zannedilir görenlerlce.Her iki suyuda tadanlar lezzetlerinin birbirlerine çok benzediğini farkederler.Dağ kütleleri nin altından akan bir nehrin iki kola ayrılıp birisinin İvriz den diğerinin Pozantı dan çıktığı gelir akla.Çağlar gider çıktığı yerden aşağı düzlüklere ama bir süre sonra önüne çıkan baraj setinden dolayı doğal akışı kesilir insanlığın ihtiyaçları için kurduğu düzene boyun eğmek zorunda kalır.Bu defa da kendini biriktirdiği baraj birikintilerinin kanallara bölünerek tüm ovaya kanallardan başlar akmaya.Uzun yıllar boş a akıp giden nehirlerden etkilenmiş o da, insanlık yararı için depolanıp kontrol edilmemiş. Ama şimdi öyle değil, baraj olmuş platolar arasında, bölgeyi her bakımdan etkilemeye başlamış. Turizmi de öyle. Antik yıllarda o bölgeye gidenler muhtelemelen turizm amacından ziyade savaş, istila, hakimiyet kurmak maksadı ile gitmiş olmalılar. Gözetleme tepeleleri de kendi önemlerini sergilemiş böylesi durumlarda, göçtüğü iki kişinin üstünden kaldırılmalarından sonra.

Saygılarımla...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1178
Kayıt tarihi
: 17.06.07
 
 

1974 Ankara doğumluyum. Üniversite mezunuyum. Evli iki çocuk babasıyım. Halen Antalya'da yaşıyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster