Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
2852
 

Gözlerim neden acıyor?

Gözlerim neden acıyor?
 

Plato'nun "Devlet" isimli eserinde geçen "Mağara Alegorisi" insanın gözüyle gözlemlediği dünyanın sadece bir mağara duvarı olarak kabul edilebileceğini, ancak aklını kullanan bir kişinin mağaranın duvarını aydınlatan ışığın kaynağını bulmaya çalışarak gerçek anlamda aydınlanabileceğini ve doğruyu bulabileceğini anlatır.

Yeraltındaki bir mağarayı düşünün. Mağaranın kapısı bol ışıklı bir yola açılıyor, ama mağarada oturan insanların kolları, boyunları ve bacakları zincirlerle bağlanmış, sırtları ise ışığa çevrilmiş. Bu nedenle sadece karşılarındaki mağara duvarını görüyorlar, başlarını arkaya çeviremiyorlar, kendilerini bildikleri andan beri de burada bu şekilde oturuyorlar.

Bu kişilerin sırtlarının arkasındaki ışıklı yoldan bir sürü nesne geçiyor, ışık bu nesneleri mağaranın duvarına yansıtıyor. Buradaki insanlar mağarada içinde bulundukları durumdan dolayı sadece mağaranın duvarlarına yansıyan hayalleri görebilir, ama bu yansımaları/hayalleri meydana getiren gerçek nesneleri göremezler. Bu nedenle onlar bu hayalleri gerçek sanırlar, çünkü onları yaratan asıl gerçeği bilmezler. Bu adamların gözünde gerçeklik, asıl gerçeklerin duvarda yansıyan hayallerinden ya da gölgelerinden başka bir şey değildir.

Bu kişilerden birinin bir şekilde kendini kurtardığını düşünelim. Elbette bunu yapabilmek için gerçekten kendini kurtarma ihtiyacı da hissetmesi gerekir, çünkü normalde başlangıçtan beri o durumda bulunduğundan, içinde bulunduğu durumun doğal olmadığını, dışarıda asıl gerçeklerin yaşandığı bir başka dünya olduğunu bilmemektedir; yani kurtuluş için gerekli olan farkındalığa sahip değildir. Öncelikle bu ihtiyacı bir şekilde hissetmesi gerekir.

Diyelim ki bu ihtiyaç ona hissettirildi ve o da zincirlerini çözüp ayağa kalktı. Dışarıya ulaştığında o kadar zaman maruz kaldığı karanlıktan sonra güneşin bol ışığı ile gözleri kamaşır ve bir süre de bu yüzden asıl gerçeklikleri göremez. Aynı anda başını çevirip de tekrar alıştığı duvarına baksa hem kamaşan gözleri rahatlar hem de hep gördüğü hayalleri yine rahatlıkla farkeder. Bu işin kolayına kaçmak, statükoyu (varolan durumu) korumak ve değişiklik yapmaktan kaçınarak alışılagelmişliğin konforuna sığınmaktır. Ama gerçek arayışı bunun üzerinde bir çaba gerektirir.

Eğer adam, tüm acısına ve kamaşmaya rağmen gözlerini inatla güneşin parladığı dışarıya çevirir ve yavaş yavaş kendini alıştırarak ışığın kaynağına bakabilirse, işte o zaman mağaranın içinde uzun zamandır görmüş olduğu ve "gerçek" olarak kabul ettiği şeylerin aslında sadece "gerçeklerin hayali" olduğunu, asıl gerçeklerin dışarıda olduğunu ve onları ancak kendini kurtararak ve acıya dayanarak görebileceğini anlar.

Plato'ya göre kendini kurtaran mahkum, mağarada kendisi ile aynı kaderi paylaşmış olan kişilerin yanına dönüp onları kurtarmaya istekli değildir, çünkü tekrar o karanlığa dönmekten korkmaktadır. Ancak kendini bu şekilde davranmaya mecbur hisseder. Bu kez de diğer problemlerle yüzleşmek durumunda kalır:

- Diğer mahkumlar belki de kurtarılmak istememektedir. Kimi "dışarıdaki dünya" masalına inanmaz, kimi inansa da yeni şeyler yaşamaya cesaret edemez, kimi de kalkıp mağaranın kapısına geldiğinde gözlerinin günışı ile kamaşmasına dayanamayarak vazgeçer. Onların da aynı bilince sahip olması için mücadele gereklidir. Kimi zaman orada kapalı kalıp da oraya alışanların kurtarıcıya karşı gösterdiği direnç, onları en başta oraya yerleştirmiş olan kişilerin kurtarıcıyı engellemek için uygulayacakları güçten daha kuvvetli olur.

- Mahkumun içeriye döndüğünde gözlerinin tekrar karanlığa alışması biraz zaman alır. Önce gözleri tekrar kararır, ardından duvardaki şekilleri görmeye başlar. Ama gördüğü bu şekiller artık diğer arkadaşlarının gördüğü şekiller değildir, onları aynı şekilde tanımlayamamaktadır. Bu da diğerlerinin arasında bir yabancı olarak kalmasına, gözlerinin yüzeye çıktığında hasar görmüş olduğunu düşünülmesine neden olur.

"Mağara Alegorisi"nin açıkça kullanıldığı yerlerden biri Matrix üçlemesidir. Morpheus, Neo'ya kabloyla matrikse bağlanmış bir şekilde uyuyan diğerlerini gösterir. Kendisinin de hiçbir şeyden haberdar olmayan, matriksin pompaladığı görüntüleri ve yaşamı gerçek kabul eden bu kişilerden biri olduğunu, kırmızı hapı seçerek gerçeği aramaya başladığını farkeden Neo dehşete kapılır. Morpheus "Bu insanların çoğu fişlerinin çekilmesine hazır değiller" diyerek Neo'yu yatıştırır. Neo "Gözlerim neden acıyor?" diye sorduğunda Morpheus'un cevabı son derece açıklayıcıdır : "Çünkü onları daha önce hiç kullanmadın."

Peki sizin gözleriniz acıyor mu?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Karanlıkta Yaşayan Karanlık Düşünceli İnsanlar Çıktıklarında Bir Gün Aydınlığa Bakabilecekler Mi? Karanlık Düşüncelerle Aydınlığa Aydınlık Düşüncelere Geçebilecekler Mi? Karanlık Düşüncelerden Aydınlık Düşüncelere Olabilecekler Mi? Mutlu Aydınlık Yarınlarda Olabilecekler Mi? Umutlu Aydınlık Düşüncelerle Yoksa Kalacaklar Mı? Aydınlıkta Karanlıkta Kalacaklar Mı? Yine Eskisi Gibi Aydınlıkta Karanlık Düşüncelerle Karanlıkta Kapkaranlıkta Gürkan Kaya

GÜRKAN KAYA 
 02.10.2007 14:53
 

Platon'un bende bıraktığı ize aslında o kadar çok seviniyorum ki... Çünkü pencerelerime pencereler  ekledi.
Şimdi yazdığınız yaz için gelelim yorumuma. Orradan çıkan insanlar (bir analizde aydınlar bilimadamları deniliyor) o insanlara verilen sıfatları kim vermiştir? Aydın aydınlığını bilimadamından mı almıştır? Ya da bilimadamına bu sıfatı kim vermiştir, sanatçı mı? İşte bu ilk önce çözülmesi gereken sorun. Çünkü tüm sosyal roller başkları tarfaından veriliyorsa ve bu topluluğun çoğunluğu o mağrada tıkılı kalmışsa ne kadar sağlıklı olabilir ki kazandıkları roller? Filozofluk gerçekleri söylüyor onlara belki ama görünen "şey"in ne kadarını aktarıyor ki o kişiler bu rolleri dağıtıyor? Çok soru var ama tek cevap var, bence; görecelilik!
Platon belkide aslında çok zekice bir paradox yaratmıştı. Ama biz bunu mağara alegorisi olarak "tanımladık". Kimse bunu ikinci bi kez araştırıp başka bi sonuç bulmadı. Bu döngü yeni bir pencere keşfedilene dek bu şekilde kalacaktır.

Gürkan Gürtemel 
 15.09.2007 10:36
Cevap :
Paradoks yorumunuz çok gerçekçi; kesinlikle haklısınız. Üstelik hepimizin okuduğu zaman anladığı, algıladığı da farklı olabiliyor, çünkü kendi pencerelerimizden bakıyoruz ve kendi değer sistemlerimiz ile yargılıyor ve yorumluyoruz okuduklarımızı. Muhtemelen Plato'nun gerçekten "kastettiği" ile bizim "kastettiğini düşündüğümüz" şeyler de farklı. Aslında belki de paradoksun kendisi de bu; çünkü herkes (filozofun kendisi hariç) gerçek anlamı bilmeden anlatıyor gördüğünü ve yorumluyor okuduğunu.  15.09.2007 22:36
 

"Ne halt biliyoruz ki?" (orjinali:What the Bleep Do We Know?) adlı belgeselde bunun için çok güzel bir örnek vardı. Amerika yerlileri, Kolomb'un gemileri ufukta ilk göründüğünde bunu görememişler. Yani hiç gemi görmedikleri için bu algı neredeyse yokmuş gibi hiç algılanmamış. Sadece kabilenin şamanı, her sabah gidip okyanustaki bu alışılmadık dalgalanmaya bakıyormuş. En sonunda iyice yaklaştıklarında, şaman görmeyi başarmış. Ve diğerlerine " orada bir nesne var" ı tanımlamış. Sonra onlar da şamanlarına güvendiklerinden dolayı  bu gemileri görebilmişler. Algı ve deneyim arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Bu bana ilgilendiğim spiritüel konuları hatırlattı: Orada bir nesne var ama henüz göremiyorlar. Sevgilerimle

Kwan Yin 
 14.09.2007 16:27
Cevap :
Evet, ben de bunu hatırladım. Gerçekten de güzel bir örnekti bu. Aslında Plato'nun Mağara Alegorisi'nin onun gizli sırlara bir miktar vakıf olması ile ilgili olduğu söylenir. Hatta örneğin bir Pisagor gibi çok ileri kademelere gidememiş olsa da antik ve halktan saklanan kadim bilgilere bir miktar ulaştığından başkalarına "aslında siz hiçbir şeyi bilmiyoruz, gerçek hayatın sadece suratini görüp gerçek sanıyorsunuz" demek için bu alegoriyi kaleme aldığı da söylentiler arasında. Her ne olursa olsun, orada olan bir şeyi görmek için görmeye hazır olmanız, zihninizin yeterince açık olması ve önyargısız ve sorgulayıcı bir biçimde gelecek olan yeni bilgiyi alabilmeniz gerekiyor. Yorumunuz için tekrar çok teşekkür ederim.  15.09.2007 8:50
 

çünkü gerçekleri bilmiyorum. sadece bize öğretilenleri gerçek sanıyorum. öğretilmeyle ilgili bir iki örnek verebilirim. misal iki düşman akaryum balığını bir camla ayrılmış akvaryuma koyarsanız. birbirlerine her saldırdıklarında cama çarptıklarından, bir süre sonra cam kaldırılsa bile sınırları belli olduğundan geçmezler artık. bir grup maymun bir kafese koyuluyor. tepeye muz hevengi ve bir merdiven. Har ekıllı maymun gibi, bizimkilerde merdiveni alıp, hevenge yöneliyorlar ama, hevenk elektrikli...
bir süre sonra muzlara ulaşamayacağını anlayan maymunlardan bir kısmı çıkarılıp, olaydan haberi olmayanlar sokuluyor. Tabi her akıllı maymunun yapacağını yapacakken, diğerleri tekme tokat girişiyorlar yeniye. Niye elektrik çarpmasın diye. Daha sonra eskilerden bir kısmı daha çıkarılıp yerlerine yepisyeni maymunlar getiriliyor. Onlarda aynı fiili işleyecekken, diğerlerinden dayak yiyor. En çok dövenlerde daha önce neden dayak yediklerini bilmeyenler...
Efendim ben bu yazıyı orada playst

karga 
 14.09.2007 15:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 873
Kayıt tarihi
: 08.09.07
 
 

1973 İstanbul doğumluyum. Kadıköy Anadolu Lisesi ('91)'nin ardından 1995'te Boğaziçi Üniversitesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster