Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
764
 

Gözyaşlarının Anlattıkları

Gözyaşlarının Anlattıkları
 

Haberler toplumun aynasıdır. Haberlerden, uzak diyarlarda olan bitenleri duygulanarak, üzülerek, sevinerek öğreniriz. Televizyon ekranlarında milyonlar seyretti. Biliyorum ki seyredenlerin çoğunluğu etkilenmiştir. İşten çıkarılan işçilerin göz pınarlarından aşağıya doğru akan yaşlardan.

Bir çaresizliğin dışa vurumudur o gözyaşları. Çoğunluğu yılların çalışanı. Krizin ülkemizdeki mağdurları. Bunlar sadece gördüklerimiz, duyduklarımız. Ya görmediğimiz, bilmediğimiz on binlerin durumu nedir acaba?

Oldum olası yaşlı insanları severim. Feleğin çemberinden geçmiş, kahredici hayat şartlarına yıllarca dayanmışlardır. Geçmişin günümüzdeki canlı tanıklarıdırlar onlar. Kırlaşmış aksakalları ve çukura kaçmış ışıldayan gözleri ile tarihe tanıklık edenlerdir. Birde kızgın annelerinden kaçan çocukların arkalarına saklandıkları koruyucu meleklerdir.

Kurşuni gökyüzünün tehditkâr bulutları altında, parkta sağa sola kanat savuran güvercinlerin yakın dostlarıdırlar. Çalışan oğlunun kızının yolunu gözlerler yağmurun usulca ıslatmaya başladığı çimenlerin kenarlarında.

Düşündüm gün boyu. İşini kaybeden anaların, babaların yolunu gözleyen çocukların, yaşlıların gizemli düşüncelerinin ne olduğunu. Feryatlarına ortak olmaya çalıştım kendimce.

Krizin mağdurları gün geçtikçe ortaya çıkıyor. Daha çok çocuğun içtiği sütün, giydiği ayakkabının azalmaya devam edeceği düşünülüyor. Bir simit için günlerce gözyaşı döken çocukların sayısının artacağıda. Çünkü kriz fakir fukarayı, yoksulu, kimsesizi, çaresizi etkiledi. Kriz bizi etkilemez diyeni etkilemedi.

Köyünden kopup gelenlerin dağları özlemeleri boşuna değildir elbette. Yükseklerde özgürce kanat çırpan bir çift kartala heveslenmeleri de. Çünkü dağların yükseklerinde “yaşam korkusuna” yer yok. Korku oluşturulmaz. Çünkü yükseklerde “fakirlik, muhtaçlık, çaresizlik, kimsesizlik, yetimlik” yok. Çünkü yükseklerde “faili meçhuller” yok. Çünkü yükseklerde kaybedilenlerin “ölüm yıldönümleri” yok. Çünkü yükseklerde “işkenceler” yok. Doğa ne ise o. Her şey açık ve yalın.

Çiçekler, büyük mavi can çiçekleri, kardelenler. Yere düşen yapraklarına hüzünle bakan kestane ağaçları, “beyaz kâbusa” dirençli kayınlar, dişbudaklar, göknarlar. Çağlayıp köpürerek akan, içlerinde kırmızı benekli alabalıkların oynaştığı gümüş renkli dereler. Bin bir çiçeğin arasında canlı bir yaşam. Burada gözyaşı olabilir mi? Ya çaresizlik?

Ya büyükşehirlerin varoşlarında bir lokma ekmek için çırpınmaların verdiği hüzünler. Yaşam koşuşturmasının hayhuyunda ekonomik geleceklerinden kuşkulu olan işadamları, esnaf, memur, işçi, yazar ve gazeteciler. Seyyar satıcılar, işsizler. Şimdilerde ağaçların yükseklerine kanat çırpan yeşil ve altın renkli bir kuş olmayı istemezler mi?

Geriye dönülüp bakıldığında insanın zihninde yer eden yaşanmışlıkları özlemek var ya. İki katlı, beyaz badanalı, önlerinde begonyaların boy attığı evlerin saltanatının sürdüğü, insanların birbirlerine destek oldukları, içinde yaşayanların bazen kırgın bazen yorgun ancak gözlerinde gülümsemenin eksik olmadığı günleri özlemek. Ne ki, geçmişi arayıp bulmak ve yaşamak mümkün mü artık?

Aksine yavaş yavaş değişen insan davranışları bir yana, kuruyemişçisi ile kokoreççisi ile kebapçısı ile butikçisi ile bakkalı ile yoğurt satıcısı ile çoktan yok olmaya başlamış bir yaşamı görmek ve duyumsamak; yaralanmaların, ölümlerin, kan ve kin kusan silahların, savaşların, feryatların yürekleri dağladığı ortamlarda çok zor artık. Tozun toprağa karıştığı, “sapla samanın” ayrıştırılamadığı, “harmanlanmanın” yapıldığı bir ortamda geleceğe güvenle bakmak kolay mı?

Şu günlerde dünyanın nabzı Davos’ta atıyor. Gündem “krizden sonraki dünya”. Yüksek düzeyde ve kalabalık bir katılıma sahne oluyor Davos. Paradan para kazanıldığı dönemler sorgulanıyor. Yani çalışmadan, üretmeden “kazanmanın” revaçta olduğu günler. Üretime sırtını dönmüş sanal ortamın kurnazlarının, spekülatörlerin ekonomilere yön verdiği günler. Krize çare aranıyor, çıkış yolları tartışılıyor. Biz ise hala yola “IMF ile” devam etmenin yollarını arıyoruz. Aklım erdi ereli gündemimizde IMF zaten eksik olmadı ki. İşini kaybedenlerin gündeminde IMF’mi var yoksa bir iş sahibi olmak, çalışıp kazanmak ve üretmek mi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 133
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 901
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster