Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '18

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
53
 

Grinin Elli Tonu Üzerinden Uyarlama Meselesi

Grinin Elli Tonu Üzerinden Uyarlama Meselesi
 

Grinin Elli Tonu, uyarlama filmlerin yeni bir örneği olarak çıkıyor karşımıza. Filmin kadın kahramanı Mrs. Ana (Dakota Johnson)  edebiyat bölümü öğrencisi, okul haricinde bir hırdavatçı dükkânında çalışmak zorunda olan masum ve güzel bir kızdır. Gazetecilik bölümünde okuyan ev arkadaşının yerine bir röportaja kendi gider. Röportajı yapılan kişi hem oldukça genç hem başarılı işadamı Mr. Grey’dir (Jamie Dornan). İkilinin böylesi bir tesadüfün akışınca bir araya gelmelerinden sonra Mr.Grey Ana’ya, sebebi filmin en azından bu ilk bölümünde muğlakta bırakılmış bir ilgi duymaya başlar. Ama Grey’in Ana’ya olan yaklaşımı nomâlden biraz farklıdır –ki filme konu olan esas problem de zaten tam burada başlamaktadır. Mr.Grey Ana’ya düpedüz seks, üstelik de sadomazoşist bir seks üzerine kurulu bir ilişki vâdetmektedir. Hatta bunu önermeden önce Ana’nın bu seçimde doğru bir kişi olup olmadığı ile ilgili tereddüte de düşmemiş değildir aslında. Buna rağmen ilişkiye meylettiği Ana’nın bakire olduğunu öğrenmesiyle ona olan yaklaşımı (evvelkilere nazaran) biraz daha esnek olur…v.s.

         İzlemeyenler açısından filmin sadist, pornografik veya erotik yönü dışında,  kendimi değinmek zorunda hissettiğim, genel olarak bu tür uyarlamalardan kaynaklı bir problem var. Bu öyle bir problem ki filmi 1. Bölüm itibarıyla eleştirmenin imkânsızlığını dayatıyor.

         Ortada bir evlilik falan söz konusu olmadığı hâlde ikili arasında bir yazılı sözleşmenin filmde fazlaca yer tutması meselâ. Hem fazla yer tutması hem buna rağmen de konuya açıklık getirilmemesi, üç ciltlik bir romanın diğer bölümlerinde açıklanan tarafı mıdır?... Anlaşılamıyor. Yine aynı şekilde Mr.Grey’in seksüel fantezilerinin filmin asıl problemi olması beklenirken, bunun felsefi bir altyapıdan mahrum bırakılmasını filmin yarım kalan, “arkası yarın” bir film olmasına mı yormalı? Bu da sonraki bölümler izlenmeden varılacak bir sonuç değil. Tabii ben bütün bu havada kalan noktaları menfii bir eleştiri adına yazmıyorum. Filmin üç ciltlik bir romanı aynen alıp üç bölümle uyarladığını müşahede ediyorum yazarken. Zaten tam da bunu eleştiriyorum.

         İzlediğimiz film dünyanın en çok satan romanın üç cildinden birincisini kapsayınca, böylesi bir uyarlama hususunda, kitabı hiç okumadan da değinilmesi, öneri getirilmesi gereken bazı yönler kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bunlardan birincisi filmin birebir bir uyarlama olması ile ilgili. Oysa edebiyat ile sinema farklı sanat dallarıdır. İşin bu yönü herhangi bir roman sinemaya uyarlanırken genelde gözden kaçırılıyor. Sinema sanatı ile roman sanatı arasında, dramatik kalıptan itibaren genel kurguya kadar gözetilmesi zarûri, çeşitli farklar vardır. Çok nitelikli bir romanı bile birebir bir kurgulama ile sinemaskopiden faydalandığınız bir görsellikle işlemeye kalkıştığınızda, ortaya çıkan sonuç sinema sanatına yaklaşmayabilir. Edebi bir eseri sinemaya aktarırken onu romana özgü kurgusallığın içinden çıkararak sinemaya özgü, konvansiyonel bir kurgusallığa sokmak, bu şekilde bozup yeniden yapmak icap eder. Uyarlamaların genelinde gözden kaçırılan, herhangi bir romanı hâlihazırda bir senaryo taslağı olarak görmekten kaynaklı bu sorun, tek başına konu bütünlüğü olmayan, genelde birbirinin devamı romanların uyarlanmasında ortaya çıkıyor. Tek bölümlük uyarlamalarda ise aynı sorun, sorunun varlığına rağmen pek dikkât çekmiyor.

         Anlatmaya çalıştığım bu kurgusal sorun Yüzüklerin Efendisi’nden sonra, Grinin Elli Tonu filminde de ortaya çıktı. Film bitti. Ama siz genel olarak filmde neyin ne olduğunu anlayabilmek, belki nasıl bir finâlle biteceğini gözetip ona göre yorum yapabilmek için diğer bölümü, diğer bölümün gösterime gireceği tarihi beklemek durumundasınız. Bir sinema filmi çekilme aşamasından itibaren, o filmin sinema salonunda izleneceği varsayımına dayanır. Dolayısıyla bu şekilde yarıda kalmış bir sinema filmini en az bir yıl sonra, yine bir sinema salonunda izlemeniz gerektiğinde, söz konusu filmin ilk bölümüne ait detaylar unutulmaya yüz tutacaktır. İşte roman sanatı ile sinema sanatı arasındaki kurgusal denklemin ayrıştığı nokta tam da bu durumda kristâlize olur. Birbirinin devamı üçlemeli romanlar sinemaya uyarlanırken genel kurgunun, sinemaya özgü şekilde değiştirilmesi gerekirken görünen o ki sinema sanatı bu noktada işin kolayına kaçıyor.

         Sonuçta yine bir üçleme, bu defa E.L. James’in bir romanın uyarlaması söz konusu olduğunda eleştirmenlere iki yıl beklemek dışında, yani tam da bu durumu eleştirmek dışında bir seçenek kalmıyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 33
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 85
Kayıt tarihi
: 25.10.17
 
 

lisans mezunu edebiyatçı sinema yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster