Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '15

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
196
 

Griye boyanmış hayatlar ve mavilere yolculuk

Griye boyanmış hayatlar ve mavilere yolculuk
 

Çocuk istismarına ve Pedofiliye Dur De!


Radyoda bir şarkı çalmaya başlıyor. Belki de radyoda değil zihnimde çalıyor bir şarkı. Öyle içten öyle dokunaklı öyle alıp götüren bir tını ki… Düşünüyorum bir cam kenarında elimde kağıt kalemim kalbimin neredeyse dışarıdan belli olabilecek gibi atışı ve gözlerimin önündeki mezarlık çiçekleri… Takvimden onlarca yaprak düşüp karışmış zamana… Yeni doğmuş bebekler kocaman çocuk olmuşlar. Saatler birbiri ardına koşarak yürümüş sonsuzluğa. Ben diyorum ki yazmalıyım. Yazmalıyım sana ait ne varsa içimi yakan. Yazmalıyım ki artık kocaman olmuş çocukların, birbirini kovalamış saatlerin ve cam kenarı her yolculuğumun içime kazına kazına yaraladığı yüreğim taşsın ve aksın. Oysa öyle olmuyor, akmıyor tıkanıp kalıyor bir cümlei izaha denk geldiğimde. Nasıl yazar kalemim? Nasıl dökülür kelimeler kağıtlarıma? İzahı olmayan bir yolculuğun dibe vuruşunu anlatmak mümkün mü hiç? Senin zoru mu kolayı mı seçtiğini bile netleştiremeyen zihnime, sonsuz bir yolculuğun nedenlerini nasıl öğretebilirim? O kadar büyüdüm mü sahiden?

Bir kitaba başlıyorum, yeni dünyalara yolculuk edeyim, yeni hayatlar keşfedeyim, dağılsın sana ait ne varsa zihnimde diyerek… Daha ilk paragrafında yine derin bir hüzne boğuluyorum. Her karakter ya sana doğru ya senden sonrası, düşünülmemiş bir an dahi bulabilirsem ödüllendireyim kendimi. Ama yok!

Yolda yürürken ya da otobüs durağında beklerken bir otobüsü veyahut bir kafede yudumlarken kahvemi olanca sıradanlığıyla herhangi birinin garip ama oldukça gerçekçi hayati sorularına maruz kalıyorum. Mesela neden hala evlenmedin? Ya da çocuk sahibi olmak istemez misin? Ya da neden adım atmıyorsun vb onlarca sıradan ama bir o kadar derin cevaplar isteyen sorular bunlar. Hiçbirine senin yüzünden cevabını veremiyorum. Bir insan bir kadın bir çocuk en yakınına bile güvenini kaybetmişse bir daha kime nasıl güvenebilir diye yanıtlasam anlarlar mı beni? Sormazlar mı ne yaşadın? Anlatabilir miyim onlara ben değil o yaşadı diye. Anlatamam. Kimsenin de dinlemeye vakti ya da takati yok zaten.

Karanlıkta kalıp koridorları koşarak geçtiğimiz ve hatta çocukça korkularımızla geceleri tuvalete giderken bile anne baba diye seslenişlerimizin tadını dahi yaşayamamış bir çocukluk geçirdiğini anlatabilir miyim onlara? Henüz daha körpecikken yitirdiğin umutlarının beni ne denli yıkıp geçtiğini anlatabilir miyim? Her çocuğun korktuğunda ağladığında düştüğünde ya da ufacık bir olumsuzluk dahi yaşadığında sığınak olarak gördüğü anne babasını senin hiç yaşayamamış oluşunu anlatabilir miyim? Ve sonra yıllarca sabrettiğin karanlığın bir gün umutla bezenişini ve o umudun bile seni nasıl da yarım bıraktığını anlatabilir miyim? Aşık olduğun adamın seni zerrece umursamayışını ve senin bir kez daha yaralanışını anlatabilir miyim?

Çocuk bedeninde gezinen büyük ellerin senin henüz ne olduğunu bile bilemeyeceğin bir yaşta seni alıp büyüttüğünü anlatabilir miyim? Ve benim henüz daha yolun ne kadar da başındayken nefret edişimi her şeyden. Bir umuda sarılıp yaşama tutunmanın ne demek olduğunu anlatabilir miyim onlara?

Radyoda bir şarkı çalıyor belki de açık bile değil radyo. Zihnimdir bana bu şarkıları dinleten. Gittiğinden beri anlatamadığım her kelimenin, beni kanadı kırık bir kuş gibi hırpalayışıdır bana kalan. Ve sessizce ağlayıp yüzüme yorgan bastığım isyan gecelerimdir. Kimsenin dinlemeye vakti ve takati yok biliyorum. Hem kim bile bile can sıkıcı şeyler dinlemek ister ki?

Bir Temmuz akşamı bugün sana bir şeyler anlatmam gerek ile başlayan ve bir ocak gecesi sona eren yangın serüvenini dinlemeye kaçının kalbi dayanır? Veyahut ben kaçını anlatmaya değer bulabilirim?

Ve sonra her gün her an kendime sapladığım okları kiminle paylaşabilirim? Konuşulmayınca biteceğini düzeleceğini zanneden bir toplumda, bastırmanın üstünü örtmenin çözüm olduğunu düşünen bir çevrede neyi nasıl anlatabilirim ki insanlara? Ne kolay türlü bahanelerle köşelerine çekilmek, ne kolay çölde kalmış bir bedevinin serap görmesiyle eşdeğer tutmak seni ve hayatı çalınan her körpeyi. Ne kolay hiç dillendirilmeyince yok saymak gerçekleri. Kimilerinizin omuzlamak zorunda olduğu hayatları kimilerimizin dinlemeye dahi cesaret edemeyişi ne komik öyle değil mi? Olanca duyarlılıklarıyla göstermelik üç beş cümlenin altına iliştirilmiş, benim bedenim benim kararım yazmak ne kolay ya da öylece sessiz sedasız dikkat çeker gibi yazıp çizmek çocuk gelin diye bir şey yoktur diye. Oysa hayatı çalınmış hangi çocuk hangi kadın hangi insan yoktur ki tek başına omuzlamamış onca ezilmişliği. Griye boyanmış çocukluklarının ardından bir mavi görür müyüm umuduyla yaşama sarılabilmiş ne az insan vardır değil mi? Ve sahip çıkamadığımız ne çok can… Boşver bizden uzak olsun dediğiniz, dinlemekten duymaktan dahi kaçındığınız, kaldıramam diye uzaklaştığınız her insan hayatında bir lekede siz bırakmadınız mı? Hayal görüyordur gerçek değildir, çocukça yalanlardır, böyle bir şey olmamıştır dediğiniz her çocuğun hayatında bir yara da siz açmadınız mı? Sahip çıkamadığımız her canın vebalinde bir parça da biz sorumlu olmadık mı?

Bir şarkı daha çalıyor radyoda, dinlediğim her şarkıda, yürüdüğüm her sokakta, bahçede balkonda, bazen okulda bazen çarşıda pazarda, bazen bir hastanede bazense bir çocuk parkında her seferinde bir temmuz akşamından kalma nemli sıcak ve buhranlı bir geceye dalıyor gözlerim. Dinlemekten duymaktan kaçmadığım için daha huzurlu hissetsem de kendimi, daha takvim yapraklarında Aralık dökülmeden sızısı artıyor içimin. Griye boyanmış hayatlarda mavi olabilmek için hırpalıyorum kendimi ama etrafımız korkmuş ve kokuşmuş onca bedenle doluyken bağlanıyor ellerim. Hangi çocuğun gözlerinin içine baksam, hayatı çalınmış çocuklar canlanıyor zihnimde, bir şey yapmalı diyorum. Bir şey yapmalı. Farkındayız demekle olmaz diyorum kendi kendime, paylaşmamız gerek hayatı. Bir şey yapmalı, yazmalı çizmeli anlatmalı. Önce toplumu aydınlatmalı. Bir tek insan bir tek kadın ve bir tek çocuk dahi umutsuz kalmayıncaya, tek bir tanesi dahi sonsuza koşmaya cesaret etmeyinceye dek bir şey yapmalı. Önce bilinçlendirmeli çocuğu, anneyi babayı ağabeyi kardeşi.. Anlatmalı iyi dokunuşu, kötü dokunuşu… Nasıl korunur mahremiyet anlatmalı… Ne yapmak gerek anlatmalı. Öğretmene, doktora, polise, avukata, hâkime, herkese anlatmalı. Önce sus bize ne zihniyeti son bulmalı elbette. Korku yıkılmalı. Çocuktur yalan söyler anlayışı son bulmalı elbette. Ve daha bir çok şey yapılmalı. Ama en önemlisi, dinlemeye anlamaya sahip çıkmaya korumaya cesaret edecek bir insan yetiştirmeli. Duyarlı ve sevgi dolu. Paylaşmayı bilen. Aniden kaçıp gitmeyecek, korkup saklanmayacak bir insan. Ancak bir insan anlatabilir ve anlayabilir, hayatı çalınmış bir insanın bir kadının bir çocuğun griye boyanmış girdaplarını.

Bir şey yapmalı…

-Çocuk istismarına dur de!- Pedofiliye dur de!-

Sıla Paylar ( Aile Danışmanı &  Otizm Eğitmeni)

Nil ALAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 505
Kayıt tarihi
: 19.04.12
 
 

Psikoloji - Felsefe - Özel Eğitim - Rehberlik  " Tüm çocuklar gülsün diye, gökyüzünü Mavi'ye boya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster