Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
853
 

Gül bana bitanem...

Gül bana bitanem...
 

gül bana bitanem...


Gül bana bitanem, gül, ne olur... Seni kucakladığım son anı gülüşünle anayım, bırak... Nasıl sensizim bilsen, ne karanlık... Gel, bak, duruyor hala gül ağacın. Koy dediler, yaz dileğini gül ağacına. Yazdım canımın içi, tutar mı dersin? İçim yanıyor, ondan mı bu yaşlar böyle alev alev? Ne çok şey vardı yapamadığımız... Seni mutlu etmeyi öyle çok istedim ki... Gözlerim ağrıyor, başım çatlıyor; her zerremi kaplayan acı, içerde başka, dışarıda başka kanatıyor...

Nerede hani şu Sahafları altüst edip bulduğum Serab-ı Ömrüm’ü aldığımdaki sevincin? Her yere taşırdın o kitabı, gözlerin hastalanıp okuyamasan da, gözlerin olmuştu sesim... Ya kim derdi ki çok sevdiğin bu dizeleri, gün olup kabrine yazdıracağım, sana sözümdür diyerek:

Tâliin kahrı var her hevesimde

Boğulmuş figânlar titrer sesimde

O güzel ismini son nefesimde;

Anıp da bahtiyâr ölmek isterim....

Ah canımın içi, sana sevgim öyle çokmuş ki meğer, sen varken dağıttığımı sandığım sevgiler hiçmiş. Şimdi senden açığa çıkana o muazzam kütleye herkesi ve herşeyi aldım da, yine koskocaman yer kaldı... Bu kadar küçük müymüş meğer dünya? Ya yoksa sen miydin hepsi? Lime lime kopuyor her yanım, ömrümce ilmek ilmek ördüğüm sevgiler, bir enkazın tozları gibi yayılıyor, soluksuz...

Dokundu yüreğim, parmaklarım yine kıyamadı, usulca bırakıverdim dudaklarımı sana aldığım minicik çiçekli bibloya. İşte, hem de uçuk mavi ve pembeydiler, senin sevdiğin gibi. Cebimdeki son kuruşu verirken ne biçim bakmışım ki, satıcı “ne şanslı sizin elinizden bunu alacak olana” dediydi. Sana hiç söylemedim, ama o gün orada açtım kapağını hüzünlerimin, bolca boşalttım gözyaşlarımı, kopuk kesik sözcüklerle onları göremeyeceğini bildiğimi söylemeye çalıştım dükkancıya. Herşey gibi, geç kalmıştım, sana yetişemedim...

Bak, birlikte dinleyip ağladığımız “Aldırma Gönül” çalıyor, Edip’ten. Ama olmuyor, olmuyor işte.. Ne Sabahattin Ali’nin hazin öyküsü, ne “Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım” ikna edemiyor kalbimi; isyanım arşa değiyor, çarpıp katlanıp yine yükseliyor, sen kendini kaybetmişken kulağına fısıldıyordum ben yaşlar içinde, “Benzemez Kimse Sana, Tavrına Hayran Olduğum”...

Delisin, diyorlar. Çok umurumdaydı, sanki. Ne senden, ne sevginden, ne acından geçerim bitanem; aklım olsa ne olur, olmasa ne gam. Seni aklımla sevmiyorum ki ben. Ben olmasam da seni sevecek ruhum. Kimbilir, belki buluşur özlemim seninle yeniden ve işte orada, sonsuzlukta hiç ayrılmayız. Hem bu “ben” dediğim de nedir, o zaten “sen” değil miydi hep?

Her sadme, sanki diğerini çağırıyor. Bu da bir bağımlılık, biliyorum, biçare ruhun yaralarını yeni acılarla, yeni hayal kırıklıklarıyla deşmek istemek. Yalpalaya yalpalaya gidiyorum, nereye bilmem. Hatta gittiğimden bile emin değilim. Daha çok patinaj yapar gibiyim. Yüreğim sürtünmeden ne zaman yanıp, alev bedeni yutarsa, ben de o zaman biteceğim ve o zaman, işte o zaman ruhum sana koşacak...

Hani o bırakıp giderken seni

Bu öksüz tavrını takmayacaktın?

Alnına koyarken veda buseni

Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?

Hani ey gözlerim bu son vedada,

Yolunu kaybeden yolcunun dağda

Birini çağırmak için imdada

Yaktığı ateşi yakmayacaktın?

Gelse de en acı sözler dilime

Uçacak sanırım birkaç kelime...

Bir alev halinde düştün elime

Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

...Veda Busesi’ni, sen okurdun anneciğin için, o tatlı sesinle, hem zamanı hem zemini seni anlattığından... Acına acımı katık etmeye yarıyor bu sözler şimdi... O zaman ben silerdim gözyaşlarını; şimdiyse hıçkırıklar doluyor boğazıma, söyleme sırası bana gelmiş, ama sesim çıkamıyor, boğuluyorum; tuz basmak için yarama, dinliyorum biteviye... Seni soğuklara koyduklarında öptüğüm dudaklarına bıraktım, o damlalardan bolcasını...

Şimdi nefessiz, Selahattin İçli’nin bestelediği o yakıcı sözler, dönüp duruyor zihnimde, sana gelene dek... Bekle beni, bitanem...

Güneşin battığı yerde bir dönülmez ufka gittin

Beni böyle dertli garip bitkin bıraktın

Gittiğin gün gibi sessiz

Seninle doluyum sensiz

Yalnız bıraktın

Zaman hiç geçmemiş gibi

Sensiz yaşanmamış gibi

Sana geleceğim

Dudağında yarım kalan

Hazin hüzzam şarkılardan yanmış geleceğim

Yaşamaktan başka söyle

Aramızda fark mı kaldı

Cansın derdin can mı kaldı

Duman olup geleceğim

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Blogda bu tür sözleri kullanmayı hiç sevmiyorum, keşke hep güzel haberler paylaşsak, ama yaşam bu işte.Olmuyor, kayıp gidiyor sevilen.Yatağı nur olsun dilerim...

Nuray Ors 
 06.09.2009 22:54
Cevap :
Keder, paylaşıldıkça azalır derler... kimbilir. Benimkisi içimi yakan, boynu bükük, kimi zaman inceden, kimi zaman çağlayarak, ılık ılık akan bir gariplik türküsü. Sağolun. Sevgilerimle.  08.09.2009 6:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 496
Kayıt tarihi
: 30.05.09
 
 

İnsanı en iyi tarif edecek olan nedir? Kendi söyleyeceklerim taraflı olmaz mı? Belki en doğrusu, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster