Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '18

 
Kategori
Doğum Hikayeleri
Okunma Sayısı
223
 

Güle Güle Bebek

Güle Güle Bebek
 

İlk doğumumdan sonra aslında hep çok istedim tekrardan hamile kalmayı, bir bebeğimin daha olmasını, sonuçta ne hamileliğimi anlamıştım, ne doğumumu, ne de loğusalığımı. Fakat yaşadıklarım öyle korkuttu ki beni 8 yıl buna cesaret edemedim, sonra tekrardan bir cesaret geldi. İçimdeki çocuk sevgisi, hamileliğin tadını çıkartma isteğim ağır bastı.

Hemen telefonuma yumurtlama hesaplayıcı aplikasyonları yükledim derken denediğimiz ilk ay hamile kalmıştım. Müjdeyi Tolga'ya verdiğimdeki yüz ifadesini hiç unutamam.

Doktora gittiğimde daha ne kese göründü, ne de kalp atışı o kadar acele etmişim ki, neredeyse hamile kaldığım gün gitmişim doktora. İkinci randevuda keseyi, üçüncü randevu da kalp atışlarını duyduk.

Biz böyle mutlu mesut dolaşıyoruz. Tolga'yı görseniz yolda yürürken korumam gibi tek eli hep önümde ya düşersem diye. Öyle bir alaka ki resmen prensesliği yaşıyorum. Sanıyorum 12. haftaydı  cinsiyetini öğrendik oğlumuz olacaktı.

Hep erkek çocuğu istemiştim ne şanslıydım kızıma erkek kardeş geliyordu.Tabi biz Sude de her şeyi son dakikaya bıraktığımız için malum çocuk bir iğnesi olmadan doğmuştu. Bunda erken doğum riskimde vardı. Her şeyini cinsiyetini öğrenir öğrenmez aldık. Beşik, kıyafetler, tırnak makası, bebek arabası, ayakkabıları her şeyi 1 ay içinde hazırdı 6. ayda kullanacağı mama sandalyesi bile küvetlerinden bezine hiçbir eksiğimiz kalmamıştı. Kısa sürede Sude de yapamadığım her şeyi oğlumuz Aras için hazırlamıştık.

Erkek annesi olacaktım sünnetini planladık, askere gönderemem dediğimde babası ''askerliğini yapmayan adam mı olur'' diye çok kızmıştı. Biz öyle kaptırmışız ki askerlik yüzünden kavga çıkacak evde, o kadar emindik ki onun ailemize katılacağına.

Derken bir gün yemekte tüm karnımı kaplayan ince bir sancım oldu. Biraz durdum kanamam yok, endişeye gerek yok dedim; ama 1 saat içinde o ağrı dayanılmaz bir hal aldı. Sanırım gaz sıkışması diye gittik doktora.

Masaya uzandım, ultrason cihazı karnıma değdi, oğlum karımda 16. haftamdayım ters giden bir şey var!!!  Bebeğimin tam ortasında kıpır kıpır olan bir şey vardı hep, o yok.... Hareketsiz dümdüz resimmiş gibi duruyor diye düşünürken doktorum "hmm bir sorunumuz var bebeğin kalbi durmuş" dedi. Nasıl olur daha sabah kıpırdıyordu diye karşı çıktım. "Hayır maalesef  5 gün olmuş" dedi  ve aniden kalkıp gitti yanımdan. Beni ve ultrason aletini öylece bırakıp gitti.

Benim başıma bu gelemez dedim en son ultrason aletini alıp kendim bakmaya çalışıyordum; biryandan doktorun yardımcısına doktoru çağırmasını söylüyorum; dinlemiyor aldı elimden ultrason aletini kendi baktı çok anlıyormuş gibi. Nereye gitti Allahın cezası adam, çok ağlıyordum kalbim acıyor bu bir şakaydı.

Tolga bana sarıldı, Çünkü sağa sola vurmaya başlamıştım kırmayayım diye herhalde. Üstündeki tişörtü ben mi böyle sündürdüm çok kötü gözüküyor, doktor geldi. Meğer  Sude'yi odadan uzaklaştırmış beni üst katta  bir yere gönderdi adını hatırlamıyorum. Ultrasonla bakıldı tekrar ağlamaktan başka bir şey yapmak istemiyorum. Adam da başımda, "doğsaymış zaten sakat olacakmış böylesi daha iyi, öleli 7 gün olmuş" gibi bir ton gereksiz bilgi verdi. Sanki sormuşum gibi, hiç konuşmadan cıktım omuzlarım düşük kafam bedenime ağır geliyor. Yüzünü bile görmediğim bir bebek nasıl olurda bu denli canımı yakar anlamıyorum. Sakinleşmek istiyorum yok olmuyor.

Tekrar doktorun yanına döndük ben hala inanmıyorum ki. "Bu gün sakinleşin yarın sabahtan sizi doğuma alalım yavaş yavaş suni sancıyla doğumu başlatalım" dedi. Kürtaj için büyükmüş. Bedeni 200grm acısı 200 tondu.

Eve doğru gidiyoruz utancımdan bakamıyorum Tolga'nın yüzüne yine beceremedim ...Hamile kalmayı ne kolay beceriyorum da doğurma ve içimde tutma konusunda hiç iyi değilim. Acımın üstüne başarısızlık, mahcubiyet biniyor. 

O doktora inanmadım başka bir özel hastanenin herhangi tanımadığım bir doktoruna gittim. Aynı şeyleri duydum, eve gitmeden kuaföre gitmek istedim. Saçlarımı kısacık kestirdim. Sanki biraz rahatladım gibi  eve geldiğimde, uzun uzun dinledim; çünkü ben emindim sabah hareket etmişti. Yeniden canlanacağına öyle inandım ki bütün gece ellerim karnımda kıpırdamasını bekledim; ama kıpırdamadı. Ertesi gün sabah 9da dayandık doktorun kapısına. Doktor bizi görünce "geç kalmışsınız bugüne yetişmez, önceki doğum sezaryen olduğu için yavas yavas vereceğiz sancıyı, riskli birşey" dedi. Madem öyle neden 6 da gel demiyorsun ki bana, 9 da başlamıyor mu bu lanet mesainiz? Bugün cuma pazartesiye kadar beklemeliyim. Sevgili doktorum kalbi durmuş bebeğimle 4 gün daha geçirmemi istedi. Peki deyip cıktık, tartışacak sorgulayacak gücüm yoktu.

Pazartesi 6 da Sude'yi halama bırakıp hastaneye geldik yatış yapıldı. Sancı verilmeye başlandı. Doğum katındayım her odanın kapısında kocaman süsler var. Hoş geldin bebek , ben ne asmalıyım o kapıya güle güle bebek mi?  Bu salak katta ne işim var? Neden burada yapılıyor bu işlem? Kapımı sıkı sıkı kapadım koridorda neşeli topluluk sesleri, arada odalardan gelen bebek seslerini çekecek durumda değilim. Ölesiye yanlızım. Yanımda agzından tek kelime çıkmadan sadece susan eşimden başka kimse yok. Kalabalık olsak, birileri saçımdan okşasa, bu da geçecek dese,  geçermiydi acaba?

Zaman geçtikçe acım çoğalıyor, dönüyorum odada, saat başı hemşire geliyor, acınası gözlerle bakıyor bana. daha da sinirim bozuluyor. Ben de acıyorum halime. Ne kadar da beceriksizim. Göz yasım dinmiyor. Sigara içmek istiyorum salmıyorlar; daha da daralıyorum.

Sunı sancıyla ağrıması gereken yerim karnımken, benim kalbime gidiyor serumdan inen her damla. acı hissetmiyorum, aksam oldu açılmam yokmuş, doz arttırıldı artık gece yarısı dayanamıyorum bu acıya kalbim mi daha çok acıyor? Karnım mı? bilemiyorum. Saat 1 tarih 20 ağustos şaka gibi,  benim doğum günüm oğlumun ölüm yıldönümü olacakmış. Kalbi duralı 7 gün olmuştu. Doktor oyaladı ve hiç fark etmeden yine bir doğum günümde daha acı içindeydim ''bana kaderimin bir oyunu mu bu''  çalabilir miyiz? :) Ebe geldi yine açılmama baktı suyum sıkışmış o ne demekse. Birşeyler yaptı ve bir anda suyum geldi. Eşimi yardım etmesi için çağırıyor bu hastane de gerizekalı dolu bizdeki travmayı katlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Eşimi istemedim ben kendim hallederim, tek elimle bebek çıkmasın diye tuttum, diğer elimle getirdikleri tekerlekli sandalyeye binmeye çalışıyorum.

Sonunda doğumhanedeyim, doktor gelmiş ben bakmak istemedikçe doktor gözüme soktu resmen.
-Alacak mısınız? Diye bir soru sordu. O ne demek? Yok çöpe atın dememi mi bekliyordu? Acaba
-Evet alacağım dedim.
 Patalojıye göndermelerini ıster miymişim, Hayır diye cevap verdim.

Odaya geldiğimde biraz daha hafiflemiş hissettim. Uyudum sabah beyaz bir kutunun içinde odaya getirdiler. Mezarlığa gotürmemiz gerekiyor. Eşim ben hallederim sen kal dedi. Onu nasıl bırakırdım sıkı sıkı yapıştım kutuya, kundakta çıkarmak isterken  beyaz bir kutuda çıkarıyordum oğlumu. Kutu sıcacıktı. eşime açıp baksam mı? bu kutu sıcacık dedim yapma dercesine baktı yüzüme, yapamadım... Ama içimde hala yaşadığına dair bir umut var, annelik insanı aptallaştırıyor işte.

Önce mezarlık için bır yere gittik, sonra çocuk mezarlığına. Ağlamama engel olamıyordum elimde kutu ordan oraya gezdim. Tv de tabut basında ağlarken anlamsız ses çıkaran insanları görünce abartıyorlar sanırım diye düşünürdüm. O ses  acının sesiymiş, insanın içi öyle bir acıyormuş ki nefes alamıyormuş. Hayatta ilk kaybım oğlum olmamalıydı insan büyüklerini kaybeder küçüklerini değil.

Mezarlığa geldik. Gömülme anına şahit olmak istemedim; bakamadım, arabanın tekerleğine sarılıp ağladım. İçim çıkana kadar böğüre böğüre dedikleri cinsten. Gözüm diğer mezarlara ilişti, doğup 2 gün sonra ölen de vardı, 1 ay sonra ölen de. Kendimi  avutmak istedim ''ya yüzünü görüp kokusunu çekip getirseydim buraya!!! " Bu kadarı böyle acıtıyorsa o anne ne yapmıştır? Bütün bunları yaşarken annemin sık sık kardeşim için söylediği HERKES ERKEK EVLAT DOĞURAMAZ' lafı aklımdaydı. HAKLIYMIŞ. İkinci kez doğru düzgün doğurmayı becerememiştim. beterin  beteri varmış dedikleri bu olsa gerek.

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 143
Kayıt tarihi
: 13.02.18
 
 

annelik seruvenine genç yaşta ''premature annesi''olarak başladım.sonrasında yaşadığım gebelik ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster