Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Kasım '09

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
886
 

Güler Zere ve demokratik Kamuoyunun başarısı

Güler Zere ve demokratik Kamuoyunun başarısı
 

Dün akşam Kanal D televizyonunda Mehmet Ali Birand, Güler Zere’nin özgür kalmasının uygun olacağı yönündeki Adli Tıp Raporunun onaylandığı ve Cumhurbaşkanlığına gönderildiğini söyledi.

Yine akşam vakitlerinden itibaren, internette yer alan haber portalları, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, Güler Zere’nin babasını arayarak, kızlarının özgür bırakılacağını söylediği haberine yer verdi.

Bu gelişmeler, Güler Zere’nin özgür bırakılması adına yürütülen kampanyanın başarıya ulaştığı anlamına geliyor. Devlet, kamuoyunun duyarlı kesimlerinin baskısı karşısında, hukuku ve yetkiyi insani ve vicdani olandan taraf kullanmaya zorlanmıştır. Bu nedenle, bu gelişme devletin Güler Zere’ye yaptığı bir iyilik, ya da sunduğu nimet değil, aksine demokratik kamuoyunun devletten söke söke aldığı bir haktır.

Elbette bunda, ülkedeki demokratik mekanizmaların geçmişe göre bir nebze daha fazla işlemesinin ve sivil siyasetin varlığını hissettirmenin etkisi var. Çünkü sivil siyaset, aynı görüşte olsun ya da olmasın toplumdan gelen talep, istek ve baskıları değerlendirmeye almak zorundadır. Söz konusu talepler, sivil siyasetçinin fikren katıldığı bir adım olmayabilir. Ama toplum vicdanı karşısında olumsuz bir noktaya düşmemek adına, talepleri olumlu değerlendirmek zorunda kalabilirler. Bunu belirleyen, sivil siyasetin maruz kaldığı baskının meşruluk düzeyi ve kamu vicdanında oluşturduğu ağırlıktır.

Güler Zere’ye özgürlük talebi, Zere ile aynı görüşte olmayan kesimlerin dahi destek verdiği bir kamuoyu baskısı oluşturmuştu. Buna neden olan ise, Zere’nin sağlık durumu ile mahkûmiyet halinin, insanların vicdanını rahatsız eden uyumsuzluğuydu. Zere’nin ölüme gün be gün yaklaştığı doktor raporları ile onaylanmıştı. Hayatının son günlerini, acı içinde ve hapishanede ya da hapishaneleştirilmiş hastane koşullarında geçirmek zorunda kalması, Zere’nin suçlu kimliğini arka plana atıp, insan kimliği ile sahiplenilmesine neden oldu.

Bunu Güler Zere’nin mutluluğu ve huzurlu ölüm hakkı adına bir kazanım olarak görmek kadar, Türkiye’de demokratik bir kamuoyunun oluşumu adına da sevindirici bir gelişme olarak değerlendirmek gerekir.

Hukuk, Devlet ve İyilik

Güler Zere’nin serbest bırakılma umudunun güçlendiği bugünlerde, ilginç diyaloglar ve ifadeler de su yüzüne çıkıyor.

Son ifade, Adli Tıp Adli Tıp Başkanı Haluk İnce’nin sözleri oldu. İnce, kanser hastası Güler Zere’yle ilgili raporun geciktirildiği iddiasını reddetti. İnce, “Karar verirken hastanın yararını düşündüğümüz kadar, toplumun bazı kesimlerinin düşüncelerini de düşünmek zorundayız. Adli Tıp, bu hasta için hak etmediği bir baskıyla karşılaşılmıştır” dedi.

Diğer bir ifade ise; tedaviyi yürüten bir doktorun Güler Zere'ye söylediği iddia edilen “Dağda kaç kişiyi öldürdün? Dışarıda olsaydın çok sayıda cana kıyacaktın” sözleri.

Her iki ifade de, Güler Zere’nin, devletin içinde, kendiliğinden oluşan ve iyi niyet, hoşgörü taşıyan bir kanaatle ya da diğer bir ifade ile insani değer yargılarını ön plana alınarak af sürecine alınmadığını gösteriyor. Adli Tıp Kurumu başkanının da sözünü ettiği gibi kamuoyu baskısı, devletin bu yönde adım atması için zorlamış durumda.

Bugün önümüzdeki soru, Güler Zere'nin yaptıklarını onaylamak ya da fikrine katılmak meselesi değil. Sadece ölümle yüzyüze gelmiş bir tutuklunun, huzurlu ölüm hakkı adına, onun affının sağlanması meselesi. Bu ayrımı en başta yapması gerekenler ise devlet görevlileri olması gerekir. Ancak devlet hala insanı değil suçu ön plana alan bir otoriter zihniyetten sıyrılabilmiş değil.

Bu ülkede, devlet bünyesinde görev yapan bir doktor, hala kendisini doktor hissetmeden önce, devletin resmi ideolojisini ve kendisine göre biçimlendirdiği hukukun temsilcisi olarak görüyor. Otoriter devletlerin esas büyüsü de burada yatıyor işte; İnsanları kendi mesleki doğrularından, insani duyarlılığından, evrensel değerlerinden önce, devletin resmi ideolojisini ve varlığını kutsar hale getirmesi. Çünkü gerek devlet ve gerekse de onun kendisine biat ettirdiği insanlar olaylara hala taraf olma mantığı ile bakıyorlar.

Oysaki devlet, kendisine düşman olanlara karşı dahi, hukuku uygulayabildiği ölçüde demokratik olabilen bir kurum. Öç almak, nefret etmek düşmanına hukuk kuralları dışında eziyet etmek, kötü muamelede bulunmak, devlete değil, aşiret düzenlerine ait bir uygulama.

Dünya tarihinde, kendiliğinden doğru uygulamalar üretebilmiş bir devlet henüz icat edilmiş değil. Ancak toplumun devlet karşısında bir etki gücüne erişebildiği ülkelerde, devletin sahip olduğu güçler denetim altına alınabiliyor. Bu yolla, gücün kontrolsüz kullanımının önüne geçilebiliyor ve devletin tercihlerini, kanaatlerini acizden, ezilenden yana kullanması sağlanabiliyor. Yani devlet, onu idare eden iyi insanlar sayesinde değil, onu dışarıdan etkileyen iyi insanlar topluluğu ile iyi yönetilebiliyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Katılıyorum. Bu tür olayları takip ettiğim kadarı ile ilk kez "Taraf" gazetesi "ismet ablak'ın ölümüyle duyurmuştu. Ahmet Altan ergenekon tutuklusu "Kuddisi Okkır" ın ölümüne ve vicdana ilşkin müthiş bir yazı da yazmıştı. Ayrıca Abdullah Gül gib "Zereyi" affeden bence mükemmel bir Cumhurbaşkanımız var. Bence Taraf'tan ve Cumhurbaşkanımızdan bahsetmeden geçilmez derim. Saygılarımla.

DurmuşGüler 
 10.11.2009 0:06
 

Ben zaten yorumumun sonunda, yine de bir adımdır dedim zaten. Yani söylediklerinize katılıyorum. (Yorum cevaplarınıza)Ama daha önce söylemiştim mantığı varya:)) Demişseniz önceden,demeden duramıyorsunuz:))))) Neyse umarım dediğiniz gibi umut vericidir. Sevgilerimle.

SINIR 
 07.11.2009 0:53
 

Özür dilerim,birşey unuttum. DOKTORUN hakkını vermek lazım:) Bana kalırsa, o doktorun böyle bir soruyu sorması tamamen mesleğine yönelik bir ihanettir.Üstelik kişisel bir saldırıdır. Üstelik insanlık dışıdır.İlgili mercilerin ilgilenmesi gereken çok önemli bir konudur. İnsanlardaki bu linç mantığı yok edilmelidir. Bu da suçun cezasını vererek mümkündür.Tabii bu linç girişimidir anlamında söylemiyorum. Düşünce bazında bir farkı yoktur, bence:) Saygılarımla.

SINIR 
 06.11.2009 17:18
Cevap :
Olayın tersini düşünmek de mümkün. Yani Güler Zere hiç de bırakılmayabilir ve onun özgür kalması için mücadele edenlerin çabası sonuçsuz da kalabilirdi. Bunun örneklerine de bu ülkede rastlandı. Adli Tıp Başkanının sözleri bunun böyle olma olasılığının da güçlü olduğunu gösteriyor bize. "Başka tepkileri de gözönüne almamız gerekiyor "diyor. Artık hangi tepkilerse bunlar. Yine başkan dışarıdan gelen baskılardan etkilendiklerini de söylüyor. Bu baskılar siyasilerinde adli tıp üzerine yoğunlaşmalarına neden olmuş gibi. bahsettiğin gibi doktorun söylemleri de, devletin içinden bu afd sürecine hangi gözle baktıklarını gösteriyor bize. Bu afla demokrasinin ülkemizdeki varlığı kanıtlandı mı? Kesinlikle hayır. Ama olumlu yönde adım atılabileceği yönünde bir umut ve kanaat yarattı. Bundan 10 yıl önce devlet hapishanelere operasyon yapıp, kendi güvencesinde olan mahkumların onlarcasını gözgöre göre öldürebilmişti. Bilmem ki, ben umutlanabilmek için ufak tefek nedenler olduğunu düşünüyorum, slml  06.11.2009 22:28
 

Keşke dediklerinize katılabilsem, keşke gerçekten halkın baskısı ile sonunda demokrasi işlemiş olsa. Belki de öyledir ama daha bir hafta önce, şunu söylemiştim: merak etmeyin, ölmesine birkaç gün kala bırakacaklar ve demokrasi işledi diyecekler. Güler Zere ölmek üzere. Cumhurbaşkanı açıklama yapıyor ve başvurunun hukuki olmadığını, bu yüzden güleri bırakamadıklarını söylüyor. Bu başvuruları her zaman Gülerin avukatları yaptı.Bu avukatlar nasıl başvurulacağını bilmiyorlar mı? Üstelik adli Tıp halkın tepkisine göre mi karar veriyormuş da, halkın tepkisini düşünmek zorundayız diyor.Kusura bakmazsanız, ben baskı ile demokrasi işledi diyemeyeceğim. Gerçi işledi, işleyecekti ama dediğim gibi sırf göz boyamak için, ölümüne az zaman kala işleyeceği kesindi.Bence yani:)) Yine de, bir adımdır demekten de geri durmayacağım:)Sevgilerimle.

SINIR 
 06.11.2009 17:14
Cevap :
Açıkcası senin bakış açınında haksız olduğunu söyleyemeyeceğim sevgili mmelda. Yani olaylara bu açıdan bakmak da mümkün. Ama bu açıdan bakınca demokrasinin bir elektirik düğmesi gibi algılandığını düşünüyorum. Yani ya demokrasi var ya da yok. Oysa demokrasinin varlığı ile yokluğu iki seçeneklei bir durum değil. Daha çok ölçekli bir durum. Bu ölçeğin çok somut ayraçları yok belki. Yani "ülkemizde demokrasi %30 düzeyinde var" diyebileceğimiz kesin bir seviye belirleme şansımız yok belki. Ama yine de insan zihninde bunu rakamsallaştırabiliriz. Örneğin bence bizim ülkemizde demokrasinin düzeyi %30 ila %40 düzeyinde. Avrupa ülkelerinde de bu düzeyin %30-70 aralığında olduğunu düşünüyorum. Yani AB üyesi olan ülkelerin bazıları eşit seviyedeyiz, bazılarının bir nebze bazılarının oldukça gerisindeyiz.Bunlar bilimsel veriler değil elbette subjektif, temelsiz ve aşırı derece hissiyata dayalı yorumlar. Bu gelişme bir yanıyla göstermelik olabilir ama diğer yanıyla da bir kazanç bence.  06.11.2009 22:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1740
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster