Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
82
 

Gün Sonu Düşlerimdesin Ömre Adanmış Varlığınla 1.

Gün Sonu Düşlerimdesin Ömre Adanmış Varlığınla 1.
 

Fotoğraf--Önder Gürül...Balıklı ova izmir


Penceresi aralık bir balkon camından aşağıya doğru bakıyorum…

İçimden veya aklımdan geçen çapraşık konuların içinden fırlayan bir cümleme düştü tüm anılarım….

Bir gün sonu düşlerindesin yine, ömre adanmış tüm varlığınla...

Zor veya zorunlu geçen bir gecenin tan vaktinden az önceki zaman…

Düş kurmalar ve de düşün içinde dönüp durmalar, neler geçti yaşamın içinden derken, kendi kendime gülümsedim…

Bir bilebilsem, kaç pencere camından kaç defa baktım yaşamın ardında kalanları düşleyerek…

Uzun bir yol sonu yorgunluğu ve kendime adadığım zamanın her anında kendim için nefes almaya çalışırken, kazanamadığım onca düşünce içinden varlık savaşı ile çıkarken, ömrüme adanmış birçok şeyden artık sıyrılırken, bir de yaşamın bu kısmına bakayım dedim…

Önce kendimden ötede ne vardı bende en önemli olan derken anında vazgeçtim, senden ötede, bende ne kaldı dedim, acınası gülümsememle…

Canımdan ileride dediğim ne kadar çok şey yaşamıştım umut içinde ne kadar özverilerim vardı kendimi yok sayarak?

Ne garip cümle kendini yok saymak, amaç neydi yok saymakla nefes almakta?

Kendimden evvel düşünmek istediğim ne olabilirdi, neye benziyordu bu, kapı çalınışından aniden beklenenin dışında biri ile karşılaşmanın şaşkınlığı nasıl tarif edilir ki ve nasıl yaşanabilir?

Neden bu kadar pişmanlıkların içinde var olmuşum neden daha çok katı olamamışım kendime ki her umut ile avunmanın acılanmaları neyi değiştirdi ki, her yaralanış sonrası yaşamımda ne kalmadı değişmedik?

Bir evin çatısında kiremit olması şart mıydı ki bir başka örtü yok muydu yaşamın var oluş şartlarında? Neden bu kadar gereksiz önem verip ne çok yaralandık?

Hep zulüm edene eğilmek miydi sevgili denmesi için…

İlla ki ağır yaralar mı alınması gerekiyordu, yol ve yolculuk denilen sevgi bağında?

Ne kadar çok soru ve sorun oluşmuş yaşamımdaki kaçından kurtulup kaçına yöneldim…

Ve neden bu kadar soru sonrası çabuk başka soruya geçiyorum…

Yaşamım olumsuzluklarla tıkanıp kaldı, sevdiğim şarkıların özü değişti, eskiden ağlamaklı dinlediğim şarkılardan neden karıştırıyorum?

Asla vazgeçemem dediğim şarkılarım sanki saklandı bedenimin içine, o kadar çok anı saklarlar ki, hangisinden vaz geçeyim sadece saklımda tutuyorum…

Kaybetmekti yaşamın korkulu zamanlarında yaşamak, bu anlamda düşler kurup düşlerin içinde kayıplık düşüncesi ile sessizce kıvrılıp uyumak…

Belki de en son yorgunluk nefesleri ile başın yastığa düşmesi ardından o kayıplıkta ruhun kayboluşu…

Çok eskilerde bu korkularla cümleler kurar okurken gözlerim dolar, dayanma gücümü zorlardım…

Şimdilerde korkuyorum, çünkü yaşamın içindeki kayıplıklardan çıkana dek kendimi eskittim…

Gecenin bu geciken zamanlarında, uzaktan gelen müzik sesi ile irkildiğimde içimden sadece bir eyvah sesi çıktı…

Ömrüme çakılan bir çivi sızıntısı ile mırıldanmaya başladım uzun yıllar ezberlediğim cümleyi, “hayat kadere inat seni sil baştan yaşayacağım” derken, bir an nefesim tıkandı sanki…

Gözlerimin dolduğunu hissettiğimde başımı yere doğru eğdim.
Öfke ile yalan cümleler kişiye göre değişen cümle dedim…

İçimden masumiyet taşıyan bu cümle ile yaşamak belki de çok zordu veya yaşayamazdı insan sadece kaderin içinde kaybolduğunu hissederdi… Kendi kendime bu gece düşlerde zaman sonsuza çıkar derken dudaklarım kıpırdadı…

Ne kadar zordu, zamanın çoğunda yaşanan anıların tekrar karşına çıkışı ile sadece kendine güvensizlik hissi duyuyor insan…

Boşu boşuna geçen bir zaman yolculuğu bu sevgide…

O kadar garip yaşamların arka arkaya sıralanışıdır ki, yaşamın bu kısmında acıları tanımış olmam, mesela aşk, mesela özlem, mesela acı veya çok azı sevinçle gark oluşlarla yaşamın çalıntı zamanları…

Düşlenen ne kadar söz verilmiş zamanlar vardı. Kaç zaman ertesi iç huzuru ile yaşanmışlık duygusu yaşana bildi, kayıp bir gençlikten artan yılların toplamı ile vaz geçilmiş zamanların yaşanmamışlığına dair pişmanlıklar…

Yaşansa ne olacaktı sorusu ise her zaman cevapsız kaldı…
Sadece gidilemeyen yerlerin özlemi ile yaşamın ağırlığını hissetmekti belki tutulamaz ağırlıklı acıların düşleri çok yakında durdu hep…

Umudun içinde var olmaktı senli yaşam derken…

Buz kesmiş bir ateş bu zemheride,
Geceye uzanmış düş kurmalar,
Yarınsızlık bu umutlardan düşen,
Sense asfaltın koyusunda gecenin geçinde…

Umuda kurgulanmış bir düş sağanağı
Yarınsız düşünceler gün boyu sürerken,
Arda kalan ömrün acınası hali iken,
Sen gecenin sonunda asfaltları ezerken
Ben susuz zamanların uykusuzluğunda idim…

Yarın derdim umuda haykırırcasına,
Yarın güneş bedenleri yakarken,
Ben umudun yoksuzluğuna düşmüşken,
Sen gülücükler savururdun yaşama…

Beklentisiz bir zaman bozması bu umut yoksunluğuna
Düşsüz yaşamın bitimsiz acılanmalarıydı göz kapamak
Sonsuz bir düşüştü bu kaybedişlerle yaşamdan,
Seni sevmekti umudun içinde dalgalanmalar yaratan…

Umudun içinde var olmaktı senli yaşam derken,
Ömrümü yitirdim karanlıkta düş kurarken,
Bitimsiz cümlenin tek kelimesiydi sevdim anlatımı,
Oysa yarınlardı bitimsiz acının sensiz başladığı anlar…

Yarın sevgili yarın dünden daha acılı yaşam olacak,
Yarın sevgi yarınlar, gülüşlerinin bittiği anlar çoğalacak,
Ben sensiz yaşayamam derken çoğul zamanlarda bana,
Şimdilerde adsız mezar taşında teselli arar ruhum…

Sahi sevgi anları ne zamanlar çoğalırken düş kurardı insan,
Ben seni hangi gün karaltılarında en çok severdim,
Sen bana en çok ne zamanlarda sevdim seni hem de çok derdin
Şimdilerde neden düştük sessiz karaltılar içine, yokluğunla…

Yaşam ucuza düştü kolla, kola, olduğumuz zamanlarda,
Sen yokluğunun yanında hep karartılar,
Bir bakışa ömrü feda ederken,
Neden düştü umutlarımız gurbet uzantısına?

Şimdi gecenin sonu, güneşin ışıkları ile oynadığı zaman ve ben, deniz suyunun son dalgasına konuşurken, aklıma düşen dünlerdi canımı yakan…

İçimde binlerce kuşun uçuş çırpıntısı gibi, yürek titreyişlerim var…
Yarınsız düş kurmak mümkün müydü ki, sahipsiz düşler ile yaşam telaşındayım…

Yaşanmamış istekler varken nefes alma zamanlarında, bu günkü umutsuzluk neye uzanacaktı yaşam içinde…

Sensizlik bir serçe savruluşuydu sanki, umudu terk ettikçe çoğalan acılanmalarla…

Belki de yarını düşleme korkusuydu, içimdeki sarsıntıların sebebi…

Uzakların karanlıklarında saklı kalırken düşlerim, belki de umudun tükenişiydi beklentisiz zamanın içindeki kayboluşlarım…

Oysa yarın özlemleri yüklenirken, umut kırılganlığıydı yaşama boş verişlerim…
Dünlerde kaybettiğimiz umutlardı bu günlerde muhtaç olduklarım…

Gözlerimi kapattığımda sen düşleri doluşurdu gözlerimin diplerine…
Yarınsızlık korkularım vardı, sensizlik korkularım ile birleşen…

Aslında umuttu ilk günden son günlere kadar uzayan… Bitimsiz isteklerimdi yıllara uzayan vazgeçilmezliklerimle… Sendin umut, sendin beklemenim amacı…

Yaşamım gün gün sana doğru değiştikçe umulmaz düşler sarardı bekleyişlerime sebep olan…

Sen aslında umut başlangıcıydın ömrüme yayılan, sen belki de nefes alma sebeplerim olmuştum hak etmediğimi sandığım yıllara uzayan her an değişen gün gün büyüyen sevgi tarifiydi içimdeki tüm istekler…

Mustafa yılmaz


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 82
Kayıt tarihi
: 21.10.11
 
 

Hayat mı hırçındı yoksa yazı mı? ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster