Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
588
 

Günaydın! Gittim ben.

Günaydın! Gittim ben.
 

On gündür aynı oda, aynı duvarlar, aynı pencere, aynı tavan, aynı koku. Oldum olası sevmem hastaneleri, onlarda beni sevmez. Göz doktoruna bile giderken nefesim daralır. Bir an önce bitsinde kendimi dışarı atayım diye uğraşırım.

Oysa bak kaç gündür sırt üstü yatıyorum. Sağdan sola dönmeyi de özler mi insan yahu. Özledim işte! Babam, annem, Esra hep başımdalar. Annemin gözlerinde dedemden miras hüzünlü bakışlar. Babam çok az konuşuyor. Kardeşim telefonun ucunda, ses buruk. Biz birbirimizin sesinden anlarız. Esra sürekli yemek yapıp bana yedirme telaşında, sipariş verip duruyorum. “Börek istiyorum, peynirli olsun. Domatesli pilav ve tavuk, ha bir de çikolatalı puding ya da İnci Pastanesinden profiterol.” Hepsini kucaklamış getirmiş sağolsun. İnci den profiterol yok ama diyecek oluyorum, basıyor kalayı. Sipariş tamam da yiyecek halim yok. Hepsinden bir ısırık, o kadar işte.

Doktorum genç ve çevik bir adam. Ama nedense bana pek donuk geliyor. Çok nadir gülümsüyor. Başıyla selamlayıp çıkıveriyor odadan. Aslında hoşlanmıyor, hastanın başında sekiz kişi durulmasından belli, sesini çıkarmıyor. Herkes merakta, soru soruyor. Doktorcum hiç duymuyor maşallah! Annem, tutturmuş “kuzenini ara, o anlar bize de anlatır.” Diyor. Ne yani, fakültede doktor kalmadı. Kuzenimi mi arayacağım. Etrafım kalabalıkken zaman geçiyor da, yalnızken uykum bile gelmiyor.

Göğsümdeki tümörler belli olalı bir hayli oldu. Biraz halsizim. Hep yatmak istiyorum. Yorgunum. İçtiğim yedi çeşit ilaç var. Yarım saatte bir hemşiresi doktoru yakamı bırakmıyor. Her gün klinikteyim. Niye iyi hissedemiyorum? Orhan abim geldi geçen hafta. Gırgır şamata! “Kalk kız artık, zeytini de toplamaya gelmedin, bari yemeğe gel.” Diyor. Ah bir ayaklansam, koşacağım. Kimseye diyemiyorum. Bir de zatürre olmuşum. Benim kadar kendini koruyan, üşümekten korkan, ev kedisi biri nerden kapmıştır bu virüsü?

Artık hastane görmek istemiyorum. Tüm dil dökmelerim, söz vermelerim nafile. Ömer Faruk’ un iki dudağı arasında kaderim ( Doktorumdur kendisi), çift isimli adamları severim. Vallahi, onu da seveceğim de bir “gelme “ dese! Daha yapılacak bir sürü işim var. Birkaç önemli imza atacağım. İşe başlayacağım. Fazla aylak kaldım. Sonra hafta sonu tatilleri, turlar ayarlayacağım kendime. Mert’in kızına gitar dersi sözüm var. Başlamalı bir an önce. Aslı ile fotoroman projesi. Çok güzel karakalem çalışmaları vardır, hastanede beni bile çizmiş. Bir de kedileri çok güzel resmeder. Annesinden gelen genlerle. Otuz yıldır arkadaşım,” bir tanecik iyi huy geçmez mi yahu!” Derim. Güleriz hep. O da “ben çiziyorum, sen de yazıyorsun ” der. Aslında o benden küçük dört ay. Evleneceğim daha. Kızım olacak. Bana dayanan biri çıkarsa karşıma! Emekliliği hak edip ikramiyemi yiyeceğim kütür kütür. A bak unutuyordum, tazminat davam var kazanılacak.

Sırt ağrılarım ve solunum düzelirse ve ilaçlar işe yararsa tedavi bitecekmiş. Hadi sırtımın ağrısını ben söylemezsem bilemezler de. Şu solunum ve ateş kısmı için rol yapamayacağım. Asıl olan göğsümdeki densiz hücreler… Psikolojik destek önerdi, Ömer Faruk. “Sen azıcık gülümsesen bir başlangıç olurdu, düzelmem için “ diyorum içimden. Tıp okurken ruhsuzlaşmış bu adam.

Bazı akşamlar Aslı kalır benimle. Pişti oynarız. Sohbet ederiz. O karakalem çizimler yapar. Ben uyumak için şarkı söylerim. Çoğunlukla uyumuş gibi yaparım. Kıyamam. Yastığımı düzeltir. Bana Candan Erçetin, Emre Aydın dinletir.

Dün gece yazdığım bir yazıyı ona emanet ettim. Bir de mektup. Bir şövalyeye yazılmış, adres bilmiyorum. Niyetim eski sistem postacıyla yollamaktı hatta kendim götürecektim ya, mail adresini yazdırdım. Benden sonra yapılacaklar listesine. Gözleri doldu. “ Yazmıyorum kızım, al otur kendin yaz!” Diye bağırdı. Biri bana bağırdığında sus gelir bana. Sustum. Ağladım, ağladık. Ne var yani, güvendik paylaştık. Kükredin de ne oldu?

Ölümlüyüz, hatırlatırım. Erken doğum vakasıyım ben. Gariptir, erken doğdum diye erken öleceğimi düşünürüm. Ben düşündüm diye de çağıracaksa beni, yapacak bir şey yok. Davete icabet ederiz, eninde sonunda.

Gitmek bir şey değil, geride kalanlara hasret yapıyor bünyede ona bozuluyorum.

16.12.2011

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yine geldim ben ama sen nerelerdesin ki :) baktım yeni birşeylşer var mı diye :) sevgilerimi yolladım.

Tülay EKER 
 07.08.2012 14:37
Cevap :
teşekkür ederim..uzak kaldım sayfamdan biraz.fark edilmek ne güzelmiş..sevgiler..  28.08.2012 18:09
 

Geçmiş olsun.Bunlarda geçer.O kadar güzel anlatmışınız ki okurken duygulandım.Sevgilerimle...

yurttabirgül 
 25.07.2012 10:00
Cevap :
inşallah geçecek,geçti bile..iyi düşünelim,iyiyi bulalım efendim.ömür her durumda çok kısa..sevgiler..  26.07.2012 22:47
 

Ne garip tanıtım yazınızı okurken bir an kendimi mi okuyorum dedim gülümsedim sonra :) birbirimize benzer ne çokuz gitmek isteriz ama gönülsüz gözümüz ardımızda kalır sözcükler oluşturur gidişlerimizi daha bugün amann sıkıldım al ömrümü koy ömrünün üstüne diyen parçya eşrik ederken sonrada gerçek olsa dedim bir an ve durdum..seni okurken durduğum gibi beni okumuşum gibi ve susarım böyle olduğumda sevgilerimi yolladım sağlıkla sağlıcakla kal inşş.

Tülay EKER 
 23.07.2012 18:01
Cevap :
bazen gidesimiz gelir,haklısınız.bende olur bu hal..sonra inadına kalıp kendim yaşamak isterim her nasıl yaşanacaksa..demek size sizi hatırlattım..ne güzel..teşekkürler,iyi dilekleriniz için:)))  26.07.2012 22:42
 

Geçmiş olsun deyince biri geçmez ki acılar. YAni bu kadar koşuşturmanın içinde, ne çok yapamadıklarımız var. Şu yazınıza koyduğunuz resim üç obje ve bir kelime... Ayrılık işte... Bu dünya da her şeye tamam da, şu sevenler neden ayrılırlar? Neden sevemezler sonsuz, neden yürümez aşklar? Hep kötüler kazanır ya, o yüzden. Dünya hep kötülerin elinde. Onlar koymuşlardır kuralları ve düzeni onlar kurmuşlar. Bizlere her şeyi alıştırdılar. Yardımı unuttuk, merhamet gitti, ölene üzülmez olduk. Herkesin ardından 3-4 kelime. Öğrendik "ateş düştüğü yeri yakar." O kadar! Kimse kimsenin umurunda değil. Herkes sevinci paylaşmak istiyor. Kim kederini anlatsa kimse yok. Kimse kimseye sarılmıyor, saçını okşamıyor, bir su vermiyor. Sonra herkes yalnızlıktan yakınıyor. Yaşanacak dünya değil ama ne yaparsın, geldikten sonra öğrendik. Bunun içindir ki iyiler az yaşar, ölür dostluklar, arkadaşlıklar, aşklar. Mutsuz evlilikler, çıkarcı ilişkiler.. Bu hayat beni hiç anlamadı, ben de onu.

Ahmet KARAKAYAN 
 23.07.2012 7:05
Cevap :
sevmediğim çok şey olabilir bu dünyada...ama sevdiklerimin ardına düşecek kadar gözü karayım..ölen aşklar,dostluklar,iyilikler...ölürken hep yalnızdırlar değil mi..anlamak ve anlaşılmak asla %100 değil emin olun.anlatabildiğimiz,anlaşılabildiğimiz kadarına razı olmayı öğrendik sanırım,değil mi?sevgiyle..  26.07.2012 22:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 506
Kayıt tarihi
: 26.04.12
 
 

Hiç bir şey içimde kalmasın diye... Susmayı öğrenemedim diye... yazıyorum:) Kavgacı değilim. Çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster