Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
290
 

Günce

Günce
 

Gece odama vuruyor. Dışarıda mevsimi yaz olan güzel bir şehir var. İnsanları hem iyi, hem kötü, hem egoist, hem insancıl.

Kapı penceresi açık evime dolan sesleri insanların. Radyoda eski bir şarkı. Günümüz pop saçmalığına karşı gayet başarılı. Ve işte martılar geldi çatımıza. Karınları karanlık gökte gümüş gibi parıldıyor. Bu şehri, İzmir’i, en çok da bundan seviyorum. Martıları oluşundan. Geceleri onların sesiyle uyanıp, onların sesiyle uyanıyor oluşumdan.

Yazma isteğimin kısır olduğu zamanlardayım. Daha çok okuma isteğiyle boğuşan, açlığını bastırmaya çalışan zamanlardayım. Ne kadar iyi ne kadar kötü bilemiyorum.

Kediler… Zarif, narin yürüyüşlerindeki gecenin içinde. Benim kızımsa derin uykularda pencere altında. Arada bir esen yelle kımıldayan perdenin altında uyuyor rüyalar içinde. Kim bilir hangi sineğin peşinde.

Arkadaşlarımı özledim. Pufukum’u, Şebom’u, Elif’imi… Kız kıza hazırladığımız içki masalarını, şarkılar söyleyip o halimizi videoya çekmelerimizi. Oysa çoğu zaman herkesin, her şeyin yerini tek bir kişi dolduruyor. Varlığı her şeyin en üstünde oluyor.

Sevgi yolunda, bir gölge bulup oturduğumuzda çok güldüğümüz konu geldi aklıma. Yetinmeyi bilmek… Özellikle erkekler konusunda. Gene gülüyorum. Seviyorum seni koca adam. Bazen çok kızsam da delirsem de her şeyin üstünde olan sensin. Bu yüzden sana döktüğüm bu satırlar. Hepsi senin yüzünden. Kalbime doldurduğun sevgin yüzünden. Ellerin ve çocuk gözlerin yüzünden.

Vakit gece. İzmir sıcak. Belki de şimdi Alsancak’ta Gül Evi’nde olmak gerek. Soğuk bir bira içmek gerek susamışcasına kanakana. Gül abla şöyle bir bakmalı elinde sigarayla. Ama önce senle Bostanlı’dan vapura binip Pasaport’ta inmeliyiz. Yürümeliyiz Kordon’da. Yine ‘acaba Alsancak’ta mı otursak?’ muhabbetine girişsek. Ama sonunda Urla’da karar kılsak. İki köpeğimizi, iki kedimizi sığdırabileceğimiz bahçeli bir ev modeli. Gülsek gene Alsancak iskelesindeki çocuğu konuşup. Derken, Manduz’da bulsak kendimizi, su bardağında çayımızı içsek mutlu mutlu. Oysa mutluluk ne kolay. Bir su bardağında çayla birbirimizin varlığına bakıyor iş. Oysa sen ve ben yeteriz bir ömrümüze. Bize İzmir yeter. Bu şehrin deniz kokan sokakları, martılar uçuşan göğü, vapurlarında gevrek yiyen insanları.

İnsan sevdiğini kaybetmekten korkar ya, biz de bu şehrin kirletilmesinden korkuyoruz. Kirletilmesinden, gericileştirilmesinden… Ama diyor ki içimde bir parça ses, insanlara inan! Direneceklerine inan!

Belki de sadece doğduğum, yaşadığım şehir İzmir için değil, tüm insanlık adına yitirme inancını! İflah olmaz umudunu koru her engellemelere, bıktırmalara, sindirmelere rağmen. İnsanlara da inancın biterse neye sığınacağız ki!

Radyoda bir Fikret Kızılok şarkısı. O da iflah olmamış mıydı? Bu bile bir umut değil mi?

Sabah bu şehrin gündüzü odama vuracak. Ben, sevdiğim adamın kolunda, kokusunda uyanacağım. Martılar olacak penceremin berisinde. Sokaktan boyoz, gevrek diyen sinirli gevrekçi geçecek. Hala umut var. İflah olmayan bir umudum hep var!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 716
Kayıt tarihi
: 29.04.08
 
 

Arasıra İzmir'den uzaklaşan, İzmir'i özleyen ama yine de O'na dönen biriyim. Ve sevdiğim dostlarım, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster