Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
606
 

Gündeme düşen üç elma

Gündeme düşen üç elma
 

Üç olay… Üçü de birbirinden merdane çıktılar yurdumun güncesine… Önce ilkini tanıtayım size, “Seks kısmını bırakalım…” Aaa… Daha dün alkol ve seksti… Bu gün oldu da seksi gitti alkolü kaldı… Çünkü herkes alkolde toplanmış… Yani yasa\k, kısıtlama falan yok sadece yasası varmış… Sanırım bu da sigara içme yasağı gibi bir şey olacak “kapalı yerlerde alkol alınmaz”. Zaten hali hazır da açık alanlarda(park, sahil kenarı, araba içi vs.) alkol alma cezaya tabi. Her ne kadar kabahatler kanunda bu olay “Sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükûnunu bozacak şekilde davranışlarda bulunan kişiye…” dese de benim anladığım; hepimizin bildiği, polis uyarılarına tanık olduğu “ Beyler, açık alanda alkol almak yasak” uyarısıdır.  

Hem zaten açık alanda içki içmenin de bir kültürü vardır. Bunu az çok herkes bilir. Nevale önce güncel haberlerin yer aldığı gazete kâğıdına sarılır ardından da siyah poşete konur. Başlangıçtan bitişe kadar o gazete hiç sıyrılmaz oradan. Yani her şey adab-ı muaşerete uygun. Sonra başlar “ne olacak bu memleketin hali” havaları… Eee… Zaten ağırlık merkezinle de içmiyorsan kime ne zararın olacak. Hem bırakın da milletin içkisinden iş çıkarmayı, işsizlikten iş çıkarın…  

Şimdi sırada ikicisi…  

Daha önceki yazımda demiştim demek realizm adına küçük… Küçücük… Nihilizm adınaysa büyük, çok büyük bir adım olur ki oldu da… Hangi yazı mı “ Yasayla vicdan arası hafifleştirilmiş af”. Giden gitti… Her gidi heyyy… Silivri de yatan canlar bizimdir… diye bir türkü tutturmanın yeri ve zamanı da olsa biliriz ki faydası yok. Çünkü giden gitmiştir… Yargı ve iktidar polemikleri arasından tereyağından kıl çeker gibi… Yıktıkları, ezdikleri, yok ettikleri canlar, insan değilmiş gibi… Bırakıldıkları gün gidecekleri besbelli olan o 16 kişiden 10’u ebabil oluverdiler. Yargı tam takım duruşmada ama Hizbullah üyeleri yok… Onandı karar… 10 koskoca yıldır onanamayan… Şimdi ne demeli bilmem ki on-ca kelime düğümlenirken boğazıma… Gecikmeli vicdan… Ağırlaşmış af… Yasayla hafiflemiş vicdan… Tüm anlamlar karışır birbirine tam bir arapsaçı hem de acı acı gülmeli… Çünkü Başbakan biz salmadık ki yargı saldı diyor… Yargı da çıkan yasayı uyguluyor… Kim ne çıkarıyor bilmiyor. Bir şeyler değişiyor, birileri çıkıyor, kimileri kaçıyor… Ne değiştiren biliyor ne yaptığını, ne uygulayan… Ortada zafiyet bir o yana bir bu yana durmadan gidip gidip geliyor… 

Buna da ister sonuncu(bu yazı için) ister üçüncü deyin… Aralık 2010… Yer TBMM… Kürsü de Sayın Başbakan…  

Öğrenci olayları ve gündeme ilişkin konuşuyor ve diyor ki ben, polisimi kimseye ezdirmem… İşte o ezdirmediği polis bugün bir skandala imza attı. Hem de öyle böyle değil… Hem de özrü kabahatinden büyük bir komploda başrolde “Ergenekon Davası’nın tutuklu sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna, Hizbut Tahrir örgütü ile ilişkilendirilen 139 kişinin telefon kayıtlarının yüklenmesi*” olayı… Ne oldu diye sorulduğunda sehven yanıtı alındı. Yani demek ki kim bilir bu kayıtlar kimin telefonuna yüklenecekti de yanlışlıkla o telefona yüklendi.
Eee… Şimdi bu olay insanın aklına ne getirir? Pardon soru yanlış oldu. Ne getirmez daha doğru olur sanırım. Mesela, tam bir Hanefi Avcı gerçeği… Mesela, Ergenekon düzmecesi içerisine sokulan masum kişiler… Delil yaratma ve ilişkilendirme… Ve daha neler… Neler…  

Söylenebilecek tek bir şey kalıyor bu elmalar yurdumun yüreğine düşerken, cazgır edasıyla başladığım bu yazıya şair edasıyla son vermek; “ derine hep derine kazıyoruz nerede çağımızın o altın kalbi çağımızın altın kalbini arıyoruz
üzerimizde ağır bir yeryüzü gökyüzünden uzakta, çok uzakta derine hep derine kazıyoruz… 

Kaynak, Alıntı: *Odatv ** Ümit İlter “Geçit Yok” şiirinden…  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kızılırmağın söylediği, çok sevdiğim bir türkü var. Diyor ki türkü:
Bırak gam kederi yaralı gönlüm
Yüce dağdan duman çekilir bir gün
Çapa vurulmadık bu topraklara
İlkbaharda tohum ekilir bir gün

Unuttu dediğin dost seni anar
Alnının terini sofraya sunar
Sana kutsal gelen bin yıllık çınar
Fiske vuruşuyla yıkılır bir gün

Meyveye dönüşür kuruyan dallar
Kaplani giyinir yeşiller allar
Gelir bayram günü çalar davullar
Al ellere kına yakılır bir gün
Onun için. Hiç kimse zannetmesin ki bu saltanat kani. Birgün gelecek bir fiske vuruşuyla soluğu o çok sevdikleri emperyalizmin onlara uygun bulduğu iklimlerde alacaklar. Selam ve saygılar
www.facebook.com/video/video.php?v=160081734562

Ayrıntıda gezinmek 
 05.03.2011 23:43
Cevap :
Güzel bir türküyle yapmış olduğunuz yorum için çok teşekkür ederim...  07.03.2011 19:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 255
Toplam yorum
: 66
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 315
Kayıt tarihi
: 26.11.10
 
 

İzmir doğumluyum. Uzun düşünceler, kısa şiirler hayatımın büyük bir bölümünü kaplar. Öyle gökkuşa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster