Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
302
 

Güne ait bir kesit

Yirmi metrekarelik bir alanı ancak kaplıyor olmalıydı. Bir birine paralel konumda iki küçük yataktan televizyonu rahatça izleyebileceğim girişteki ilk yatağa uzandım. Dokuz saatlik yorucu bir yolculuktan sonra otel odasındaki bu küçük oda, evin sıcaklığı ve rahatını sağlamasa da yine de fena sayılmazdı. Televizyonun altındaki mini bar dikkatimi çekti. İçine şöyle bir göz attığımda; belli bir düzen içinde viskiden votkaya kadar irili ufaklı şişelere konmuş pek çok içki çeşidi ve çikolata, çerez, kraker paketleri itina ile yerleştirilmişti raflara. Cicili bicili albenili şirin şişeler nasılda cezp ediyor insanı. Pazarlama mantalitesi insan psikolojisinin zaaflarını, dürtülerini ekonomiye dönüştürmede oldukça sinsi ve maharetli olabiliyor. Tebessümle kapağı kapadım. Yağan kara aldırmadan balkona çıktım. Tandoğan metrosundan yaklaşık iki yüz metre ileride bir oteldeydim. Ulaşımı kolay bir mekândı burası. Hepsi o kadar. Ertesi gün gireceğim sınav için bir gün önceden gelmiştim. Bu süre içinde hem yol yorgunluğunu üzerimden atacak hem de sessiz bir ortamda elimdeki kitaplara son bir kez göz atacaktım. Her şey bir oldubitti kısalığı içinde gelişmiş bu sınavlara girme kararı almıştım. Önümde hazırlanacak zaman kalmamıştı. Üç gün içinde tarih ve inkılâp tarihini halletmem gerekiyordu. Hallettim. Hafızamın zindeliği memnuniyetimi pekiştirdi. Türkçe ve edebiyat, felsefe iddialı olduğum alanlardı. Mevzuat bilgim hiç olmadı, olmayacakta. Bu şartlarda girecektim sınava. Branşımdan sadece iki kişi görevlendirme alacak. Belli ki sorular özümsenmiş bilgilerin kullanım becerisini ölçmeye yönelik olacaktı. Bir anlamda bir meydan okuma vardı birikimlerimize. Bir eğitimciden asgari düzeyde de olsa belli bir duruş, bir liyakat bekleniyor olmalıydı. Bir özgüven olmalı ve bu gerektiğinde tatlı bir rekabet içinde pazarlanabilmeliydi. Eğitim dinamiği bu tür rekabet ve mükâfatlandırmalarla zinde tutulmaya çalışılıyordu. Fakat eğer kazanacak olursam görevlendirme yurt dışında yapılacağı için çocukların geleceğine yönelik planlarımı tekrar gözden geçirmem gerekecek. Belirsizliğe oynamak, belirsizliği kontrol etmeye çalışmak benim için bir tutku ama bu konu bireysel karar alınamayacak kadar ciddi. Yine de gelişebilecek şartları görebilmek ve bunları dengeleyebilecek çıkış yollarını görmek rahatlatıyor beni. Televizyon ekranında kanaldan kanala gezinirken Rus İmparatoriçesi Katherina üzerine bir belgesel ilişiyor gözüme. O dönem varlıklı Rus sarayına yoksul bir Alman prensesi olarak geliyor. Politik dehası ile Rus sarayında yükselişi ve bunun için ödediği bedel konu ediliyor. Katherinanın Alman asıllı oluşu beni şaşırttı. Tıpkı Gothe’nin atalarının bir Selçuklu beyi olduğu ve Almanlarca esir edilerek Rebecca isimli bir Alman asilzadesiyle evlendirildiğini öğrendiğim kadar şaşırdım. Gerçi Rusların her alanda dehaları bir katherinayı aratmayacak kadar çoğunlukta ama yine de şaşırdım.Verterin Mektuplarını, Faust’u ne büyük bir zevkle okumuştum.Dönüp dönüp tekrar tekrar okumuştum.Knut Hamsun’un lirik romanlarından sonra Goethe’nin kitapları çok etkilemişti beni.Montaigne’nin Denemeler’inde Octavius, Virgillius’u tanıyıncaya kadar sürdü bu ilgi. Buradan Latin edebiyatı ve roma tarihine oradan Yunan mitolojisi ve tekrar Rus klasizmine döndüm. Son zamanlarda Linz Yahudisi isimli kitap bütün dünya görüşümü değiştiren bir etki uyandırdı üzerimde. Alman edebiyat tarihini tekrar okudum, Orta çağ Avrupa tarihini tekrar okudum, Rönesans ve reform hareketlerini tekrar okudum, sömürge tarihini tekrar okudum, geldiğim noktada sadece biyografik eserler ve gezi inceleme, seyahatname tarzı kitaplar ilgimi çeker oldu. İşin özü insanlığın günümüze uzanan tarihi sürecinde doğruluğunu kabullendiğimiz pek çok bilginin, buna sanat ve edebiyatta dahil olmak üzere siyasal gerekçelerle şekil verilmiş tanımlamalardan öte bir değer taşımadığını düşünmeye başladım.Bir Wagner niçin bir Bach kadar değerli değil? Niçin bir mikelangelo bir Leonardo da vinci , Holbein’e tercih edilir? Ay’a niçin bir kez daha gidilmez? Christos colomb Piri Reis’ten sonra yaşadıysa Amerika’nın keşfi nasıl ona mal edilebilir? Piri Reis meşhur haritasını Çinli denizcilerden almışsa denizcilik biliminde geri olduğumuz mu iddia edilecek? Psikoloji bilimi Freud, Adler Faber, Gustov Jung ve Gestallt’e, Alman ekolüne mi mahkum?

İnsan zekâsı sınır tanımadan kültürel aktivasyonunu sürdürecektir. Ve bu geçmişte olduğu gibi günümüzde de coğrafi bölge ve milliyet tanımadan sirküle edilecektir. Mesele bu akışı kontrol edebilmek ve kendimizce tanımlayarak tasnif edebilmektir. Macar düşünür Ligeti ‘ beyaz insanın başarısını’ bu tasnif yeteneğine bağlıyor. Koskoca Osmanlı Padişahı 2.Abdülhamit Han, Rotschild ailesinin kararı ile diskalifiye edilerek imparatorluk çökertiliyor. İnsanlığın tüm tarihinde bu dönüşümler dönem dönem hep yaşanan oluşumlar. Devirler açılıp devirler kapanıyor. Sosyal olaylarda matematiksel veriler gibi belli dönüşümler içinde ritmik tekrarlara sahip. Tıpkı Vivaldi’nin dört mevsimindeki ezgiler gibi. Yükselen ve alçalan tınılar. Yazın kışı kovalaması, kuşların ve rüzgârın bu ahenge katılımı. İnsanın bu derinlikte tüm algıladıkları. Bir pervane böceğinin bir güne sığan tüm ömründe yaşadıkları kısalığında. Korkudan sevince, mutluluktan eleme bana ait ne varsa tüm bir ömürde hepsi işte bir gün kısalığında.Gördüklerim, hissettiklerim bir serap yanılgısında iken var oluşun tanımlaması bu kör düğümde iken İskender’in kılıcından bana ne.Günü yaşamak kaygıya dönüşmüşse şairin dediği gibi yetiş ey körlük yetiş.Descartes’in düşünüyorum o halde varım önermesini bir tespit sanmıştık halbuki yok oluşun korkusuyla atılan bir çığlıkmış.Ömer Hayam, matematik dehası söze anlatıma zihnindeki ölçüleri kazıyan şair, teselliyi kırmızı şarabın avuntu ve boş vermişliğinde bulmuşken ben Pisagor’un Yunan sitesini matematik denklemlerini kullanarak yıkışını mı okuyacağım? Neyzen Tevfik pervasızlığında, zekânın tutarsızlığa isyanının asaleti dışında başkaca anlam aramaya ne gerek var? Göz kapaklarım ağır ağır kapanmaya başlarken zihnimde uçuşan bu bilgi kırıntıları dikkatimi çekiyor. Freud, algı düzeylerini bilinç ve bilinçaltı olarak ayırmakta haklı olmalıydı. İşte uyuklamayla birlikte irade denetimi zayıfladığında şuur altındaki birikim bu şekilde resmigeçide çıkıyordu. Zaten bizim kültürde de yakaza hali denilen uyku ile uyanıklık arasındaki bu noktada görülen rüyalar tabir edilirdi.

Uykuya dalmadan önce verdiğim kararı bir kez daha sorguladım. Sınav yeri olarak İstanbul’u seçmediğim için hayıflandım. Derken Graz şehri geldi aklıma Avusturya’nın Almanya sınırındaki son şehirlerinden biriydi sanki. Hayal meyal hatırlıyorum. Baba bu Yugoslav dilindeki gibi kaba, bu isim nereden gelmiş diye sormuştum o zaman. Belgrad, Leningrad arasındaki benzerlikten dolayı. Slav kökenli olmalı. Eğer Almanca ise, Kraus’dan bozma bir kelime olup haç anlamına gelir. GrouBe kökenli olamaz. Östereich, olarak yazılıyordu galiba. Telaffuzda österâyşşt diyorduk. Östereich, ist sehr schön aber sehr kleine land.Derdik.Sanki büyüklüğü yada küçüklüğü çok önemliymiş gibi.Adolf’te benzer şeyler söyledi de tarihin akışı değişti .Adamlar durumu saflığımıza vermeseler de bizi ciddiye alsalar siyasi kriz çıkacakmış be. Almanları Avusturyalılarla mukayese ettik te çok iş yaptık.Hatırlıyorum o yaşlı kartoloş, Sınıfta Katolik olmadığını bildiği için bana ‘ Aydin Warum drinks du nicht. Die Türkishe leute ist vie katholishe leute ist daB var ?’ demişti de ben de İnançlarınıza bağlı olmanız saygıdeğer bir tutum şeklinde anladığım için ‘ Ja, ja natürlich’ şeklinde cevaplamıştım. Meğerse Almanya Lutheryenliğin merkeziymiş de haberimiz yokmuş o zaman. Neo nazizm ve ırkçılık kim ne derse desin bütün makyaja rağmen yaygın Almanya’da. Zavallı peder İzine geldi de gördük oranın şartlarına göre emekli oldu. Posası çıkmış zavallının.Yüksek ücret alsa ne olacak. Almanya bize ait pek çok şeyi aldı götürdü beraberinde.Yazık ki ne yazık.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 177
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 1210
Kayıt tarihi
: 09.03.07
 
 

1965 Almanya doğumluyum. Atatürk üniversitesi İlahiyat fakültesi mezunu olup, öğretmen olarak çalışm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster